31 Ocak 2016 Pazar, 7997 kişi okudu
ÖLÜM LOJMANLARI!
Ne güzel günlerdi, komşuluk ilişkileri bir başkaydı. 
 
Arkadaşlıklar daha bir başkaydı orada.
 
Hayat vardı, yaşam güzeldi. 
 
Herkes birbirinden mazbut, birbirinden ziyadesiyle memnun, birbirinden hoşnut ve birbirine karşı oldukça samimiydi.
 
Küs olan kimseyi bilmedik çünkü en fazla üç gün sürerdi dargınlıklar. 
 
Küçücük bir bakkalı vardı; yaşlı, asabi, kimilerine göre huysuz ama bütün konularda titiz olduğu için birçok insanın sadece alışveriş yapmaya gittiği Mehmet Amcaya ait. 
 
Tepesinde ilköğrenimimizi aldığımız bir okul, ortasında devasa bir Lise, içerisinde bütün çocukların kuran alfabesini öğrendiği Camisi vardı.
 
Mini mini evlerdi ama içi gerçekten sıcak ve huzur doluydu.
 
Küçücük balkonlarında karşıdan karşıya yapılan sabah muhabbetleri, akşam sohbetleri inanılmaz güzel ve doyurucuydu.
 
Mahallenin müstakil çerçisi vardı, çanak çömlekten tutun da iğne ipliğe kadar her şey bulunurdu.
 
Sabahın erken saatlerinde mahalleye girdiğinde Cemal geldi diye kulaktan kulağa yayılır sağdan soldan, aşağıdan yukarıdan başına üşüşen mahalleli kadınlar sayesinde gün ortasına kadar bir yerde durmak zorunda kalırdı, geçici dükkân gibi.
 
Dursun amca vardı, pos bıyıklı geniş omuzlu… 
 
Yaz, kış demeden, soğuk sıcak demeden haftanın neredeyse her günü metrelerce kumaş satardı.
 
Cemal gibi Dursun amcanın da kalın kenarları buruşmuş içi hesaplarla dolu veresiye defterleri vardı.
 
Kimse peşin para vermezdi, onun da işine öyle gelirdi. 
 
Çocuktuk, koşardık, eğlenirdik…
 
Kimi zaman ip atlar, kimi zaman yere kömür karasıyla çizdiğimiz karelerde çizgiler oynardık. 
 
Bazen yakan topu oynar, bazen erkek çocuklar gibi çember çevirirdik. 
 
Cevizlere aşık attığımızda çok olurdu, kuyulara misket yuvarladığımız da…
 
Normal bir site değildi ama çok düzenli kurulmuş 10’larca binalardan ibaretti. 
 
Şehrin doğusuna girildiğinde, mini minnacık balkonlarıyla insanlara adeta sıcak bir tebessüm yollardı. 
 
Dedim ya güzeldi, sıcak şirin bir yerleşim alanıydı. 
 
Herkes herkesi tanır, bilir ve herkesin herkesle muhakkak suretle bir muhabbeti, tatlı bir hukuku vardı. 
 
Yıllar sonra bir gazeteci olarak gittim çocukluğumun en güzel yıllarının geçtiği mahalleye…
 
Viran olmuştu her yer…
 
Bir zamanlar baktıkça insanlara huzur veren o güzelim binalar içini karartıyordu insanların. 
 
Sahipsizliğin ve bakımsızlığın kurbanı olmuş, yılların yükünü taşıyamadığı binaların kolonları, imdat diye bağırıyordu adeta. 
 
Çöktü çökecek durumda olan birçok bina tehlike sinyallerini acı acı veriyordu. 
 
Mahalle sakinleri toplanmış bir el atın diye feryat ediyordu. 
 
Bu bizim kaderimiz olmamalı diyen insanlar, çaresiz yakarıyorlardı; yıkmıyorsanız, doğalgazımızı verin diye yalvarıyorlardı. 
 
"Soğukta abdest almaktan alnımızın derisi çatlıyor" diye ıstırabını dile getiren amcanın sesindeki hüzün yüreğimizi parçalamaya yetmişti. 
 
Sözün bittiği yer dedikleri nokta burası olmalı diyerek ayrıldık bir zamanların en şirin mahallesinden. 
 
Yol boyunca kulaklarımızda çınlayan 35’li yaşlarda bir adamın “İmar İskân Lojmanları değil, Ölüm Lojmanları” şeklindeki serzenişleri oldu. 
 
Abartı değildi, gördüğümüz manzara… Ölümü bekleyen insanların manzarasıydı ve orası bir zamanlar devlet kurumları tarafından yapılan lojmanlardı. 
 
Allah korusun ufak bir şiddetli depremde; en az 3 Bin kişiye mezar olabilecek bir yer artık orası…
 
Elazığ Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün acil eylem planları kapsamında önceliği vermesi gereken yerleşim yerlerinden biri olmalı. 
 
Elazığ Belediyesi biran önce gündemine almalı ve verdiği sözü yerine getirmeli.
 
Aksi takdirde; abartı değil… Allah muhafaza 330 enkazın altında en az 3 Bin yaşam son bulabilir…
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ÖLÜM LOJMANLARI!