15 Mart 2017 Çarşamba, 2832 kişi okudu
SUÇA ORTAK OLMAK
Dün, ulusal basında ki bir haber aynen şöyle; 
 
Metrobüsteki o anı cep telefonuyla çeken Sedat Turan, fotoğrafın öyksünü de anlattı.
 
Küçük çocuğun elinde mendillerin olduğunu söyleyen Sedat Turan, “Satmaktan ziyade ayak üstü kestirmek gibi hali vardı” dedi.
 
“Orada genç bir arkadaş vardı. Başını dizine koydu, arkadaş tepki vermedi.” diyen Sedat Turan, “Biraz duygulandım. Kötü bir gece geçirdiği belliydi, uyuyacak yer arıyordu.
 
10 dakikalık uykusunun ardından metrobüsten indi” ifadelerini kullandı.
 
Memleketin durumu bu. Bunun üstüne ne söylenirse yarım, ne yapılırsa eksik kalır. Şayet bir çift söz söylemezsem, ben de bu suça ortak olacağım.
 
Devletin ekonomik, sosyal ve eğitim politikalarından tutun, çocukları ve gençleri destekleyerek sağlıklı, eğitimli ve sorumlu vatandaşlar olarak gelişmelerine katkıda bulunacaklarını, kuruluş bildirgelerinde süslü cümlelerle duyuran sivil toplum örgütlerine kadar. Neresinden tutarsanız elinizde kalır.
 
Resmi veya sivil kurumlar bu konuda ne yapıyor dersiniz; oya devşirilemeyecek, kurumsal imajlarına katkı sağlamayacak hiç bir şeyle uğraşmadıklarının kanıtıdır bu ve benzer hikayeler.
 
Kamuya ait kurumların, sosyal ve eğitim desteklerinin neler olduğu ve nasıl dağıtıldığı araştırmalara, kitaplara konu olur. Ben burada özellikle sivil toplum örgütleri, özel sektör kuruluşları, vakıflar, dernekler ve meslek odalarının sosyal fayda içeren faaliyetlerini nasıl ve hangi kriterlere göre yaptıklarını sorgulamak istiyorum.
 
Öğrencilik yıllarımın farklı dönemlerinde hep duyardım ‘’Falanca sivil toplum örgütü, vakıf, dernek, meslek odası eğitim bursu verecektir’’ diye. Ama nedense bu burslara ulaşmak hiç de kolay olmazdı. Bu bursları alabilmeniz için önce çoook başarılı olmanız, bu da yetmez, ilgli kurumların kapısını açabilecek referanslarınızın olması gerekirdi. Sonra başvuru çilesi ve eğer şanlıysanız, sonu hiç bir yere varmayan uzun uzadıya görüşmeler. Hiç birinin o limana gelene kadar maruz kaldığınız fırtınaları dinleyip, değerlendirmeye ne niyeti ne de sabrı olurdu. 
 
Belli bir başarıyı yakalayarak, parlak bir eğitim kurumuna yerleşenler arasında, ekonomik durumu iyi olmayan öğrencilerin, eğitim hayatlarını ekonomik veya sosyal olarak devam ettirmek konusunda endişeleri tabi ki olacaktır. Buna kuşkum yok. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, eğitim hayatlarını tamamlamak için toplumun oldukça kalabalık, çoğunlukla görülmek bile istenmeyen ve hatta öğrenci olma fırsatı bile verilmeyen kesimine göre daha şanslı ve donanımlı oldukları da su götürmez bir gerçek. 
 
Peki bu geriye kalanlar kimler? Anadolu’nun bir köyündeki ilkokulda, coğrafyasının esiri bir kasabada lisede, ülkenin adı duyulmamış bir üniversitesinde eğitim-öğretim görenler ve tarlada, fabrikada, tamircide, lokantada, çöpte, sokakta çalışan çocuklardan ve gençlerden bahsediyorum.
 
Bu sivil kurumlar, kuruluşlar, meslek odaları her yıl dağıttıkları eğitim ve sosyal destek burslarını, yurt içi ve dışında parlak eğitim kurumlarına girmeyi başarmış öğrencilere ya da hali hazırda zaten oldukça güçlü finansal yapı ve burs kaynakları olan bazı vakıf ve dernek okullarına verirler de, neden gerçekten ihtiyacı olan öğrenci ve eğitim-öğretim kurumlarına vermezler diye sorar dururdum kendime.
 
Vardığım sonuç şu;
 
Başarılı ve zeki değilsen, parlak bir eğitim kurumuna da giremişsen, gelecekte önemli biri olamayacaksın. Dolayısıyla da kurum veya kuruluşlarımız için iyi bir reklam olamaz, bizim ismimizi parlatamazsın. Ve sen ‘’GEREKSİZSİN’’. Senin sağlığının, eğitiminin, sosyal gelişiminin bizim için pekte bir önemi yok.
 
Eğer durum buysa, o zaman kimse yarından bir şey beklemesin.  Emin olun, yarın başımıza bomba yağdırmaya niyetli cemaatler ve kandırılarak! o cemaatlerin yörüngelerine girecek insanlar yine var olacaklardır. Ve o zaman, kimse ‘’Bunlar da nerden çıktı.’’ demesin.
 
Eyüp ÖZBAY
E-mail: eyup_ozbay@yahoo.com
Twitter: @ozbay_eyup
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
SUÇA ORTAK OLMAK