21 Ekim 2016 Cuma, 22255 kişi okudu
ZAMANDA İZ BIRAKMAK
Hala çocukluğunuzun geçtiği şehirde mi yaşıyorsunuz sorusuna pek çoğunuzun cevabının ‘’HAYIR’’ olacağından eminim.
 
Peki çocukluğunuzun geçtiği ev ve sokak, gençliğinizde gittiğiniz sinema, yirmi otuz yıl önce o çok sık oturduğunuz pastane hala ayakta mı?
 
Bu soruya kaç kişi ‘’EVET’’ cevabını verecek bilmiyorum ama benim çocukluğumun geçtiği ev ve sokak, ilk gittiğim sinema, gençlik yıllarımda sıklıkla oturduğumuz pastane artık yok.
 
Yanlış anlaşılmasın şehir hala ayakta.
 
Savaşta da olmadı, tahrip gücü yüksek bir deprem de olmadı bu geçen sürede. Ama beni ben yapan o mekanlar yok edildiler işte.
 
Gündoğusundan günbatısına doğru yüzyıllardır göç ediyoruz.
 
Sadece biz değil, tekmil doğu ülkelerinin halkları göç ediyor.
 
Gündoğusunun medeniyetin beşiği olduğu ve ışığın hep doğudan yükseldiği o günler çok gerilerde kaldı ne yazık ki.
 
Bugünlerde tüm şehirlerimizde yaşanan kentsel dönüşüm de Anadolu insanın bitmeyen göç hikayelerinin postmodern bir örneği.
 
Hatırlarsınız, kentsel dönüşümü konuşmaya başladığımızda, amacının depreme dayanıklı olmayan yapıların yenilenmesi olduğu anlatılmıştı.
 
Ama geldiğimiz noktada depreme dayanıklı olmayan alanlar ve bu alanlardaki yapıların iyileştirilmesinden ziyade, paydaşlarına yüksek kazanç getiren bölgelerdeki binaların, durumuna bakılmaksızın, bir şekilde yıkılarak yerine yüksek katlı yapıların yapıldığı hepimizin malumu.
 
Eskiden belki dört, bilemedin sekiz ailenin yaşadığı binalar, yerlerini yirmi otuz ailenin odun istifi üst üste yaşadığı, bahçesi olmayan, gökyüzü görülemeyen, herkesin birbirine yabancı olduğu, modern hapishanelere dönüşüyor bir bir.
 
İnsanlar yıllardan beridir yaşamış olduğu mahallelerden ya taşınmak zorunda kaldı ve kalıyorlar ya da mimarisi ve sosyo kültürel dokusu bambaşka bir kimliğe bürünmüş yeni-eski mahallelerinde birer yabancı olarak yaşamak zorunda şimdilerde.
 
Kentsel dönüşüm ülke sathında can hıraş devam ediyor.
 
Hatta bir adım daha ileri gidip şehirlerin, kimlikleri ile özdeşleşmiş anıtları yıkılıyor, şehir hafızasının olmazsa olmazı olan cadde ve sokak isimleri her başa geçen iktidarın keyfine göre değiştiriliyor.
 
Bunlar öyle gizli kapaklı da yapılmıyor hani.
 
Bazen büyük çaplı reklamlar bazen de büyük açılışlarla yapılıyor her şey.
 
Sonra da bu şekilde daha bir şehirli olduğumuz iddia ediliyor.
 
Zaman kontrol edebiliceğimiz bir şey değil.
 
Değişim deseniz o da zamanın kız kardeşi.
 
Şu sonsuz evrende atbaşı sürüyorlar atlarını, istesek de istemesek de.
 
Ama zamanda iz bırakmak ve bunları geleceğe taşıyabilmek mümkün pekala. Ve kültür dediğimiz şey de zamanda bıraktığımız izlerin toplamından başka bir şey değil.
 
Peki biz ne yapıyoruz zamanda iz bırakmak için?
 
Eskileri yıkıp yerine kişiliksiz ve ruhsuz yenilerini yapıyoruz, farklı düşüneni sürgün ediyoruz, karga olmayan tüm kuşları hapse atıyoruz, ozanlarımızı yalnız bırakıp evlerinde ısınmaya çalışırken ya zehirlenmesine ya da yanarak ölmesine göz yumuyoruz.
 
Var olanı yok ederek, bir sokağın veya caddenin kurulduğundan bu yana ismi ile müsemma olan adını değiştirerek, farklı olanı veya düşüneni ötekileştirerek geleceğe ne taşınabilir ki.
 
Son söz: Şehirli olmak için aynı evde yüz elli yıl yaşanması gerekir.
 
Eyüp ÖZBAY
E-mail: eyup_ozbay@yahoo.com
Twitter: @ozbay_eyup
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ZAMANDA İZ BIRAKMAK