13 Temmuz 2016 Çarşamba, 4526 kişi okudu
ÜÇ ZAMAN ÜÇ MEKAN
Şu hayat dediğimiz yolculuğun farklı zaman ve mekanlarında, her biri biraz biz, biraz çocuğumuz, biraz arkadaşımız, biraz Anadolu olan üç çocuk tanıdım. Her birinin pırıl pırıl gözleri, koskocaman yürekleri vardı her an güneşe sefere hazır. 
Bir gün toplandık, uzun uzun sohbet ettik. O gün ben de biraz çocuk, biraz dost, biraz babaydım ve en çok da şu garip dünyada Adaleti arayan bir deli. Ben sordum onlar anlattılar sırtlarındaki o geçmiş denen küfeden yaşamak zorunda kaldıkları zamanı ve mekanı çıkararak tek tek. 
 
1. Zaman ve Mekan
 
Benim cocukluğumun geçmiş olduğu o Mega Şehirde zaman en kıt olan, en yettiremediğimiz şeydi. Saatlerimiz, akıllı telefonlarımız, iPadlerimiz ve tüm akıllı ev aletlerimiz GMT’yi (Greenwich Ortalama Zamanı) referans alır sıfıra yakın bir hassasiyetle zamanı gösterirlerdi. Aynı hassasiyetle planlarımız günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak yapılırdı. Bu da yetmez bazen günler ve haftalar tekrar tekrar bölünür ilaveler yapılırdı ama en nihayetinde de bir gün de eni sonu ancak 24 saatti. 
 
Sabah kalkacağımız saat, okuldan çıkacağımız saat, oyun değil ama spor yapacağımız saat, kimlerle nerede ve ne zaman buluşacağımız, güneşi ne zaman göreceğimiz, toprağa ne zaman dokunacağımız her şey hassas bir şekilde planlıydı. 
Annem ve babam girmemi istedikleri o okulu her fırsatta hem de ne kadar da iyi ebevyn olduklarını vurgulayarak durmaksızın ima ederlerdi. Ama onlarla hiç konuşamadan güne başlayıp akşam yatağa girdiğim çok sık olurdu. Ben onları çok özlerdim. Onlar da özler miydi beni acaba diye hala sorarım kendime.
 
Yaşam GMT’ye ayarlı o kutsal saatin akrep ve yelkovananın üstünde dörtnala akar ve biz de ona yetişmek için maaile koşuştururduk. Bir an durup ne yapıyoruz biz yahu demek kimsenin aklına gelmezdi nedense.
 
2. Zaman ve Mekan
 
Benim çocukluğumun geçmiş olduğu o Şehirde ise yaz kış her sabah gün ışımadan evden çıkar, bütün gün  oto sanayi sitesindeki kaportacıda çalışır, akşam karanlık bastıktan sonra da eve dönerdim. Ayakkabı boyacılığı yaptığım zamanlarda akşam eve para getiremediğimde dayak yerdim babamdan. Ama kaportacıda çalışırken böyle bir sorunum yoktu neyse ki. Babam her hafta sonu Ustama uğrar ve emeğimin karşılığını alırdı kendisinden. Dolayısı ile akşam olunca korkmadan eve gidebilirdim. 
 
Annem kopmak zorunda kaldığı o kadim kültürden geriye kalan bir alışkanlık ile  gün ışıdıktan sonra açılan kapıdan bereket girmez der, gün ışımadan gecekondu mahallesinde ki evimizin kapısını açar ve açık bırakırdı yaz kış demeden. Annemin yüzünü ya sabah beni uyandırdığında yada akşamın karanlığında eve varınca görebilirdim. Babamı ise ancak Ustam’dan haftalığımı almaya geldiğinde.
 
Çalıştığım kaportacıda duvara asılı bir takvim bulunur ve ustam her sabah o takvimden birer sayfa koparırdı. Ama benim için günler biri uzayınca diğeri kısalan gece ve gündüz, mevsimler ise sadece yaz ve kıştan ibaretti. 
Bugün hala açık bir gecekondu kapısı görünce annemin ‘’Bereket’’ dediği o gizemli varlığı arar gözlerim.
 
3. Zaman ve Mekan
 
Benim cocukluğumun geçmiş olduğu o Köy de ise halk arasında modern anlamda bir takvim veya saat kullandığımızı veya buna ihtiyaç duyduğumuzu hatırlamıyorum.  Mesela yaz, okullar tatil olunca başlar, okullar tekrar açılınca biter, sonbahar okullar açılınca başlar, kar yağmaya başlayınca biter, kış ise karlar eriyip güneş bizi ısıtmaya başlayınca biter ve peşinden ilkbahar başlardı.  İşte bu kadar basit. 
 
Hele okulların tatil olmasından sonraki durum çok daha görkemliydi. Tatil başladıktan sonra köyün koyunları ülkemizin büyük nehirlerinden birinin doğduğu o derede hemen hemen her yıl aynı zamanlar da yıkanırdı, kırpılmalarından birkaç gün önce. Ama kimsenin de bugün Haziranın bilmem kaçı hadi koyunları önce yıkayıp birkaç gün sonrada kırparız dediğini hatırlamıyorum. Bu durum ekinler ekilirken de böyleydi, kışlık tarhana bulgur yapılırken de. 
 
Hani nasıl göçmen kuşlar o inanılmaz güdüleri ile mevsimin değiştiğini anlar ve gruplar halinde bir yerden bir yere göç etmek için önce bir araya gelir sonrada topluca uçup giderler ya işte bizimki de aynı o hesaptı işte.
 
* * *
Üç zaman ve üç mekan. Kimisi çok uzak bir ülke kimisi hemen yanıbaşımızda. Ve bunların arasında veya ötesinde de mevcut olan her biri kendine münhasır daha milyonlarca zaman ve mekan. Hiç bir çocuk kendisi seçmedi, seçemiyor doğduğu ve  dolayısı ile katmerli bir şekilde maruz kaldığı mekanı ve zamanı. 
 
Tüm hayatlarının doğduğu zaman ve mekana göre şekillenen bu üç çocuğun ve diğer geri kalan milyonlarcasının suçu ne peki? 
 
Sebep coğrafya mı, kader mi, baht mı, şans mı? 
 
Ey bu dünyanın ve tüm evrenin sahibi, bu yüzyılda da Adaleti aramak yine delilerin işi mi? 
 
eyup_ozbay@yahoo.com
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ÜÇ ZAMAN ÜÇ MEKAN