19 Kasım 2017 Pazar, 4534 kişi okudu
YENİ KAFALAR
 
Bizi bu kafalar mahvetti;
 
Allah aşkına biri çıkıp der mi ?
 
Biyometrik fotoğraf da ne ayak...
 
Hangimiz memnunuz sonuçtan. 
 
Bu kararı verenler!
 
Gülmeyi unutmuş, kaprisliler; Sıska yürekli, bira göbekliler.
 
İşe dayı selamı ile girmiş torpilli erikler.
 
Bahtiyar olmaya çalışırken ihtiyarlayanlar…
 
Armut piş ağzıma düşçüler.
 
Süssüz - püssüz griler. 
 
Her naneye sayıp - sövenler.
 
Yel gibi gelip sel gibi gidenler.
 
Eskiyikler, yitikler.
 
Tam ağlarken gülüverip sümüklerinden balon yapmayı iyi bilenler...
 
Derdi bereketliler, dilliler...
 
Olmadık işlerle uğraşmayı meslek edinenler.
 
Belli ki dar kafanızın anahtarı, çöpten binaların altında kaybolmuş.
 
Ne istediniz bizim gülen yüzümüzden, rengarenk resimlerimizden.
 
Geri verin eski sevimli ve güleç yüzlü kimliklerimizi.
 
Sahi toplum olarak çok mu mutluyduk da biraz azaltalım dediniz.
 
Yetindiğimiz mutluluğumuza el freni çekip durdurdunuz. 
 
Zaten mutsuzluğu kendimize şiar edinmişiz.
 
Sokakta herkeste bir sinir, bir asabiyet... Bari cüzdanlarımızdaki minik resimlerimiz mutlu kalsaydı.
 
Yineliyorum biyometrik fotoğraf da ne ayak...
 
Hangimiz mahpushane kaçkını gibi dolaşıyoruz, Hangimiz zombiliğe merak salmışız 
 
Peki ya ben!
 
O günden sonra bende sonuç bir hayli vahim.
 
Artık bir kişi olduğuma inanmayıp, diğer benle muhabbete girer oldum.
 
Eski sevimli ben ve şimdiki kendini savaş kaçkını zanneden ben. 
 
Evet, şaka yapmıyorum. Yeni kimliğimin bana verdiği yetkiye dayanarak bundan gayrı çok ciddi ve asabi biriyim.
 
Resmî işlem yaptırmaya korkar oldum.
 
Trafikte otuzla gidiyorum mesela.
 
Olur da kimlik ve ruhsat istemesin memur bey.
 
Ben ki trafikte ceza yediğimde dahi ilk önce mobeseden çekilen resimde acaba nasıl çıkmışım diye stres yaparken; nerden bilebilirdim ki bundan sonra asabi bir mizaçla beraber yaşayacağımı...
 
Biyometriğin beni ne hale düşürdüğünü tahmin ediyorsunuzdur eminim.
 
Ya da bana ne de diyor olabilirsiniz.
 
Her neyse ben umursadığınızı düşünüyor devam ediyorum derdimi yanmaya.
 
Ah!
 
Biyometriksiz Melike...
 
Öyle içimdesin ki; nasıl da  gülümsüyorsun bana, nasıl da  güzelmişsin bilememişim kıymetini. 
 
Şimdi öyle ulaşılmaz ve öyle işlevsizsin.
 
Şöyle bir baktım da şimdiki halime artık Ağrı Dağının eteğinde uçan güvercin bile olmak istemiyorum.
 
Üf ya ne ara bıktırdınız beni kendimden.
 
El insaf!
 
Bir kafa namluya böyle mi sokulur acı bir teslimiyet ile.
 
Ah; eski fakat içi dışı bir günlerim.
 
Şimdi;
 
İşte böyle suratsız, işte böyle sinirli...
 
Kabul edelim, hangimiz mal gibi çıkmamışız ki.
 
Ben; işte ben!
 
O biyokara günden sonra!!!
 
Söylenmemiş sözlerim, yüzüme vurmuş kinlerim var sanki.
 
Açtım kapadım mazinin çekmecelerini...
 
— Pardon! Cüzdanımın gözünde hasretle bekleyen eski beni...
 
Artık aynı hikayenin farklı başrolü, birbirinden alakasız kimliğimin tek öznesiyiz.
 
Aynı bahanelerin farklı kraliçesi...
 
Farklı ruhlarda can bulmuş tek beden. 
 
Bir sürü yalanın tek beyazı.
 
Aynı lehçenin ayrı günaydını…
 
Tek ağacın farklı iklim yaşayan bocalayan yaprağı (baharı karşılar gibi şen, kışı karşılar gibi sert ve hüzünbaz.)
 
Aynı sinema salonundaki farklı filim.
 
Aynı denizin farklı dalgası sakin ve de hırçın.
 
Ben artık benimle en yakın, en uzak...
 
Hafızam günden güne zayıflıyor gibi.
 
Ha monologlarıma müdahil olmuşum, ha akşam yemeğinde patatesli taze fasulye...
 
Ne kadar kaçmak istesem de bağdaş kurup oturuyorum.
 
Bilin istedim; 
 
Artık hanımefendilik, naiflik iddiam yok. 
 
Alemci ve de neşeli Suriye delikanlısıyım.
 
Pardon çıkaramadım; Melike miydi isminiz?
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
YENİ KAFALAR