01 Temmuz 2018 Pazar, 988 kişi okudu
ŞIRNAK’A VEDA
2015 sonbaharında atandığım ve 2 yıl Öğretmen, son 1 yıl ise Okul Müdürü olarak görev yaptığım Şırnak’tan İstanbul’a tayinim hasebiyle bugün itibariyle ayrılıyorum.
 
Bu satırları yazarken bu kadar zorlanacağımı 3 yıl evvel bu şehre gelirken tahayyül bile edemezdim. 
 
3 yıl evveldi.
 
Çözüm süreci sona ermiş, Cizre ve çevresi sürekli çatışmalarla ve şehit haberleriyle tvlerde yer alıyordu.
 
O günlerde bizimde KPSS puanımız açıklanmış ve atanmak için tercih yapmakla meşguldüm.
 
40 tercih hakkımız vardı. Son sıraya istemeyerekte olsa Şırnak’ı yazdım.
 
Çünkü Şırnak il merkeziydi ve Cizre’deki kadar olay olmaz diye düşünmüştüm.
 
Ve heyecanlı bekleyiş başlamıştı.
 
Dört gözle sonuçları bekliyorduk.
 
Evet, Şırnak’ı son sıraya yazmıştım ancak içimde bir tedirginlik vardı. 
 
Ve beklenen gün geldi, sonuçlar açıklandı... Şırnak, 40. tercihim Şırnak... 
 
Dünyam başıma yıkılmıştı. İstanbul’daki dostlarım gitme canından kıymetli mi gibi sözler ediyordu.
 
Annem de gitme oğlum diyordu. Mutsuzdum.
 
Düşünün atanması neredeyse imkansız gibi görülen Tarih bölümünden atanıyorsunuz ancak zerre sevinemiyorsunuz.
 
Çünkü o dönemde Şırnak hep terör vb. olaylarla ajanslarda yer buluyordu kendine.
 
E biz de maalesef bu durumdan olumsuz etkilenmiştik. 
 
Daha şehre ayak basmadan buradan tayin olup ayrılmanın derdine düşmüştüm. 
 
28 Eylül 2015 tarihinde Cizre Şerafettin Elçi Havalimanına ayak bastım.
 
Benim için büyük bir maceraydı.
 
Tvlerde gördüğüm yerlere gelmiştim. 
 
Cizre’de sokağa çıkma yasağı yeni sona ermişti.
 
İbrahim isminde bir taksici ile Şırnak’a gelmek için yola koyulduk.
 
Cizre’den geçerken sanki başka bir ülkedeymişim gibi hayretler içerisinde şaşkın şaşkın etrafı seyrediyordum.
 
Okullarda, camilerde, evlerde kısacası her tarafta kurşun izleri...
 
Şaşkınlık ve birazda korkuyla etrafı izlemeye devam ettim.
 
Aklımdan bir insan, büyük islam alimleri El-Cezeri ve İsmail Ebul İz’in şehrine nasıl bunu yapar diye geçirdim.
 
 
Yolculuğumuza devam ettik. Dicle Nehrinin üzerindeki köprüden geçerek Cizre’den çıktık.
 
Eşsiz güzelliği ile dillerde dolaşan Kasrik Boğazı, Hz. Nuh’un  gemisini kondurduğu Cudi, diğer yanda Gabar... 
 
Şehir merkezine yaklaşmıştık. Adeta bir Kartal yuvası gibi tepedeydi Şırnak.
 
Şehre girdiğimizde hava kararmıştı.
 
Çok değişik ve yoğun duygular hissetmiştim o gün. Nuh Nebi’nin şehri Şırnak’a ilk geldiğim zaman yaşadığım bu duygular hiç gitmez aklımdan.
 
 
Zaman geçtikte sevmeye başlamıştım bu şehri.
 
Hele meydanda kaçak çay eşliğinde yapılan sohbetlerin lezzetine bir daha varamadım.
 
Öğle arası dostlarla yenilen saç tavanın da tadı damağımda.
 
He unutmadan; hayatımda ilk saç tavayı da Şırnak’ta yedim.
 
Bakalım başka yerde o lezzeti bulabilecek miyim.
 
Hendekler, barikatlar ve bombalar vardı Şırnak’ta.
 
