10 Temmuz 2015 Cuma, 3412 kişi okudu
Suriye ‘ye askeri müdahalenin sakıncaları
Devletler veya hükümetler, mezhepsel, ırk veya siyasi bölünme gibi iç ihtilaflar sonucu zayıf düştüklerinde İç ve dış müdahalelere kolay şekilde maruz kalabilmektedir. Bunun örnekleri Ortadoğu ülkeleri tarihinde sık sık görülmüştür. Lübnan, Irak, Sudan, Somali, Yemen vb. bölge ülkeleri buna açık birer örnektir.
 
Komşumuz Suriye rejimi, yaşamakta olduğu iç savaş nedeniyle dış güçlerin işgaline zemin hazırlamış duruma gelmiştir. Ordusu yorgun düşmüş, bölünmüş, IŞİD’e karşı birçok şehirde yenilmiş, toprağının yarıdan fazlasını kayb etmiş, nüfusunun yarıya yakını (4 milyonu mülteci, 7.5 milyonu yerinden olmuş) yerinden yurdundan olmuş, Türkiye, Irak ve Ürdün ile olan sınır kapılarının kontrolünü kaybetmiştir. Şimdiye kadar düşürülmesi engellenen Esed yönetimi yerine alternatif bir rejimin gelmesinin zorunluluğu doğmuştur.
 
Suriye’ye müdahale için iki ülkenin adı geçiyor: Türkiye ve Ürdün. Kürt nüfusun yoğun olduğu ve Kürt güçlerinin (PYG) başarı gösterdiği kuzey bölgesine Türkiye’nin; radikal gurupların başarı sağladığı güney bölgesine de Ürdün’ün müdahale edeceği ileri sürülmektedir.
 
Aslına bakılırsa İran askeri olarak Suriye’ye çoktan girmiş durumda. Esed rejimine destek olmak üzere başta “Devrim Muhafızları” ndan bazı uzmanları, akabinde de Lübnan Hizbullah’ını Suriye’ye sevk etmiştir. Bilahare aynı amaçla Irak, Afganistan ve Pakistan Şiilerinden oluşan milisler de Esed rejimi yanında savaşmak üzere ülke’nin içbölgelerinde yerlerini almışlardır.
 
Suriye’ye komşu diğer ülke İsrail ise, Suriye de Esed rejimi yanında savaşan Lübnan Hizbullah güçlerine karşı gerektiğinde hava saldırılarında bulunmaktadır. İsrail milli güvenlik üst düzey bir yetkilisinin ”Suriye bitiyor, cenazesinin kaldırılma töreni ilerde müsait bir sürede açıklanacaktır.” Açıklamasından sonra İsrail in Golanda işgalinde tuttuğu bölgeye, ilave olarak buradaki yerleşim birimlerinin güvenliği için yen bölgeleri işgal etmek üzere, paylaşılan Suriye pastasından pay almak için fırsat bekliyor.
 
Radikal selefi hareketlerin çok güçlü olduğu Suriye’ye komşu Ürdün ise adeta ateş altındadır. Suriye rejimine karşı bölgesel ittifakın çalışmalarını destekliyor, Suriye ile olan sınırında IŞİD-Suriye rejim muhalifleri arasında devam eden savaşın ülkesine sıçramaması ve güvenliğini etkilememek için ciddi çaba harcıyor. Esed rejimine karşı savaşta yer alan Ürdünlü tekfirci hareketlere bağlı militanların geri döndüklerinde iç istikrarı tehdit edeceği, Ürdün ile Filistinliler arasındaki siyasi çekişmeleride olumsuz etkileyeceğini hesaplayarak projeler üretmektedir. 
 
Suriye ile olan sınırında ordusuyla al-Nusra güçleri arasında çatışmalar devam eden Lübnan’da ise halk ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı Esed rejimi yanında dururken, diğer bir kısmı muhalif güçlerin yanında yer alıyor. İran baskısı altında olan yönetim Cumhurbaşkanını seçemiyor, meclis muattal, anayasa kale alınmıyor ve ülke adeta iç çatışmalara hazırlanıyor.
 
