31 Ocak 2016 Pazar, 3574 kişi okudu
ORTADOĞU’DA YENİ İTTİFAKLAR SAVAŞI
Bugün gelinen noktada Ortadoğu’da yaşanmakta olan iç savaşları hazırlayan nedenler ve alt yapılarına değinmekte yarar var.
 
Ortadoğu’nun yüzyıllık, yani bir asırlık geleceği, Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya savaşından sonra tarih sahnesinden çekilmesiyle çizilmeye başlar. Çekilme sürecinden sonra İmparatorluğun geride bıraktığı coğrafya bölünür. Fransız ve Ruslar tarafından hazırlanan meşhur Sykes-Picot Anlaşması sonucu bölge haritası yeniden çizilir ve bölge emperyalist güçler tarafından idare ve sevk edilmeye başlanır.
 
Bölgede dönemin baş aktörü kabul edilen Britanya’nın dönemin Dış İşleri Bakanı Arthur James Balfour’un girişimiyle Filistin topraklarında Yahudilere devlet kurmaları için Balfour Deklarasyonu süreci başlatılır. Anılan deklarasyona 1918’de Fransa, İtalya ve ABD’nin desteği alınır, 1948 yılında istenilen ve düşünülen İsrail Devleti İslam Dünyasının kalbinde kurulur.
 
Britanya bugünkü Mısır, Irak, Ürdün, Filistin ve Arabistan gibi ülkelerin yer aldığı coğrafyaya hükümran olur. Bu arada Kuzey Afrika’nın bir bölümünü elinde tutan Fransa ise Lübnan ve Suriye coğrafyasını hükümranlığına alır.
 
II. Dünya Savaşından sonra (Soğuk Savaş dönemi) ABD, Ortadoğu bölgesinde baş aktör olarak rol almaya başlar. Bu kez İngiltere, Fransa, İtalya vb. ülkeler adeta sahne arkasında kalır. ABD yönetimi, Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA kanalıyla 1949’da Suriye’de askeri ihtilal yapmayla müdahale eder; ardından 1953’te Batıya petrolün engelsiz ulaşmasını güvence altına almak gerekçesiyle İran’a müdahalede bulunur, Muhammed Musaddık hükümetini devirir. Musaddık’ın suçu,
 
Emperyalist güçlere karşı halkın refahı için ülkedeki petrolleri millileştirmektir. Bir diğer hazin gelişme, Mısırlı lider Cemal Abdülnasır’ın Süveyş Kanalını millileştirmesidir. Ancak her iki lider de İşgalci güçlerin hışmına uğrar. Musaddık devrilir, Abdülnasır’ın ülkesi bazı Batılı güçler ile İsrail tarafından vurulur. Bununla da kalınmayarak bölge ülkeleri “Muhafazakâr” ile “İlerici” rejimler diye iki ayrı kampa ayrılarak “Arap Soğuk Savaşı” yaşatılır ve bölge yönetimleri Batı ile SSCB arasında ikiye bölünür.
 
Yirminci yüzyılda Ortadoğu Bölgesini sarsan siyasal, sosyal ve ekonomik bazı ittifaklar ve gelişmeler:
 
-Eylül 1967’de İsrail’e karşı savaşmak üzere Mısır, Ürdün ve Suriye’den oluşan Arap Cephesi İttifakı kurulur. İttifak ülkeleri olan Mısır, Ürdün ve Suriye İsrail’e karşı savaşa girer, savaş 6 gün sürer. İttifak’a Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir asker ve silah yardımı sağlar. Ancak savaş İsrail’in üstünlüğü ile son bulur ve İsrail topraklarını dört kat büyütür. Bu yenilginin Arap ve İslam dünyası üzerinde bıraktığı siyasi ve psikolojik etki ile bölgesel siyasi sarsıntı hala canlılığını korumaktadır.
 
