11 Haziran 2019 Salı, 358 kişi okudu
Yücel Can
TEKEBBÜR

Arapça bir kelime olan tekebbür kibir gösterme, kibirlenme, kendini başkasına karşı üstün görme, inat edip hakkı kabul etmeme, büyüklük taslama, enaniyet…anlamlarına gelmektedir.

Tekebbür ne kadar ihtişamlı bir kavram olsa da içi şişirilmiş bir balon bile değildir. Hani balon şiştikçe şişer, bir de sağlam değil, şartlar da müsait değilse sönmeyi bırakın insanın elinde patlarsa varın siz görün o mağlubiyeti ve mahzuniyeti!

Aslında kibir vücuda ur gibi yayılan kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır. Neden mi?

Hastalık insanı huzursuz eder, kişi hastalıktan kurtulmak için belki de şifa aramak adına hiçbir yol bırakmaz, kim bilir varını yoğunu satar sebepler dairesine tevessül eder, aczini anlayıp daha hoşgörülü olur ve rabbine iltica eder.

Tekebbür ise bindiği dalı kesmekten, ayağına sıkmaktan daha tehlikelidir.

Tekebbür beraberinde hakikatleri görmemeyi, yanlış değerlendirmeleri, muhal hayalleri, abartıyı, yalakalığı, kişiliksizliği, şöhreti, hep sanki aynı kalacakmışlığı, haksızlığı, güç bende benden başkası yok-bir tekben- yalnız tek olduğu gibi haller ile kişiyi hallendirir.

Kemal Sunal filmlerindeki fazla özgüvenin hakim olduğu kendini beğenmek kadar masum değildir tekebbür.Tekebbür aslında başkalarına değil, aynı zamanda kişinin kendisine de haksızlık yapması, emanete hıyanet etmesidir.

Bu kadar mı?

Tekebbürün yalan ve abartılı dünyası vardır.Tekebbürün doğru ve sağlıklı değerlendirememe hastalığı vardır. Tekebbürle bazen cüce dev, pire deve, aynadaki hal çoğunlukla aldatıcı olur.

Tekebbürün göreceli, çıkar ilişkilerine dayalı, aldatıcı olduğu kadar sadece varlığa dayalı sınırlı, muayyen zenginliği, belli bir zamana sıkışmışlığı, kaygan zemine göre arkadaşları, dostları vardır.

Tekebbüre dayalı varlık bitince asıl; hastalık, yokluk, fakirlik o zaman başlar.

Tekebbür birçok kötülükle dost olsa da tekebbürün alçak gönüllülük, mesuliyet, samimiyet, sadakat, hürmet, muhabbet, kanaatkarlık, güven, fedakarlık gibi hakiki dostları, yakınları da maalesef yoktur.

Zira tekebbürün temsilcisi ve ilk adresi meleklerin alisi İblis ile müsemma Cennetül Ala’dan tart edilip Allah-ü Teala’nın makamından uzaklaştırılarak Şeytan ismi ile tekebbüründen ateşin topraktan üstün olduğunu iddia ederek Hz. Adem Babamız ile Hz. Havva Annemizi hile ve aldatma ile kandırarak dünyaya gönderen ve Rabbimizden melekliğine karşı insanların imtihanı olan ve bir noktada cehenneme yolculuk vesikasının yönlendiricisi Şeytan değil midir?

Ne kötü bir adres ve temsiliyet! Şeytana tabi olma ve bir noktada kişinin kendisine zarar verme…

Fazla söze ne hacet. Şeytan bir tane ama şeytanlık, şeytanilik çok. Allah’a şükür ki şeytani haller karşısında afv, mağfiret, bağışlanma ümidi var ve bu kapı kapalı değil.Tekebbür için bu sadace başlangıç.

Aslında bu hastalık fark edilerek insan dünyasını ateşe, kabrini zulmete, ahiretini cehenneme çevirmeden kişi afv ve mağfiret kapısı ile Rabbine yönelmeli, tevazu ile elindekileri ile insanlara faydası dokunmalı ve muayyen ömrünü de ebedi saadete çevirerek cehenneme belki adımlar kalmışken, cennete adım atarak nimetlerin asıllarına varmak için halis niyetle hiç değilse karınca misali safını belli etmeli.

Tekebbür kisvesindeki şeytanı fark etme zararın neresinden dönülürse kar kabul edilmeli.

Zira niyet hayır akıbet hayır ve zerre kadar her şeyin bir hesabı hakikati de varsa; ki var.

Haydi hesabilikten hasbilik yoluna…

 

 

Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi