11 Nisan 2018 Çarşamba, 376 kişi okudu
HARUN ÖZDEMİR
Seçmenin öncelikleri değişiyor!
Son 15 yılda yapılan seçimlerde “Bizim parti kazansın!” diyenlerden Ak Parti hariç, hepsi kaybetti.
 
Önümüzde üç seçim daha var. 
 
Bakıldığında kendisini değiştirmiş ve gündemi değiştirecek yeni bir lider de yok, yeni bir parti de.
 
Halk aynı sonuçları görmekten bıkmış. 
 
Ak Parti’yi ayakta tutan asıl neden, Ak Parti’nin performansı değil.
 
Halka güven veren bir lider ve partinin olmamasıdır. 
 
Seçmen parti ve lider fanatizminin dışında yeni bir çıkış yolu arıyor.  
 
Ak Parti’nin her geçen gün halka yabancılaşması… 
 
Halka tepeden bakması… 
 
Parti içinde bile yakın çevrenin dışındakilere aşağılayıcı bir dil kullanması… 
 
Doğruyu anlatma yerine, yalana ve iftiraya başvurması… 
 
Eleştiriyi doğru veya yanlış demeden hainlikle suçlaması… 
 
Erdoğan ne kadar seviliyorsa, bir o kadar insanın da yakın çevresine tepkili olması… 
 
Devlet adına açıklanan rakamlara kimsenin inanmaması… 
 
Hastanelerin ve okulların, artık eski okullar ve hastaneler olmaması… 
 
Daha birçok olumsuzluğa rağmen Ak Parti’nin bir şekilde yolunu bulup birinci parti olması, Ak Partilileri acayip şımartmış durumda!  
 
Tanrı katından bakanlar şımarıklığın ne olduğunu bilemezler; bu mümkün değildir. 
 
Ama alt kattakiler… 
 
İstasyonda bekleyip bekleyip yorgun ve bitkin düşenler…
 
Aylar, hatta yıllarca prova yapıp bir törende notaya üç kez basamadan dağılan sayısız bandolar… şımarıklığın ne olduğunu yaşadıkları için iyi bilirler! 
 
Yaşanmışlıklar; 
 
Halkı ciddi bir karar aşamasına getirdi. 
 
Ortada göz dolduran parti ve lider yok ama buna rağmen halkta bir kararlılık var. 
 
Kararlılık dediğime bakmayım; bundan kastım Ak Parti’ye oy vermeme kararlılığı… 
 
“Partisi ve lideri olmayan bir kararlılık” anlayacağınız. 
 
Çağ atladığı düşünülen Türkiye’de, her geçen gün sayıları artan “Eski Türkiye” sevdalıları var. 
 
Üç beş kişiyle başlayan eski Türkiye sevdası, bugünlerde siyasal dengeleri temelinden sarsacak sayısal bir çoğunluğa ulaşmış durumda. 
 
Ne olacaksa, ne yapılacaksa, kime oy verilecekse, makûs talihi kim değiştirecekse… bu kararı, eski Türkiye sevdalıları verecek. 
 
Özlenen eski Türkiye olduğundan, görünen o ki kahir ekseriyet, yeni lideri eskilerin arasından bulup çıkaracak. 
 
Seçmen;
 
-Eskiden denenmiş, 
 
-Devlet adamı olgunluğuna ulaşmış, 
 
-Bir partinin üyesi iken de partili gibi davranmamış, 
 
-Kimseyi rahatsız etmemiş, 
 
-Az konuşmuş, 
 
-Konuştuğunda da kimseye hakaret etmemiş, 
 
-Devletin gücü ve imkânlarıyla fantezi yapmamış,  
 
-Suçluyu korumamış, 
 
-Cezayı da “bağımsız yargı”ya bırakmış, 
 
-Çocukluğunda oynayamadığı oyunları büyüdüğünde oynama sevdasına kapılmamış … bir lider arayışına girdiğinde, çözümün çok yakınlarda olduğunu görmüş. 
 
*** 
Şu anda Ak Parti hariç hiçbir parti tek başına veya iki, hatta üç partili bir koalisyonla bile cumhurbaşkanı seçebileceğine inanmıyor! 
 
O zaman millete kulak veren bir siyasi parti önceliklerini değiştirmek zorunda. 
 
Çünkü;
 
1-Muhalefet hangi koalisyonu yaparsa yapsın istediği bir cumhurbaşkanını seçemiyor. 
2-Ak Parti’den oy alamayan bir adayı bulamayan muhalefet, yeni cumhurbaşkanını seçemiyor. 
3-Hem Ak Partili seçmene hem de muhalefete güven veren bir aday bulunmadan seçim kazanılsa bile krizsiz yeni döneme geçilemiyor... 
 
Olasılıkları çoğaltabiliriz. Geleceğimiz nokta çok açık ve nettir: 
 
Bütün yollar Abdullah Gül’e çıkıyor. 
 
1-Başbakan, dışişleri bakanlığı ve yedi yıl cumhurbaşkanlığı ile devlet adamı olduğunu Türkiye’ye ve dünyaya kanıtlamış, 
2-Hiçbir siyasi rakibi ile sertleşmeden, halkı rahatsız etmeden, eleştirirken bile diyalog kapılarını herkese açık tutmuş, 
3-İsrafı devlet politikası yapmamış, 
4-Muhalefeti vatan haini ilan etmemiş, 
5-TV’leri oldukça az kullanmış, 
6-Medya özgürlüğünden yana olmuş, 
7-Halkın haber alma hakkından rahatsızlık duymamış, 
8-Mahkeme korkusu yaşamamış, 
9-Partili bir cumhurbaşkanı olmadığı gibi gelecekte de partili cumhurbaşkanı olmayı düşünmemiş, 
10-Kabadayılığı, blöfü, öfkeli bir dili devlet adamlığından saymamış, 
11-Patilim diye hiçbir suçluyu korumamış, 
12-Kadın haklarına asla muhalefet etmemiş, 
13-Gençlere hep kulak vermiş… biri olduğundan Abdullah Gül, yeni seçimin en güçlü adayı olmaya çok yakın. 
 
3. Dünya Savaşı çıkmazsa eğer, Gül’ü şimdiden 2019 seçimlerini kazanmış cumhurbaşkanı olarak görebiliriz. 
Gözlemlerim arasında şunu da yazmam gerekir: 
 
Kimse Abdullah Gül’ü, Türkiye’yi Ay’a, Merih’e taşıyacak bir lider olarak görmüyor. Tek beklenti, “Türkiye’yi normalleştirsin yeter!” 
 
Bununla şu özeti yapabilirim sanıyorum: 
 
Gelecek seçim; 
 
“Büyük rakamların havada uçuştuğu projeler ve ihaleler” ile 
“Türkiye’yi normalleştirecek” görüşler arasında geçecek gibi! 
Şimdiden hayırlı olsun! 
 

 

Okuyucu Yorumları
Haberler
Seçmenin öncelikleri değişiyor!