Bölgesel güçler yanında küresel güçler de Suriye ve bölgede yaşanmakta olan siyasi gelişmelerin seyrini etkilemeye devam ediyor.
 
Bir milyondan fazla Suriyeli mülteci barındıran Türkiye ise, Esed’e muhalif güçlere yardımcı oldu, Süleyman Şah türbesini nakletmeyi gerçekleştirdi. Şimdi de hem terör örgütü IŞİD tehlikesine karşı hem de Kürt güçlerinin Türkiye sınırına bitişik olarak oluşturdukları kantonları birleştirmek, bölgede Kuzey Irak Federal Kürt İdaresine benzer bir İdarenin veya bir Kürt Devletinin kurulması kuşkusundan kendi güvenliği için Suriye sınırına askeri birlikler konuşlandırmıştır. 
 
Türk ordusu Suriye ‘ye girer mi? Bu günlerde dünya bu soruya cevap aramakta, farklı yorumlar ve senaryolar konuşulmaktadır. 
 
Yaklaşık dört yıldan beri devam eden Suriye savaşına filen müdahil olmayan Türkiye, ne oldu da şimdi Suriye ye girmek istiyor?
 
Şimdi bu sorunun cevabı ve askeri müdahaleyi tetikleyen nedenler, müdahale senaryoları, operasyonun doğuracağı muhtemel olumsuzluklara kısaca değinmekte yarar görmekteyim.
 
Türkiye’yi müdahaleye tetikleyen nedenler:
 
1-Kürt faktörü kaygısı: Kürt kaygısı her zaman gerek Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve gerekse ülke içinde en önemli sorun olmuş/ olmaya devam etmektedir. Kürt sorunun çözümü için hükümet Barış Sürecini başlatmış ve önemli mesafe kaydetmiştir. Kuzey Irak Federal Kürdistan Yönetimine benzer bir yönetimin Kuzey Suriye’de kurulma kaygısı.
 
2-IŞİD terör örgütünün bölgede ilerlemesi ve Türkiye için oluşturacağı tehdit: Türkiye hükümeti tarafından desteklenen bazı Suriye Muhalefet güçlerinin yönetimlerinde tuttukları Türkiye’ye yakın bölgelerin IŞİD terör örgütünün eline geçmesi durumunda Türkiye’de yaratacağı istikrarsızlık korkusu.
 
3-Beşşar Esedin iktidardan düşmeme riski: Beşşar Esedin yönetimde kalması Türkiye hükümeti için en az Kürt faktörü kadar önemlidir. Türkiye Suriye rejimiyle ilişkilerini kestikten sonra iki amaç için uğraşmaya çalışmaktadır. Birincisi Beşşar ve rejimini devirmek. İkincisi Kuzey Suriye Kürtlerinin bölgede Kuzey Irak Federal Kürt Yönetimine benzer bir oluşumu engellemek. Ayrıca Beşşar Rejimine karşı savaşan muhalif güçlerin IŞİD tarafından yenilgiye uğraması halinde bölgenin tamamının bu örgütün hâkimiyetine bırakılması Esedin iktidarda kalma sürecinin geçici de olsa uzatacaktır. Böyle bir gelişme ise Türkiye’nin Suriye iç savaşından dolayı yaşadığı sorunlar içinden çıkılamaz kuşkusu.
 
Ayrıca sınırımıza yakın bölge gerek IŞİD ve gerekse Kürt güçlerinin hâkimiyetine geçmesi durumunda Türkiye’nin Arap dünyasına açılan kapısı kapanacak ve Suriyeli muhalif güçlerle fiili irtibatı kesilecektir. Mezkûr ihtimallerin önüne geçmek, Suriyeli silahlı muhalefete destek masajını vermek için Cerablus bölgesinin TSK tarafından bir süre kontrol altında tutulmasının sağlanması. 
 
