05 Ocak 2017 Perşembe, 2990 kişi okudu
UMUTLU OLMALI İNSAN
Hayal etmek; hala umut var demektir, hayata farklı bakabilmektir, daha güzele ulaşmak için zorlamaktır, doğaya ve kendi kendine meydan okumaktır.
 
Ve bir hayalin peşine düşmekte, kendi kendimiz ile yüzleşme ve sınırlarımızı test etmenin farklı yollarından biridir.
 
Ne yazık ki hayalleri olup, hayallerinin peşinde koşacak kadar cesur insanlardan mütevellit bir toplum olduğumuzu söylemek oldukça zor.
 
Yaşımız, cinsiyetimiz ve sosyal statümüz ne olursa olsun, bir hayalin peşine düştüğümüz an, ailelerimiz veya toplumun bize müdahale edebilecek en uygun organları vasıtasıyla, usulünce uyarılıp gerekirse de cezalandırılmamızın, bu sonuçta önemli katkıları olduğu da su götürmez bir gerçek. 
 
Gelecekten pek bir beklentisi kalmamış, ucu bize dokunmadıkça olan bitene itiraz etmeyen, payına düşene razı, fazla zorlamaya gerek bile duymayan, mevcut durumunda bir gerileme olduğu zaman bile ‘’mutlaka yetkin ve etkin birilerinin bizden daha iyi bildiği bir şey vardır’’ düşüncesinin hakim olduğu bir toplumuz işte.
 
Bizden başka hangi kültürde ‘’bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ atasözü ile aynı anlama gelen  bir atasözü veya deyim vardır bilmiyorum ama biz de var.
 
Biz hayal etmeyip, çalışmadığımız ve üretemediğimiz için  dünyanın geri kalanı durmuyor tabi ki.
 
Aksine pek çok ülkede insanların hayal kurmaları, yeni fikirler geliştirmeleri teşvik ediliyor.  
 
Kendi durumumuz içinse, ilerleme olmayınca gerilemeye başlamakta kaçınılmaz tabiki.
 
İşler neden yolunda gitmiyor diye durumu analiz etmeye çalıştığımız zaman da, bizi çekemeyen ne çok devlet, başarılarımıza tahammül edemeyen ne çok toplum var diye düşünürüz de, nerede hata yapıyoruz sorusunu kendimize sormak aklımızın ucundan bile geçmez. Ne ilginç değil mi?.
 
Hatayı hep başkalarında veya dışarıda aramanın en önemli nedenlerinin, sosyo psikolojik kodlarımızda saklı olduğunu düşünmüşümdür hep.
 
Misal; Çocuklarımız daha bebekken ayakları takılıp da ‘’yere’’ düştüklerinde veya bir ‘’nesneye’’ çarptıklarında, çoğunlukla canları yanar ve ağlamaya başlarlar ya hani. İşte tam çocuğun bu düşme veya çarpma olayı sonrasında, toplumuzda ki ebeveynlerin büyük çoğunluğunun davranış biçimi şu şekildedir; 
 
1-) Çocuğu susturmak için, çocuğun düştüğü‘’yeri’’ veya çarptığı ‘’nesneyi’’ elle hafif hafif pataklamak. Yani dövüyormuş gibi yapmak. 
 
2-) Hatta bu yetmez. Çocuğun canını acıttı diye, ilgili ’’yer’’ veya ‘’nesneyi’’ şirin şirin azarlamak. 
 
3-)Sonra da  çocuğa dönerek, canını acıtan ‘’yeri’’ veya ‘’nesneyi’’ cezalandırdığımızı şipşirin bir şekilde ima etmek ve çocuğu pışpışlamak şeklindedir. 
 
Aslında burada çocuğa verdiğimiz mesaj şudur. Sen hata yapmadın. Hatayı senin yoluna çıkan o ‘’yer’’ veya ‘’nesne’’ varya. Hah! İşte o yaptı o hatayı. Bu kadar. 
 
Bu ve buna benzer sosyo psikolojik kodlarla kodlanan o çocuklar gün gelir büyürler.
 
Onlar büyüdükçe de karşılarına çıkan engeller ve problemler de doğal olarak büyür ve zorlaşır.
 
Ama buna karşın, çocuklara gösterilen toplumsal davranışlarda çoğunlukla pek bir değişiklik olmaz.
 
Sonra bu çocuklar daha da büyürler, birer yetişkin haline gelip toplum denen o sosyal aygıtı oluştururlar.
 
Bu şekilde yetişen veya yetiştirilen toplumun hayal kurması, problemlerini tespit etmesi, bunlar için kalıcı çözümler getirmesi ve hatalarından sürekli öğrenerek kendini ileriye doğru taşıması ne kadar olası bilmiyorum.
  
Ama yine de umutlu olmalı insan.
 
Bazen yağmurdan sonra, bazen bir insanı tanıyınca, bazen de farklı bir kültürü tanıdıktan sonra gökkuşuğa çıkabilir aniden.
 
Ümitle kalınız.
 
Eyüp ÖZBAY
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
UMUTLU OLMALI İNSAN