-Bölgenin küçük bir fotoğrafı olarak kabul edilen Lübnan, yirminci asrın 70’li yıllarının ortalarında iç savaşa sahne olur, mezkûr savaş bölgede dinler, mezhepler ve ideolojiler arasında çarpışma ve çekişmelerin zeminini oluşturur. 1975’te başlayan savaş 1990’da son bulur. 15 yıl süren savaş, yaklaşık 150-230 bin insanın ölümüne, 350 bin kişi yaralanmasına ve bir milyon üzerinde insanın da ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanır.
 
Bu savaşta Hıristiyan, Şii, Sünni, Dürzi ve birçok sol fraksiyondan oluşan yaklaşık yirmi kadar militan grup savaşmıştır.
-Dönemin sol paktının en güçlü ülkesi sayılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yönetimi Afganistan’daki Marksist yönetimin davetiyle, 1979 yılında İslam dünyasının en stratejik bölgesinde yer alan, Afganistan’ı işgal etmesi.
Bölge insanları, Lübnan iç savaşının şokunu atlatmadan mazlumları savunduğunu iddia eden ve dönemin iki büyük paktından birinin  (Varşova) lideri olan SSCB tarafından Afganistan’ın işgal şokunu yaşar.
 
Dokuz yıl devam eden işgalde Sovyet güçleri İslamcı Mücahitlere karşı savaşır. Esas amacı Ortadoğu’ya inmek olan Sovyetler, dokuz yıl devam eden işgalde 15 bine yakın ölü bırakarak çekilmek zorunda kalır… Savaşta Hindistan Ruslara destek verirken, ABD, Pakistan ve S.Arabistan Mücahitleri destekler. Bölgedeki dengeleri sarsan iç savaş farklı bir şekilde devam etmektedir…
 
-Suudi vatandaşı Cuhayman bin Muhammed bin Seyf al-Otaibi liderliğinde 400 kadar bir grup, uzun süre üzerinde çalışarak planladıkları anlaşılan ve yüzde yüz idamla sonuçlanacağı bilinen bir kararı uygulamaya sokmak üzere anlaşmaya varırlar: İslam’ın en kutsal mekânı olan Mekke’deki Mescidi Haramı işgal etmek. 20 Kasım 1979 günü beklenmedik bir şekilde Mescidi Haramı işgal edilir. Otaibi, Suudi rejimini Şeriatı terk etmekle suçlayarak, kayın biraderi Muhammed al-Kahtani’yi mehdi olarak ilan eder…
 
Kâbe de ezanın okunmamasına neden olan ve iki hafta süren baskın, Pakistan, GIGN (Fransız Özel Birlikleri), CIA ve Vinell timlerden destek alınarak sonlandırılır. Canlı olarak ele geçirilen Otaibi ve 62 yandaşı farklı şehirlerde idam edilir. 
Baskının arkasında hangi güçlerin olduğu konusu hala netlik kazanamamıştır. Ancak o dönemde parmaklar ABD ile İran’a çevrilmiştir.
 
-Anayasal Monarşi ile ülkeyi yöneten, halkın iradesine rağmen yönetimde tutulan, Batının ve İsrail’in en önemli müttefiki olarak bilinen İran Şahı’nın saltanatına son verilmek üzere ülkenin din adamları, aydınları, siyasileri, solcuları, işçileri, emeklileri vb. grupların despot Şah rejimini devirmek amacıyla ayaklanarak gerçekleştirdikleri devrim. 
 
Ayaklanma sonucunda mazlum halkın tepkisine dayanamayan Şah rejimi devrilir, 1 Şubat 1979 günü yerini Ayetullah Humeyni’nin başına getirildiği, İslam Hukuku ve Şii Mezhebi görüşlerini esas alan İslam Cumhuriyeti’ne bırakır, Şah devrilerek, ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
 
Ancak, yeni İslami rejim İslam’ın en kadim siyasi sorunu olan Sünni-Şii fay hattını harekete geçirerek Sünni –Şii iç savaşını tutuşturur.
 