Suriye’ye Müdahale Senaryoları:
 
1-Önemli bir konuma sahip Cerabulus bölgesine sınırlı bir askeri operasyonla Kuzey Suriye de oluşan Kürt kantonlarının birleşmesini engellemek, Fetih ordusu ile Suriye Özgür ordusu gibi silahlı gurupları IŞİD ve Kürt ilerlemesine karşı durmalarına cesaretlendirmek.
 
2-Bölgesel düzeyde ve özellikle İran ve Rusya yönetimlerine anılan muhtemel operasyonun Suriye toprak bütünlüğünün parçalanmasını önlemek için düzenlendiği imajını yaratmak.
 
3- Sınır bölgesinde TSK için bir alan icat etmek, Türkiye’nin Kuzey Suriye bölgesinde bir Kürt oluşumuna musmaha etmeyeceği hususunda Kürtlere de kesin şekilde mesaj vermek ve Türkiye güvenliği için yapılan operasyonla NATO’nun desteğini kazanmak.
 
4-Her geçen gün giderek sayıları artan ve iç tepkilere de neden olan, Türkiye’ye ağır yük getiren Suriyeli mültecilerin sorununa çözüm bulmak ve gelebilecek yeni mülteci dalgasını önlemek amacıyla sınıra yakın Suriye topraklarında güvenli bir bölge oluşturmak.
 
Planlanan askeri operasyon seçeneğinin muhtemel olumsuzlukları:
 
1-Gerçekleşecek muhtemel askeri operasyon, sürdürülmekte olan Barış Sürecinin tamamen rafa kaldırılmasına, ülkede yeniden terör olaylarının yaşanmasına ve içerde ciddi bölüşmelere neden olabilecek.
 
2-Muhtemel askeri operasyonda en çok karlı çıkan Esed rejimi olacak ve böylece Arap kamuoyunu kendine acındırma imkânını bulacak. Milliyetçi Arap kesimini kendi lehine etkileyerek, Türkiye’yi Arap topraklarına göz dikmiş işgalci olarak ilan edecek.
 
3-İran, Irak ve Rusya’nın Operasyona tepkisi tahmin edilmeyecek kadar sert olacak, kınamalara bağlı kalınmayarak içerden Türkiye’yi çökertme senaryoları devreye sokulabilecek.
 
4-ABD ve Batı dünyasının onayı alınmadan ülke zor durumda bırakabilecek. IŞİD’e karşı devam eden savaşta ABD ‘ne müttefik olan Kürtler hedef alınırsa Washington’un sert tepkisi yanında, Türkiye ile bölge politikasını yeniden gözden geçirmeye neden olabilecek.
 
5-Askeri opresyon Arap Birliğinin Türkiye yönelik ilişkilerini olumsuz etkileyebilecek, Suriyede savaşmakta olan birçok gurup da Türk askerini hedef seçebilecek ve Türkiye’nin bölgede örnek alınma algısı büyük darbe alabilecek.
 
Bütün bu varsayımları göze aldığımızda bölgesel ve küresel aktörlüğe oynamakta olan Türki’nin Ortadoğu’da yükselmekte olan, etnik ve mezhepsel savaşa bulaşmaması ve bölgede oluşan yeni konjöktüre göre dış politikasını gözden geçirmesi hayati önem taşımaktadır.
 
Unutulmamalıdır ki bölgeye yönelik gerçekleşen hiçbir dış müdahale barış getirmemiş içinden çıkılmaz hal almıştır. Sovyetlerin Afganistan’a, ABD’nin Irak’a, İsrail’in Arap topraklarına müdahaleleri bunun açık örnekleri değimli?  
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
Suriye ‘ye askeri müdahalenin sakıncaları