16 Ekim 2017 Pazartesi, 1495 kişi okudu
TABAKALAŞMA VE FARKLILAŞMA
İnsanın kendisini ve çevresini algılayış biçimi bazen her şeyin önüne geçebiliyor. 
 
Adam var, paraya para demiyor. Dudaklarında viski kadehi, parmaklarının arasında Havana purosu, boynunda kalın altın zincir. 
 
Görgüsü yok, bilgisi yok. Hangi toplumsal sınıfın içine doğmuşsa onu nakletmekten başka bir fikriyatı hiç yok.
Gören diyor ki: “Kıro.” 
 
Adam hiç oralı değil: “param çok da ondan çekemiyorlar.” 
 
Ama gerçekler açık, ağzı ne derse desin kendisi, duruşu, tavrı diyor ki: “kıroyum kıro olmasına ama para bende.”
Toplumsal tabakalaşma ve eşitsizlik ekonomik temellere dayalı olsa da insanın algılayış şekli ve öznel yargıları, farklılık düşüncesini zihinlerde oluşturan temel etken.
 
İyi ve kötü, güzel ve çirkin gibi sıfatları kullanmaya başladığımızda farklılığı ve eşitsizliği de kendimiz oluşturmaya başlıyoruz. 
 
Normal bulduğumuz şeylere uymayanlara anormal diyerek, üst düzeydeki ve alt düzeydeki değerler arasında sıralama yaparak tabakalaşma ve eşitsizliği kendi zihinlerimizde oluşturuyoruz önce. Eğitimli ve zengin olmak bir üst değer olarak zihnimizde yer alınca, yoksul olmak bir alt değer haline geliyor. 
 
Zengin ve eğitimliye göre olanakları daha kısıtlı, daha dar ve sınırlı çerçevede yaşamak zorunda insanlar olarak algılıyoruz fakirleri. Oysa cesaret ve azimleriyle olduğu kadar çalışkanlıklarıyla da sınırlarını genişleten, birçok alanda öncülük edenlerin fakirler olduğunu unutuyoruz. Zenginlik atalet, tembellik ve keyiflere teslimiyet anlamına geliyor çoğu zaman.
 
Değerler sistemini oluştururken kimi insanları layık olmadıkları yüksek yerlere, kimi insanları da hak etmedikleri alt değerlere biz atamış oluyoruz.
 
Hata sadece zengin-fakir ayrımında değil. 
 
Sıralama yaparken daha da aşırıya kaçıp, bir de belli bir sınıfa ya da gruba ait oluşu üst bir değer, bir imtiyaz olarak kabul ettiğimiz de çok oluyor. Tabii bu durumda o gruba ait olmayan da bayağı oluyor, adi veya sıradan kabul ediliyor. Bu ayrımlar zihinlerde köklü yer ediniyor ve geleneklerle kuşaklar boyunca naklediliyor. Öylesine ki,ayrımcılık giderek yapısal hale geliyor. Bireyler arasında, gruplar arasında ek siyasal, sosyal ve kültürel eşitsizliklere neden oluyor. 
 
İşte “öteki” böyle oluşuyor.
 
Bizim memleketten olanlarla ötekiler... Benim milletimden olan iyi diğer milletten olan kötü... Bizim dinimizden olan, olmayan.
 
Bu tür ayrımlar doğru mu yoksa yanlış mı, kararı siz verin.
 
AKIN ERASLAN BALCI
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
TABAKALAŞMA VE FARKLILAŞMA