İran rejimi, Arap milliyetçiliği, laik ve ilericiliği savunan Baasçı Suriye rejimi ile aynı çizgide buluşur. ABD’ye karşı olmakla bilinen iki ülke, 1980-1988 yılları arasında Arap ülkelerinin çoğunun desteğini alan Irak Saddam rejimi ile İran arasında yapılan savaşta Irak’a karşı İran’ın yanında yer alan Suriye rejimi, bugüne kadar aynı safta durmayı sürdürmektedir.
-Bölgenin en kalabalık nüfusuna sahip, kadim medeniyet ve tarihiyle maruf büyük Arap ülkesi olan Mısır’ın lideri Enver Sedat’ın 1981’de ülke bağımsızlığının kutlandığı tören sırasında silahlı bir saldırı sonucu öldürülmesi.
 
1975’te Sovyetler Birliğiyle ilişkilerini kesen Sedat, 19 Kasım 1977’de Kudüs’ü ziyaret etmiş, 17 Eylül 1978’de ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile masaya oturarak Camp Davit Sözleşmesini imzalamış ve aynı yıl Nobel Barış ödülünü almaya layık görülmüştür.
 
-Eylül 1982’de Ortadoğu’da dönemin Batıya yakın ülkesi olan Lübnan’ın İsrail tarafından işgal edilmesi. İsrail güçleri Sabra ve Şatilla kamplarına girerek bölge tarihinin en büyük katliamını gerçekleştirir. Binlerce Filistinli öldürülür. Lübnanlı Hristiyan Falanjist milisler de İsrail güçleri yanında yer alır. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideriyle birlikte Tunus’a sürülür.
 
-Körfez ülkelerinden Kuveyt’in, 2-4 ağustos 1990’da Irak güçleri tarafından işgal edilmesi. Ülke işgalden ABD başkanlığındaki koalisyon güçleri tarafından kurtarılır. Bölge politikalarını derinden etkileyen Savaş sonucu, Kuveyt nüfusunun yarısı ülkeyi terk etmek zorunda kalır, ülke zenginlikleri yağmalanır, insan hakları çiğnenir ve 600 kadar Kuveytli esir olarak alınır…
 
Yirmi birinci Yüzyıla girerken sahnelenen olaylar:
 
-Soğuk Savaşın bitiminden sonra, bölgeyi doğrudan ve derinden etkileyen olayların başında 11 Eylül 2001 olayı gelmektedir. Mezkûr olay sonucu İslam ve İslam dünyası Batının hedefine konulur, suçlanır ve aşağılanır.11 Eylül olaylarının mahiyetini, arkasından kimlerin olduğu, nedeni ve kimlere hizmet edeceği konuları anlaşılmaya çalışılırken, Rusların adeta Taliban’a terk etmek zorunda kaldığı Afganistan bu defa, Taliban yönetimini devirmek üzere ABD tarafından işgal edilir. İlk defa en fakir ve geri kalmış bir İslam ülkesi bir süper güç tarafından işgal edilir…
 
-İslam Dünyası ve özellikle Ortadoğu yönetimleri, en güçlü ülkenin yıllarca işgalinde kalan Afganistan Taliban’ı ile rejimini anlamaya çalışırken, 20 Mart 2003’te ikinci bir İslam ülkesi Irak, ABD önderliğinde oluşturulan çok uluslu koalisyon kuvvetlerinin askeri işgaliyle sarsılır. Böylece her türlü yer altı ve yerüstü zenginliklerine sahip, petrol üreticisi, Şii İran’ın Bölgeye yönelik yayılmasını frenleyen, İsrail’i korkutan, Irak işgal edilir, lideri Saddam Hüseyin idam edilerek yönetimine son verilir. Ordusu dağıtılır, işgal sonucu bir milyon civarında Iraklı sivil hayatını kaybeder, 4.5 milyon Iraklı yer değiştirmek zorunda bırakılarak, 1.5 milyon kadın dul ve bir o kadar da yetim geride bırakılır. İşgal sonucu ülke adeta İran’ın emrine bırakılır. 
 
