10 Mayıs 2018 Perşembe, 252 kişi okudu
Sahnede olmak
Gaziantep’te bir İHH, İnsani Yardım Vakfı’nda gönüllü olarak çalışan kadınlarımızdan biri, yaptığımız röportaj esnasında “sahnede olmayı sevmiyorum” dedi.
 
Hâlbuki bu sözü dile getiren kadın arkadaşımız, STK içerisinde aktif olmasına rağmen geride durmayı tercih eden birisi olarak, görünür olmak istemiyor.
 
Çünkü “sadece Allah rızası için bir şeyler yapmayı seviyorum” derken içinden gelerek dile dökülen samimi sözlerinin vermiş olduğu ışık gözlerinde parlıyordu. 
 
Günümüz dünyasında vitrinlere oynamanın bir hayli revaçta olduğu düşünülünce, bu gibi insanlarımızın olduğuna bizzat şahit olmak pek bir sevindirici.
 
Çünkü siyasetten, iş dünyasına, medyadan, kültürel alanlara kadar toplumsal ünitelerde önde olma düşüncesinin zihinlerde yer ettiği dünyada, eminin bu gibi insanların inanca dayalı insani yaklaşımları her zaman olacaktır.
 
Karşılık beklemeden sadece Allah için bir şeyler yapmak sözünü, bu dünyada karşılığı olmadan bir şeyler yapmanın mümkün olmadığını söyleyen materyalist düşüncenin etkisinin öyle herkesi sarmadığını görmek açısından önemli buluyorum.
 
İnsani duyarlılıktan bahseder dururuz ya, işte bu noktaya derinlik kazandıran ve anlamlı kılan sahnede olmayı talep etmeden, herkesin küçücükte olsa bir şeyler üretebilmesidir diye düşünüyorum.
 
“Bir elin verdiğini bir elin bilmemesi” prensibini düşününce bu kadar reklama, imaj üzerinden bir dünya kurmaya hacet var mıdır, Allah aşkına. 
 
Bu gibi durumların doğuracağı kibir ve kendini beğenmişliğin, vicdanda yaratacağı pisliği temizlemek pek de öyle kolay olmasa gerek. 
 
Yeri gelmişken, özellikle 80 sonrasında, toplumsal sahnede birçok farklı kimliklerin yer alması durumu, bir hayli hareketli ve renkli bir tartışma alanı doğurdu.
 
Bu ise bir anlamda göstermeye dayalı bir toplum algısını besledi, zannımca.
 
Öyle ki, kamusal sahne, özel alanın ifşasına sahne olurken,  bizatihi her şeyin konuşulması kayda değer bir özgürlük hareketi olarak makbul görüldü.
 
Bilhassa kamusal alanda yer almanın önemli ölçütü, her şeyin konuşulabilmesiydi ki; nihayetinde medyanın da beslediği alanlarda bugün rahatlıkla birçok konunun tartışıldığı, belki de birçok insana göre konuşulmaması gereken meselelerin bile TV ekranlarında gündüz kuşağı programlarında yer aldığını görüyoruz.
 
Kurulan medya sahnelerinde insani hikâyelere görünürlük kazandırmak, reyting davasına bu hikâyelerin bir gösteriye dönüştürülüp, sıradanlaşmasına şahit oluyoruz. 
 
Diğer taraftan siyasi aktör olarak, medya aktörü olarak, kanaat önderi olarak, akademisyen olarak, uzman, eğitimci, vb. kişilerin düşüncelerini aktarmak için sahne gerekliydi ki zaten bu aktörlerin kendilerine has sahneleri vardı ki, bu sahneler onların “bilirkişi” olma niteliklerini taşıyan yükseklikte kurulmuştu bile.
 
Alt metin olarak toplum ve insana “bilirkişiyim” ona göre dercesine. 
 
Gelgelim vatandaş olarak bizim mahalleli nerde sahne alacaktı ki, onun mahallesi ise,  onun rolünü oynayacağı ve kendini göstereceği alanıydı.
 
Ve her horoz kendi çöplüğünde öter misali, o da kendi mahallesinin horozu olarak çoktan sahnesindeki yerini almıştı bile. 
 
Velhasıl her mahallin kendine özgü bir hareket sahnesi olduğunu varsayarsak, bu sahnede olup olmamak ya da önde olup her an gözümüzün içine sokarcasına buradayım demek, kişinin kendi tercihi olmakla beraber, geri planda kalıp adından öte yaptığı çalışmalarla kendinden söz ettirmekte kişinin elindedir.
 
Ama arada bir fark var ki, o da, görünür olmak görünmezlik getirirken, görünmez olmanın ise her zaman ilgiyi ve talebi artıracağı gerçeğidir.
 
Umarım sahneye oynayanlar her daim göz önünde olmayı marifet sananlar bu uyarımızı dikkate alırlar. 
 
O nedenle toplumun her mahallini bir sahne olarak düşünecek olursak, buralarda adından söz ettirmek, öne çıkmak isteyenler olacak elbet.
 
Maazallah öne çıkayım derken, arkada bile yer bulamaz olursalar ya.
 
O zaman nereye gidecek, varsın bu yönde tercih sahibi olanlar düşünsün.   
 
   
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Sahnede olmak