05 Eylül 2018 Çarşamba, 422 kişi okudu
AKIN ERASLAN BALCI
TARİH BİLİNCİ
Türk Milletinde hafıza zaafı var, hafıza zaafının ilacı ise kayıt tutma, o da hemen hiç olmamış.
 
Tarihi devletlerimizde arşivler hep devlet arşivi şeklinde, toplumsal taban bulan sivil girişim hemen hiç yok. Osmanlı döneminde İstanbul’u ziyaret eden bir yabancı şöyle diyor:
 
Bütün Osmanlı İmparatorluğu’nda (hani üç kıtada at koşturulan!) bir yılda yayınlanan gazete-kitap-dergi sayısı, Paris’te bir haftada yayınlanandan daha az!
 
 Gelişmiş ülkelerin olanları kaydetme ve bu kayıtlardan elde edilen bilgilerle geleceği inşa etme gelenekleri var.
 
Bu yüzden 100-200 yıllık planlar yapıyorlar, biz 5 yıllık kalkınma planlarını bile dört başı mamur uygulayamazken.
Tarihi olaylar, olup bitmiş şeyler değildir. Her gün konuşur ve fikir verirler. 
 
Duyup anlayabilirseniz.
 
Tarihle ilgilenenler sürekli bir etkileşim içindedir, günümüz ve geçmiş arasında. Elbette ki her şey aynen tekrarlanacak değildir, fakat durum analizi ve koşulların gözden geçirilmesi yaşadığımız dünyayı daha iyi anlamamıza ve doğru kararlar verebilmemize yardım ediyor. 
 
Tarihçi ile yaşadığımız dünya arasında kesintisiz ve karşılıklı bir etkileşim süreci olduğunu söylüyor bilim adamları. Yani tarihin bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog olduğunu anlatıyorlar. 
 
Biz bugün yaşadıklarımızı tarihi olaylara uygulayarak geçmişi anlayabileceğimiz gibi, geçmişi de gözden geçirmekle günümüzü yorumlayabiliyoruz. Karşılıklı etkileşim denilen de bu. 
 
Tarih bilincine bir türlü erişememiş milletimiz de bu eksikliği yüzünden sürekli aynı konularda yanılıyor, yanıltılıyor. Amerikan emperyalizmiyle, Arap kültür emperyalizmi arasında sarkaç gibi gidip geliyor, kendisini bulamıyor. Oysa sağlam bir tarih bilincine sahip olsaydı geçmişin bugünle yaptığı diyaloğu işitebilecek, bu kesintisiz ve öğretici diyalog onun önünü aydınlatan güçlü bir fener olabilecekti. 
 
Gerçek belgelerde saklıdır. Belge yoksa gerçek de yoktur. Söylencelerden, anlatılardan tarih olmaz. Uyduruk acıklı hikayelerle, aslı astarı olmayan menkıbelerle tarih yaratılmaz. Gerçek ancak belgelerin eleştirisiyle ortaya çıkar. İnsanların başından geçen önemli ve geniş çaplı olaylar kayıtlar üzerinden yorumlanmalıdır. Günümüzün gelişen teknolojisinde kitaplar, internet, gazeteler, radyo-televizyon yayınları bu kayıtları otomatik tutan yararlı araçlardır.
 
Ancak kayıtların birebir tutulması da çok işe yaramıyor. Bir yıllık süreç bile milyonlarca sayfayı tutabilecekken biz nasıl bunları önümüzü aydınlatacak bir fener olarak kullanabiliriz ki?
 
Burada sorumluluk tarihçilere düşüyor. Kendi aralarında branşlaşarak, o muazzam tarih kütlesini yol açtıkları ulusal-bölgesel-küresel etkilere göre önem derecelerine ayırıp sosyal-ekonomik sonuçlarıyla beraber ve objektif olarak önümüze getirmesi gerekiyor. 
 
Günümüz tarihçisinin sorumluluğu çok daha fazla. 
 
Evet yüzyıllar, binyıllar öncesinin belge ve kanıtlarına ulaşmak zor iş, günümüze göre çok çok az sayıdaki belgeden ve kalıntıdan yola çıkarak yorum yapmak zor. Geçmiş binyılların insanlarının kayıt tutacak araçları hiç yok sayılır, bilinçli dikilen az sayıdaki anıt ve yazıtları saymazsak, tarihçiye sadece kalıntılar, kullanılan araç-gereçler kalıyor. 
 
Ancak günümüzde bir sel gibi akıp giden sosyal, siyasal ve ekonomik olayları, tarih formatına indirgeyerek objektif sonuçlar üretebilmek daha zor. 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
TARİH BİLİNCİ