İkinci Körfez Savaşı olarak adlandırılan bu savaş bölgenin siyasi, dini ve fiziki yapısını değiştiren savaş olarak tarihe geçecektir. 
 
- Arap halklarının despot yönetimlerine karşı başlatılan ve Arap Baharı olarak adlandırılan, ayaklanma hareketi. Hareket sonucu Tunus, Libya, Mısır ve Yemen liderleri yönetimden düşürülmüş, sıra Suriye yönetiminin düşmesine gelirken malum güçler devreye girmiş, pazarlıklar görüşmeler devam etmektedir… Arap tarihinde bir ilk olarak görünen bu tür ayaklanmalar hem bölgesel klasik yönetimleri hem de bu yönetimleri işbaşında tutan müttefikleri olan bölgesel ve küresel güçleri korkutmuş ve bölgeye yönelik adeta yeni bir gizli Haçlı seferleri hareketi başlatılmıştır… Afganistan ve Irak’tan sonra Suriye de Rusya tarafından işgal edilmiş vaziyettedir…
 
Arap Baharı Hareketi, bölgesel ve küresel güçler tarafından şimdilik engellenmiş ve Hareket yer altına çekilmek zorunda bırakılmıştır. 
 
-Gerek yukarıda sıraladığımız gelişimlerden olumsuz olarak etkilenen ve yakın tarihlerinden utanan ve gerekse despot rejimleri tarafından dışlanan gençler gelecekleri için yeni plan ve projeler yaparken bölge yeni ve benzeri görülmemiş vahşi bir terör örgütüyle karşı karşıya gelmiştir: DAEŞ.
 
Sadece bölge ve İslam dünyasını değil aynı zamanda gelişmiş dünya ülkelerini de hedef alan bu terör örgütünün arkasında kimlerin olduğunu zaman gösterecektir. Ancak korkunç terör örgütünün İslam ve Ortadoğu coğrafyasında bırakacağı beşeri, maddi ve manevi tahribatı şimdiden kestirmek imkânsızdır. 
 
Aradan geçen beş yıllık süre içinde milyonları bulan insan yerinden yurdundan olmuş ve mülteci durumuna düşmüştür. Yüzbinlerce insan ölmüş, şehirler ve ülkeler yok olmuş, yeraltı ve yerüstü servetler heder edilmiş, el konulmuştur. Hâlihazırda iç savaşlar tam hızıyla devam etmekte olup sonucun nereye varacağı meçhul olmakla beraber, bölge adeta Birinci dünya savaşında karşılaştığı işgal ve parçalanmaya doğru sürüklenmektedir…
 
Ancak bu terör örgütü yüzünden bölgede yeni senaryolar devreye sokularak bölge, yabancı güçler tarafından “Yeni İttifaklar Savaşı’na” şahit olmaktadır. 
 
-ABD liderliğinde DAEŞ’e karşı devam eden savaşta yer almak üzere altmışın üstündeki devletin katılımıyla oluşan koalisyon, 
 
-Rusya’nın İran, Irak, Suriye ve Hizbullah ile kurduğu İttifak, 
 
-İsrail-Rusya yakınlaşması,
 
-Arap Ortak Ordusu’nun kurulması kararı, 
 
-Teröre karşı İslami İttifak,
 
-İran’ın Batıyla anlaşması,
 
-Yemen’de devam eden İç Savaş için Suudi liderliğinde oluşan Koalisyon,
 
-Türkiye-Suudi-Katar ittifakı vb. oluşumların amacı gerçekten DAEŞ’ı bitirmek mi ve bölgesel ihtilafları çözmek midir yoksa yeni bir bölgesel ve küresel oyunla mı karşı karşıyayız?
 
Başta ülkemiz olmak üzere bölge ülkelerinin oynanmakta olan oyunu iyi okuyarak ona göre adımlar atmaları hayati önem arz eder kanaatini taşımaktayım.
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ORTADOĞU’DA YENİ İTTİFAKLAR SAVAŞI