14 Haziran 2019 Cuma, 772 kişi okudu
SEDAT YASAK
SEN GİTTİN YA…
Herkesin ilk süper kahramanıdır o... Çocukların o minik yürekleri sadece onunla doludur. Erkek çocukları onun gibi tutar kaşığı, onun gibi yürümeye çalışır, onun gibi konuşur, onun gibi giyinir, onun gibi karıştırır çayını, onun gibi taramaya başlar saçalarını… 
 
Kız çocukları ise, onun gözlerinin içlerine bakarlar. Bir şey istediğinde, yerinden ok gibi fırlar, kulakları ve bakışları kapıda olur hep. Onu ilk ben karşılayayım diye, terlikler hazırlanır, küçük boylarına bakmadan mutfakta anneye gün boyu yardım edilir…
 
“Bu salatayı, ya da bu yemeği kızın yaptı sana” denmesinin keyfi onları bambaşka  biri yapar. Ondan alınacak tatlı bir söz, yanaklara gururla konan tatlı bir öpücük, aslında en büyük ödüldür onlar için… 
 
Kız çocukları ergenlik dönemine girince baba-kız ilişkisinde birtakım değişiklikler olsa da, öz de değişen bir şey yoktur aslında. Baba en büyük kahramandır yine. Artık yanakları öpülmese de, saçları okşanmasa da, yüreklerini hoş tutan sözlerle idare etmeyi öğrenirler.
 
Erkek çocukların vatani görev zamanı gelince, tekrar çocuk oluverirler peygamber ocağında. Mektup yazmalar, fotoğraf atmalar ve telefonla arama fasılları devam eder. “Bak, oğlun da senin gibi artık.” Denmesi en büyük guru kaynağıdır…
 
Kız çocukları gün gelir uçup giderler süper kahramanının evinden... Onun şefkatli elleri bağlarken bekaret kemerini, sanki bir daha hiç göremeyecekmiş gibi, son kez sarılır ona, gizlemeye çalıştığı gözyaşlarına engel olamayarak…
 
Zaman yerinde durmamış, hızla akıp geçmiştir. Artık hiçbiri çocuk değildir. Sadece bayramlarda ve tatillerde gelebilirler süper kahramanın evine. Üstelik bu defa yalnız da değillerdir... Yanlarında boy boy çocukları vardır. Sevgi ve ilgi onlardan çocuklara kayıvermiştir. İçin için kıskanırlar da belli etmezler. Pabuçları dama kök salmıştır çoktan, tahtlarıysa zapt edilmiştir adeta… 
Ve bir gün büyük bir sessizlik içerisinde götürüverdiler omuzlar üzerinde. Sadece ardından bakabilmekse, en acı olanıdır. Süper Kahramanlarını büyük bir karanlığa teslim etmişlerdir, hem de bir daha aydınlanmayacak olan zifiri bir karanlığa… 
Birkaç kürekle kapatırlar onun uyuduğu yerin üstünü. Nasıl olur da buraya sığdırabildiniz o koca dünyanın dertlerini omuzlayan ama hiçbir zaman eğilmeyen adamı... Şimdi biz yüklensek o yükü geri gelir misin? Tekrar kucaklar mısın bizi? Koklar mısın cennet kokan saçlarımızı? Öper misin yine pembe yanaklarımızdan? 
 
Bu defa bir şey demeyiz, diyemeyiz ki... Varsın batsın o bıyıkların yine? Sarıp sarmala sen bizi yine, dolsun içimize teninin kokusu... Sen öpmek isterdin de biz bıyığın sakalın batar diye kaçardık bazen. Şimdi biz öpmek istiyoruz ama bu defa da kara topraklar set çekiyor aramıza...
 
BABA, ne kadar da derin bir anlamın varmış senin de anlayamamışız... Sen gittin ya güneş isteksizce doğar oldu, sen gittin ya güller kokmaz oldu, sen gittin ya dört mevsimin farkı kalmadı, sen gittin ya kimse senin gibi öpmesin diye sol yanıma kilit vurdum baba... Şimdi burada olsaydın da, değil yılın bir günü, bütün ömrümü sana hiç çekinmeden verirdim... 
 
Hadi gel de kurtar bizi bu hayatın bütün pisliklerinden. Senin kadar güçlü değiliz ki. Düştük mü tutunacak dalımız mı var ki, sığınalım? Yüreğimin derinlerindeki haylaz ve özlem dolu çocuğun isyanıdır bu baba, hor görme beni... Vuslat gününü bekler dururum çaresizce... 
 
Babalar Gününü kutluyorum ama bil ki, bir yanım hep eksik... 
 
 
Mehmet Zülfü YARCEL
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
SEN GİTTİN YA…