Hayatımda ilk kez böyle şeylerle karşılaşıyordum.
 
Bu şehrin güzel insanlarını tanıyınca korkularım geçti.
 
Ancak gün geçtikçe çatışmaların şiddeti artıyor hayat daha da zorlaşıyordu.
 
Şırnak halkı şehirden ayrılmaya başlamıştı.
 
Her gün nakliye araçlarıyla onlarca aile evlerini Şırnak’ın ilçelerine ve Siirt, Batman, Mersin gibi illere taşıyordu.
 
100 bine yakın nüfusu olan Şırnak adeta hayalet şehre dönmüştü.
 
Bu göç Mart 2016 tarihine kadar peyderpey devam etti. Biz de 12 Mart sabahı sokağa çıkma yasağı olacağı duyumunu alınca apar topar şehri terketmek zorunda kaldık. 
 
 
Ve beklenen haber geldi, 14 Mart tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
 
Bu yasak tam 8 ay sürdü.
 
Ne eksik ne fazla tam 8 ay... Belkide böyle bir durumun dünya tarihinde ilk örneğini yaşayarak görmüş olduk.
 
 
Kahrolası terör belası yüzünden binlerce insan muhacir durumuna düşerek şehri terketmek zorunda kaldı.
 
Doğdukları, büyüdükleri ve yaşadıkları şehirlerini geride bırakarak ayrıldılar Şırnaktan. 
 
 
Yasak 14 Kasım’da sona erdi ve şehre geri döndük.
 
Hayretler içersinde kalmıştık.
 
Şehrin yarıdan fazlası yerle bir olmuştu.
 
Sanki 8 ay önceki şehre değilde başka bir yere gelmiştik.
 
Adeta Şırnak, bir cihan harbi yaşamıştı. 
 
 
Düşünün şehre dönüyorsunuz ve yaşadığınız koskoca ev ortada yok.
 
O evle birlikte anılarınızda yok olmuş.
 
Binlerce Şırnaklı bu duyguları derinden yaşadı.
 
Ben bile bu şehirde çok geçmişim olmamasına rağmen büyük hüzün duymuştum bu duruma.
 
Az da olsa anılarım vardı ve hepsi yıkılmıştı, tıpkı evler, camiler, okullar gibi... 
 
Nuh Nebi’nin torunları adeta ikinci Tufanı yaşamıştı. 
 
Çok büyük sıkıntılar yaşandı Şırnak’ta, 20 hatta 25 kişinin kaldığı evler var.
 
Şimdilerde Şırnak’ta terörün açtığı yaralar sarılıyor.
 
Evleri yıkılan vatandaşlara yenileri yapılıyor, bu evler hak sahiplerine teslim edildiğinde biraz daha rahat edecek insanlar. 
 
Şimdi ise veda vakti. Hiç sevmem vedaları...
 
Yukarıda da dediğim gibi buradan ayrılmanın bu kadar zor olacağını daha evvel düşünemezdim.
 
Ayrılıyorum Şırnak’tan, güzel insanların şehrinden...
 
Bulunduğum süre içerisinde çok güzel talebelerim, çok güzel dostlarım oldu.
 
Komşularımdan bakkalımız İsmail abiye kadar bütün Şırnak halkı kalbimde çıkmamak üzere büyük bir yer edindi kendine.
 
 
Görevime başladığım ilk günden itibaren “Sevgi ve Kardeşlik” ilkesi hareket ederek bu şehre ve insanlarına hizmet etmek istedim.
 
Makam, mevki ve şahsi menfaatim hiç bir zaman ön planda olmadı.
 
Beni tanıyan insanlar bunu çok iyi bilirler. 
 
Bir yanda Hz. Nuh’un  gemisini kondurduğu Cudi, diğer yanda Gabar, ve Dicle’ye akıp giden Botan çayı... Ve de burada yaşayan Nuh Nebi’nin torunları, sizler hiçbir vakit unutmayacağım ve gittiğim her yerde anlatacağım. 
 
Şırnak, benim ikinci memleketimdir.
 
İlk göz ağrımdır.
 
Şırnak Candır...
 
Ser seremin, ser çavemın Şırnex...
 
Xatıre Te Şehr-i Nuh.
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ŞIRNAK’A VEDA