22 Ekim 2017 Pazar, 922 kişi okudu
YAŞAMA DAİR
 
Bir kadın ve bir erkek 
Hayat onları evlenmeye karar verdikleri anda kaderin bir parçası olarak karşılaştırır. Erkek sinirli, kavgacı, kadın yalana alışmış, kıskanç biri.
 
İki olumsuz karakter evliliklerini sürdürürken hergün huzursuzluk, şiddet ve  kavga.
 
Kadın, çoğu zaman eşyalarını toplayıp gider baba evine, orda denilir ayıptır geri dön koca evine 
Erkeğe düşen görevse, erkek değilmisin git getir karını kendi evine 
Sonra alışırlar şiddet ve kavga ile  iletişim kurmaya..birbirini hırpalamaya...
Zaman ilerlerken çocuklarda olur, büyür, okur gelirler bir yerlere.. ama nasıl.. 
iki sorunlu karakterin gölgesinde, iki tedavi edilmemiş hastalıklı kişiliklerin eğitiminde.
sonuç;
 
Çocuklar bencil, yalana yatkın, hırslı ve entirikacı.. 
 
Mutluluğun, huzurun, iyiliğin çok uzaklarda olduğu bir yaşamla hayatlarını idame etmeye çalışan sorunlu bireyler.
 
ve onlarda evlenir,  kendi anne babalarından gördükleri  eğitimi vermeye başlarlar çocuklarına ..ve bir nesil gelecek nesli kötü yetiştirme tarzıyla zehirler.
 
Her zaman çevrelerinde varolan düşmanları, hayatlarında huzursuzluk, paraya düşkünlük, ahde vafasızlık ve birçok olumsuzlukla başetmek için çaba sarfederler. 
 
Niçin bunu yaptıklarını bilemeden..
Bilmemeleri de öğrenmeye müsait karakterin olmamasından değil,  öğretenin olmamasında. 
 
Ve o kadın ve erkek, hayatın savaşına öyle bir kapılırki çocukların karakterlerinin nereye savrulduğunun farkına bile varmazlar. 
 
Kaçınılmaz durum yaşılık dayanır kapıya,, çocuklarına öğrettikleri maddi çıkarlar ve şiddettten daha farklı olan merhamet bekleme başlarlar.
 
Hayata karşı demir gibi hazırladıkları çocukları en başta arkasını döner onlara.. 
 
Bir araya gelindiğinde birbirlerine hakaretler, hadsizlikler ve mal bölüştürme kavgaları... 
 
Kadın döner kocaya ; bey der, anne babalık hakkı nedir bilmez bu çocuklar nede  vizdansızlar..
 
Ne oldu da böyle oldu düşüncesi hakim olur beyinlerde ama gelmez akıllarına kendi eserleri olduğu. 
 
Mükemmellik duygusu, kusur arayıcılık izin vermez buna.
 
Ve kendi yalanlarıyla avuturlar birbirlerini..Hayat acımasız yoksa olurmuydu çocuklar bu kadar vicdansız..
 
Çok değil sevgi ve saygı çerçevesi içerisinde büyümüş olsaydı çocuklar bugun merhameti, vefayı öğrenecekti en önemlisi çocukların kendileri mutlu olacaktı.
 
Sürekli kaygı, huzursuzluk, nefret, hayata bir kez gelen bir beden, bir ruh için çok ağır bir yük değilmidir.  Kötü giden dünya için, ruhsal durum için bir davetiye değil midir. 
 
Yarını kurtarmak adına bugünü harcamak... maddi çıkarlar için güzel değerleri yitirmek....gösteri yapayım derken basamak olarak birilerini ezmek.... kendini kanıtlamak adına dostunu satmak... hırslanmak... nefret etmek... düşeni görmemek... hak yemek... hakikatten uzaklaşmak hepsi birer insan ruhu için pis bir illettir bir yerden başlayıp temizlemek gerekir.
 
Bu yüzden hayat adına neye yatırım yaptığımız çok önemli, bizi karşılayan felaketler tamamen yaradan tarafından başımıza gelen şeyler değildir, birçoğu tercihimiz ve seçimlerimizdir. 
 
İrem Aydın
 
 
 
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
YAŞAMA DAİR