02 Şubat 2018 Cuma, 593 kişi okudu
HARUN ÖZDEMİR
Ortadoğu’nun sosyolojisi
Ortadoğu halkları çok sayıda aşîretten ve az sayıda kabîleden oluşur.
 
Aşîretten kabîle aşamasına geçebilen topluluk sayısı ise azdır.
 
Kısaca tanımlarsak;
 
Aşîret; ona yakın geniş ailenin bir araya gelmesinden oluşan topluluktur.
 
Aşîretler çoğunlukla kendi içlerinde yapılan evliliklerle çoğalırlar.
 
Buna aşîret dışından kız kaçırma yolu ile yapılan evlilikleri de ekleyebiliriz.
 
Aşîrette herkes birbirine yakın veya uzak akraba olduğundan sorunlar çoğunlukla psikolojik faktörler gözetilerek çözülür.
 
Önemli bir sorun çıkınca aşîreti oluşturan ailelerin reisleri bir araya gelir.
 
Aşîret meclisinde töreye uygun usullere göre konuşulur. Kararı ise aşîret reisi verir.
 
Herkes bu karara uyar. Sistem böyle çalışır.
 
Aşîretin reisi de akrabalardan biri olduğundan aldığı kararlara uymak büyüğe saygının, yani törenin gereğidir.
 
Törenin adil olup olmadığı ise sorgulanmaz.
 
Karara uymak istemeyenin tek seçeneği vardır, aşîretten ayrılıp uzaklara gitmektir.
 
Reisin görevi, aşîreti tehlikelere karşı korumaktır.
 
Kabîleye gelince durum biraz daha farklıdır:
 
Kabîle, ona yakın aşîretin gönüllü veya zorunlu nedenlerle bir araya gelerek, birlikte yaşamayı, ayrı yaşamaktan daha güvenli gören “hukuk” topluluğudur.
 
Kabîlenin nüfusu çok daha fazladır ve herkesin birbiriyle akraba olması da zordur.
 
Bu nedenle kabîleyi uzun yıllar bir arada tutmak ancak hukukla ve adaletle mümkündür.
 
Aşîretler, kabîlelere karşısında zayıf kaldığından bazen bir kabîleye katılabilmiştir.
 
Kabîlelerden birine katılarak özgürlüklerinin bir kısmını yitirmeyi göze alamayan aşiretler ise ya Kürtlerin yaptığı gibi dağ yamaçlarına sığınmışlar ya da çöllerde konar göçer yaşamışlardır.
 
Aşîretler için en güvensiz olan, yerleşik hayata geçmektir.
 
Zira kalabalık toplulukların saldırılarına az sayıdaki askerleriyle karşı koymaları mümkün değildir.
 
Bu sebeple yerleşik hayattan ve kentlerden uzak durmuşlardır.
 
*
Modern zamanlara kadar anlaşmazlıklardan dolayı ayrılıp yeni aşîret kuran aileler olmuştur ama yeni kabîle kurulamamıştır.
 
Buna rağmen Ortadoğu’da azımsanmayacak sayıda kabîlenin olduğu söylenebilir.
 
Tarihten örnek vermek gerekirse Kureyş bir kabiledir, Haşimoğulları ise aşirettir.
 
Kabîle olmanın zorluğuna gelince İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de yaşayan Kürt aşiretinin bir araya gelerek bir “Kürt kabilesi” kuramamalarından anlaşılabilir.
 
*
Aşîret ve kabîle sosyolojisini ANLAMADAN Ortadoğu’da sorun çözmek, sosyolojinin mekaniğine göre mümkün değildir.
 
Çok sayıda aşîret, az sayıda da kabîle halinde yaşayan Ortadoğu halklarının modern zamanlarda “ulus/kavim” olamama nedeni, aşîret ve kabîle kalmakta ısrar etmelerindendir.
 
*  
Mekke, Medine, Taif gibi az sayıdaki kent, Kur’an’a göre birer şa’b yani kabîleler konfederasyonundan oluşan kent yönetimleriydi.
 
Tarihte ilk kez, Arabistan’daki bütün aşîret, kabîle ve şa’bları bir araya getirip kavmî/ulusal bir devlet kurmayı başaran da Hz Muhammed oldu.
 
Kur’an çok sayıdaki ayette defalarca aşîret, kabîle, şa’b ve kavme vurgu yapar.
 
Ancak birçok kavmi/ulusu egemenliği altına alan imparatorluk büyüklüğündeki bir siyasal yapıya değinmez.
Okuyucu Yorumları
Ortadoğu’nun sosyolojisi