15 Kasım 2018 Perşembe, 1814 kişi okudu
YAZMAYIP DA N’APAYIM
Nasıl anlatsam. 
 
Kalabalıklar arasında fark edilmez hale gelmek, ya da fark edilmek bile istememek. 
Fark edilmenin gün geçtikçe verdiği bunaltı ile bunalmak. 
Yalnızlaşmak. 
Yalnızlık ile kalbi kemirmek. 
 
Cüzdanı şişkin yoksullukla,hırkasız dervişlikle, şiirin sarhoşluğuyla, kalbin ucuna kuş sesli zil asmakla,burkulan kalbe buz basmakla uğraşan ben; 
Yazmasın da n’apsın. 
 
Aklına mukayyet olsa, yüreğine mani olamayan, durup ay ışığı önünde kümelenmiş bulutlara vakit ayıran ben. 
Yazmayıp da n’apsın. 
 
Bir türkü sıkıştırıp iki dudağının arasına, içinden uğurlayamadıklarıyla, 
Beyninde zincirleme kazaya yol açan cümleleriyle, 
Güvendiği dağlara olabilecek doğa olaylarının hepsinin oluşuyla,  
Mayınların yerini bile bile, tek tek ,tekrar tekrar basmakla, 
Kendini dinlerken bile kendine inanamamakla,
Yaralarının kabukları bile yarasına sahip çıkamamasıyla boğuşan ben; 
Yazmasın da n’apsın. 
Ah ben.
Her telden çalamayan, tize dahi inemeyen, kafa ile kalp arasında kalıp ileri ,geri vites bile beceremeyen. 
Orada dur dedikten sonra gel geri deyip kimseye park yeri gösteremeyen. 
Kimsenin dünyasını kendi lunaparkına çevirip de eğlenemeyen ben; 
Yazmasın da n’apsın. 
 
Kelimelerimin cümleler ile savaşı küçüklükten mi gelme yoksa sonradan mı görme çözemedim. 
Ama öğrendiğim ve sonra da bilir hale geldiğim tek şey başka türlüsünü beceremediğim. 
Bir kitabı, bir kara kalem tabloyu, uçan kuşu, açan çiçeği, doğan güneşi, seni... 
Başka türlü dillendiremediğim. 
İşte böylece garip mi garip zevkler edindim. Ya da gariplikler beni zevk edindi. Belki de zevk edinmeye çalışan bir garibim.
 
Kim bilebilir? 
Belki de yıllar sonra yani şimdi parmaklarımın ucundan ortaya çıkacak “hisli yazar” ünvanımı da toplum ve ailem yıllar öncesinden keklik gibi avlamıştı. 
Heyhat, o zamanlardan şimdiye bu avlanmış kekliğin uçuşan tüyleri arasında kendimi nasıl fark edebilirdim ki? 
 
Yazmak işte! 
Kalbimde iri bir koçbaşı gibi. 
Her an göğüs kafesimi kullanarak boynuzlarını biliyor. 
Kağıdı gören kalemim taze çim görmüş keçi misali üzerinde istemsizce sekiyor.
 
Yazmak işte! 
Göğsümün alt kısmından fırlayan bir sancı. 
Ceza sahasından , orta şut karışımı bir vuruşla acıtarak dalgalanıyor içimde. 
O’nu O, beni ben yapan bir acı ile acınacak hale getiriyor beni. 
 
Dedim ya nasıl anlatsam bilmiyorum. 
Kelamım mı kelimelerime, kelimelerim mi kelamıma muhtaç. 
Yoksa ikisi de kalemime mi bilmiyorum.
Okuyucu Yorumları
Haberler
YAZMAYIP DA N’APAYIM