09 Eylül 2017 Cumartesi, 3386 kişi okudu
Toz içinden bir ışık hüzmesi
 
 
 
 
 
Gün uyanır en derin uykusundan,
Şehir perdelerini çeker birer birer,
Bir telaş ki kıtlıktan çıkmışçasına 
Gizliden bir gülümseme,
Açıktan bir ciddiyet.
Susamışlıktan yorulmuş bir karınca...
 
*
Evet, bir karınca misali... 
Memleketimin tarihine konu olmayı hak eden gizli kahramanlardan biri bence… 
Kimden bahsettiğimi merak ettiniz değil mi? 
Adıyla şanıyla "Bayro".
Bayram amca; halk arasında Bayro olarak bilinen bir çınar.
Bence hipermarket zincirlerine, süpermarketlere, Cafcaflı franchising'lere kafa tutabilecek; azımsanmayacak bir kitleye sahip tek kişilik holding, Bayram Amca.
Her zaman bahsini duymuş fakat bir türlü gidememiştim. 
Yazı yazma tutkum, Yeni Ufuk'lar açması yanında yepyeni ortamlara da kapılar açtığının ispatını gün geçtikçe yaşıyorum.
Yazmalıydım ben, ticaret abidesini.
Önce birebir görmeli, yüz yüze sohbet etmeli, gözlerindeki yaşanmışlığı hissetmeliydim.
Gitmesine gidecektim yanına.
Ama duyduklarım çekinmeme sebep oluyordu.
Duyduklarım derken; "bayram amcanın sağı solu belli olmaz. Kafasına esti mi seni dükkanından dışarıya çıkarır tek kelime soru sormana müsaade etmez. Kaldı ki cevap vermek...”
Ne kadar çekinsem de her zaman olduğu gibi karakterim kafama koyduğumu yapma konusunda kesin ve netti.
Adımlarımı atarken kaygılarım yetmezmiş gibi bir de zamanlama hatası yapmaktan ötürü kendime de kızıyordum. 
Çünkü kurban bayramına iki gün kalmış ve bahsedilen Bayro kuyruğu tahmin ediyordum ki iki katına çıkmıştı. 
Ve tam da tahmin ettiğim manzaraydı bulunduğu sokakta gördüğüm .
Onu görür görmez boşuna efsane olmadığını anlamıştım.
Bükülmüş belinde yılların gururu yatıyordu.
Yığınla insana tek başına cevap verebilen donanımlı bir hesap makinesiydi karşımdaki.
Ben de kuyruğa girdim ve bir müddet izledim.
Niyetim hem müşterilerin hakkına girmemek, hem de yaşlı bir Spaidermen edası ile raflara tırmanan gizli kahramanı gözlemlemekti.
Ve sonunda sıra bana geldi 
- Buyur kızım ne istemiştin? Demesine karşılık kekeme bir dille;
- Benim maruzatım başka Bayram Amca, dedim ve ekledim:
"Sizinle mini bir sohbet etmek ve naçizane hislerimi de ekleyerek sizi kaleme almak istiyorum" deyince;
Önce; "kızım benim yazılacak bir şeyim yok. Neysem işte bu gördüğünden ibaretim" dedi. 
Fakat dediklerine ve kapısının önünde uzayan müşteri kuyruğuna aldırış etmeden bir süre bekledikten sonra başladı anlatmaya Bayram Amca. 
*
Hayatını özetledi sanki bana.  
Küçük dokunuşlar, ince nüanslar, koca ayrıntılar ile. 
Öyle bir sıkıştırdı ki bir on dakikaya hayatını.
Apaçık belliydi.
Hayat ona, şimdinin tabiri ile ve belki onun hiç duymadığı 'zaman yönetimi' kavramını çok iyi öğretmişti.
İlk sorum; 
- Sizden bahsettiğim zaman önceliğim ne olsun istersiniz? 
Hiç düşünmeden söyledi ve gözlerinde beliren yılların tecrübesiydi diline dökülen.
- Hep çalışacak ama dürüst çalışacak,
- Aza kanaat edecek
- Kalemin de, defterin de, hesap makinen de zihnin olacak...
- Sabah namazı ise ilk siftahın olacak...
Bunlar tamsa tamamsın...
*
Kapıda uzun bir kuyruk ve heyecan içinde geçmişini an an yaşamaya başlamış yorgun bir adam duruyordu karşımda. Ve güler yüzüyle devam etti;
"Elimden hiçbir iş kurtulmazdı. İlk işim babamın yanında kalaycılık yapmak oldu. Sonra berberlik yaptım, dedi devam etti; 
“Hatta berberlik yaptığım Şıhhacı köyünde 30 çocuğu birden bir günde sünnet etmişliğim var. (bunu söylerken gülüyordu) Çok iyi diş çekerdim. Şimdinin dişçileri acemiler kızım ...."
Diyerek bir özeleştiriyi de ihmal etmedik karşılıklı...
Ve devam etti;
“Dillere de destan göz damlası yapardım. Hem de kaynatılmış suyla... Kayınpedere çok iyi gelirdi göz damlam.”
O anlatırken ben hayal dünyama ait film şeridine bağlamıştım kendimi.
Bayram amca anlatırken kuyruktaki bir abi hemen sevineceğim bir ayrıntıdan bahsetmez mi? 
" Güvercinleri unutma Bayram amca güvercinleri. Bir de güvercin çok sever... Yıllık bir ton civarında buğday güvercinlerinin sadakasıdır, Bayram amcanın."
- yüzünde hemen bir mahcubiyet belirdi onu hemen gizlemek istedi. Sevabı kaçmasın kızım onu boşver diyerek...
"Şimdinin idarecileri verdikleri üç kuruş bayram harçlığını veya küçük bir hayrı bile kameralar önünde yapıyor. Ben izlerken haya ediyorum. Onların nasıl yüzleri kızarmıyor." Dedi ve ekledi; 
"Güvercinleri iki sebepten çok severim. (peygamber efendimiz zamanında yaşanan iki kıssa ile sevgisini özetledi.)
*
Kapıda dakikalar içinde uzayan kuyrukta belki uzun yıllar böyle samimi bir sohbet ortamı yaşanmamıştı.
Kuyruğa her eklenen kişi yanındakinden neler olduğuna dair bilgi alıyor ve bir film sahnesi kaçırmış gibi kaldığı yerden devam edip öncesini tahmin etmeye çalışıyordu.
İnsanların hakkını gasp etmenin bende yaşattığı üzüntü,  bir anda yerini farklı duygulara bırakmıştı.
Mutluydum...
Gözümden BAYRO;
İçerden bakınca değil, dışarıdan bakınca beliren gökyüzüydü penceren...
Bin yerden kırılsa binbir yerden tekrar sarılırdı hayata...
Yaşamın naif tarafı işte o sokaktaydı.
Hakikatin aslında entellektüel biçimde kavranamayacağının kanıtıydı.
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
Toz içinden bir ışık hüzmesi