04 Aralık 2018 Salı, 466 kişi okudu
SEDAT YASAK
VİÇİK
Seksenli yılların ortalarıydı. Alacakaya’da avlusu olan küçük bir evde oturuyorduk. Avlu genişti. İçinde küçük bir kümes yaptı babam. Sonra da köyden birkaç tavuk satın aldı. 
 
Babam, bize dönerek: “Tavukları ara ara avluya çıkar, yemlerini ver, karınlarını doyur” dedi.
 
Kardeşlerimle birlikte tavuklara bakmaya başladık. Bir süre sonra biz de tavuklar da birbirimize alışmıştık. Her sabah yumurta durumlarına bakmak için kümese heyecanla gidip bakıyorduk.
 
Derken tavuklardan biri kuluçkaya yattı. Bizim için heyecan dolu günler de böylelikle başlamış oldu. Her sabah tavuğun altındaki yumurtaların civcive dönüşüp dönüşmediğinin kontrolünü yapıyorduk, kardeşlerimle birlikte. Her ne kadar bunun için üç haftalık sürenin dolması gerektiğini bilsek de, içimizdeki heyecana yine de engel olamıyorduk.
 
Hele son bir hafta, geçmek bilmedi. Kuşların ötüşleri bile kulaklarımıza civciv sesi gibi geliyordu. Her seferinde “Civciv çıktı” heyecanıyla soluğu kümeste alıyorduk. Uğradığımız hayal kırıklığına rağmen, umudumuzu yine de taze tutmaya çalışıyorduk.
 
Derken 21 günlük süre doldu ama civcivlerden hala bir haber yoktu. Annem bile endişelenmeye başlamıştı.
 
Hatta bu gecikmeyi bize fatura etti.
 
“Her sabah tavuğu kaldırıp yumurtaları ellediğiniz ve soğuttuğunuz için yumurtalar bozuldu” dedi üzüntüyle. 
 
Annemin söylediklerinin doğru olma ihtimalini aklımıza bile getirmek istemiyorduk ama annem haklıydı. O gün birbirimize söz verdik. Artık tavuğa, hele yumurtaya hiçbir şekilde dokunmayacağımıza dair birbirimize söz verdik.
 
Ertesi gün annem iki yumurtayı, bozuldukları gerekçesiyle çöpe attı. Bu durum içimizdeki heyecanı ve umudu da yok etti. Annemin de yüzü düştü. 
Giderek umutsuzluğa kapılıyorduk. Sonraki gün iki yumurta daha çöpe atıldı, ertesi gün bir tane daha…
 
Bozulan yumurtaların etrafa yaydığı koku ise, dayanılacak gibi değildi.
 
Geriye dört yumurta kalmıştı. Onların da bozulup atılacağına artık inanmaya başlamıştık. 
 
Oysa kümeste bir civciv sesi duymak için neler vermezdik. Her sabah bu umutla kümesin kapısına koşuyorduk ama bozulup atılan her yumurta,  yeşeren umudumuzu da alıp götürüyordu…
 
Geriye sadece bir yumurta kalmıştı. Onun da çöpe atılacağı günü bekliyorduk artık. Tavuk bile yumurtanın üzerinden kalkınca, ümitlerimiz de hepten tükendi. 
 
Annem bu moral bozukluğu içinde kuluçkayı temizledi. Kalan son yumurtayı da çöpe atmaya hazırlanıyordu. Ancak bu yumurta diğerlerinden farklıydı sanki, onu eline aldı, salladı. Ucunu hafifçe kırdı. Tam bu sırada sarı minik bir gaganın dışarı çıktığını gördüm. O anı size anlatamam. 
 
Annem yumurtayı kırmaya devam edince, ıslak bir civciv kafası çıktı dışarı. Ve özlemle beklediğimiz o ses…
 
Gözlerime inanamıyordum. Anne tavuk, civcivin sesini duyunca kümese geri döndü ve onu altına alıp ısıtmaya, tüylerini kurutmaya çalıştı. Artık ellememize bile izin vermiyordu. 
 
Birkaç saat sonra tüyleri kuruyan civciv, hepimizi sevince boğdu.
 
Ona gözümüz gibi bakıyorduk. Anne tavuk bile, bir süre sonra bizim bu aşırı ilgimizi kabullenip civcivi bizim şefkatli ellerimize bıraktı. 
 
Evin içinde bakıyorduk ona. Yatağımıza kadar çıkarıyor, onunla oynuyorduk.
 
Kekliğe benzer çizgileri vardı. Görünüşündeki güzellik, mahallelinin de civcive olan ilgisini arttırmıştı. Bazı arkadaşlarım hemen her gün civcivi görmeye, sevmeye bizim avluya gelirlerdi.
 
Günler sonra renkli tüyleri ve kuyruğu da çıkmaya başlayınca, tüm dikkatleri üzerine çekti. Göze gelmesinden endişe ediyorduk. Hasta olur korkusuyla, arkadaşların elle dokunmalarına bile izin vermiyordum.
 
Bir bahar sabahı, yeni çıkan otlardan nasibini alması için, civcivi dışarı çıkardım. Ben de kardeşim de başındaydık. Civciv kendince yeri eşeliyor, yemleniyordu. Biz de sevgiyle onu izliyorduk.
 
Nereden geldiğini göremediğim sarı bir sokak kedisi hızla önümden fırlayıp civcivi boynundan kaptığı gibi alıp kaçtı…
 
İlk birkaç saniyelik şoku atlattıktan sonra, elimdeki sopayla, bağırarak kedinin arkasından koştum. Civcivse kanatlarını çırparak kendini kedinin dişlerinden kurtarmaya çalışıyordu. Kediye yetişip elimdeki sopayı tüm gücümle ona indirdim. Sopayı yiyen kedi civcivi bırakıp kaçtı.
 
Boynunda kedinin diş izleri olan civcivse, hareketsiz bir şekilde yerde yatıyordu,  yarası ağırdı. Son bir umutla onu gözyaşları içinde elime alıp eve getirdim. Yaralarını temizleyip birkaç damla su damlattım gagasından aşağıya…
 
Ama işe yaramadı. Çok geçmeden hepimizin gözü önünde çırpına çırpına can verdi...
 
Okuyucu Yorumları
Haberler