04 Şubat 2019 Pazartesi, 351 kişi okudu
OKULA KOŞ
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri ve öğretmenleri 15 günlük ara tatilden sonra dinlenmiş olarak Pazartesi günü sınıflarına, okullarına koşacaklar.
 
Okullar şenlenecek,  sokaklar şenlenecek,  piyasa şenlenecek…
 
Ancak bunların yanında trafik ise zorlaşacak!
 
Elbette tatile birçok öğrenci doymaz.
 
“Erken uyanmak o da ne! Sabah karanlıkta uyanmak kolay mı?
 
Yine mi yığınla ödev?
 
Yine mi özel ders? 
 
Yine mi aileme karşı ders ve başarı sorumluğum ?” gibi kaygıları da başlayacaktır.
 
Öğrencilerin elbette bu kaygılarında haklı oldukları nedenler vardır. 
 
Dersler sabah erken saatlerde başladığı için çocuklarımız karanlıkta sokaktalar.
 
Bu program ikili öğretim yapan devlet okullarında kaçınılmaz süreçtir. 
 
Ben öğrenciyken de aynı sıkıntı vardı halen de var…
 
Ödev verme konusu yıllardır tartışılmaktadır. Ödev verilmeli mi? Verilmemeli mi? diye. 
 
Daha sorumluk bilinci oluşmayan, kendi kendisine program yapma bilinci olmayan, aile tarafından yönlendirilemeyecek öğrenci ödev olmayan günleri nasıl verimli geçirebilir ki?
 
Devlet okullarında ödev verme konusu tartışılırken, özel ders alan öğrenciler zaten ödev anlamında ciddi yük altındalar. Çocukların işleri gerçekten zor…
 
Büyük bir yarış var. Rakipler kuvvetli…
 
Ara tatil ve ödev konusu beni ilkokul yıllarıma götürdü.
 
Ara tatillerde öğretmenimiz ödev verirdi. Bu ödevlerin yanı sıra babam bana ek matematik kitabı alır ve günlük ödev verirdi.
 
Öyle bir program uygulardı ki öğle yemeğine geldiği zaman verdiği ödevi kontrol eder, tekrar akşam için ödev verirdi.
 
Akşam geldiğinde onları kontrol ederdi. Planlı çalışmak zorundaydım. 
 
Çocuk bu ödevleri yaparken mutlu olur mu? Uğruna babamdan ilk ve son dayağı yesem de ödevlerimi yaparken mutlu oluyordum. 
 
İlkokul 4. Sınıftaydım o zaman matematik problemleri 4 işlem ile çözülebilen havuz ya da bakkal problemleriydi.
 
Babam kontrol ederken doğru ya da yanlış yorumu yapmadan yaptığım işlemlere “Neden çaptın?
 
Neden böldün?
 
Neden topladın?” gibi sorular ile problemi açıklamamı istemişti.
 
Babam öyle sert bir ses tonuyla sorunca, sanırım ben de yanlış çözdüm endişesi ile kendimden emin olmayan ses tonuyla anlatmaya çalıştım.
 
Divanda dizlerimin üzerinde yumularak ödevlerimi anlattığım yerden beni öylece kaldırıp tekrar divana atması benim gibi çalışkan,  duygusal, içsel bir çocuğu çok üzmüştü.
 
Babam dairesine gitti ben problem çözümümdeki hatayı arıyor ama bulamıyordum. 
 
Annem etkilenmiş olacak ki bitişiğimizde oturan Gülseren Öğretmenimi çağırdı. 
 
Çözümün doğru olduğunu söylediğinde tabii ki çok mutlu oldum, ama yediğim dayağın anlamını bilemedim. Akşam babam eve geldiğinde öğretmenim bana sarılarak “İsmail Bey kızımı neden üzdün?
 
Çözümler doğru “ dedi (tabii ben mahcup durmakla birlikte mutluyum çünkü çözümler doğru) Babamın verdiği cevap “evet doğru olduğunu biliyorum, ama nedenlerini sorduğumda kendisinden emin cevap vermedi” dedi.
 
Bu dayak belki çocuk psikolojisi göz ardı edilerek yapılan eylemdi, ama bana ders oldu.
 
Meslek hayatımda benim de öğrencilerimden aldığım cevaplarda ses tonlarının önemine dikkat eder oldum. 
 
Öğretmenlik mesleği ancak sevilerek yapılırsa hedefe ulaşılabilir.
 
Öğretmenlik özveridir,  öğretmenlik örnek olmayı öğretmektir, öğretmenlik sevmeyi öğretmektir, öğretmenlik saygı kavramını yerleştirmektir, öğretmenlik güven duymayı ve duyulmayı öğretmektir, öğretmenlik bilgi ve sevgi yatırımı yapmaktır, öğretmenlik gelecek nesile şekil vermektir, öğretmenlik geleceğin anne-babalarının hafızalarında iz bırakmaktır.
 
Öğretmen örnek insandır.
 
Eğitimin her kademesinde görev yaptığım için yaparak, yaşayarak bazı sonuçları gördüm.
 
lköğretimde görev yapan öğretmenlerin rolü ve sorumlulukları çok daha ağır ve önemlidir.
 
Hatta çocuk için bazen anne-babasının ne dediği önemli değil, ama öğretmenin dedikleri çok daha önemlidir.
 
Anne-baba ikna edemez ama öğretmen bir çift söz ile ikna eder.
 
Elbette çocuğun kişisel gelişiminde, eğitiminde öğretmen-öğrenci-aile işbirliğinin olması gerekir.
 
Öğrencinin sevgisi ve güveni objektif ve içtendir.
 
İlkokul öğretmeni de unutulamaz.
 
İlkokul öğretmenlerimin (4 öğretmen) hafızamda bıraktıkları izler üniversite öğrenciliğimde hocalarımın bıraktıkları izlerden daha derin.
 
Bir anne olarak konuya veli olarak da baktım.
 
Mesleğim olan eğitimci olarak da baktım.
 
Eğitim basamakları yükseldikçe beklentiler ve geri dönütler değişiyor. 
 
Alan öğretmeni mezun veren fakültede 22 yıl görev yaptım.
 
Derslerde sık sık dile getirdiğim davranışınız, konuşmanız, giyiminiz, hitabınız, yaklaşımınız gibi birçok özelliğiniz öğrencileriniz tarafından kopya edilecek ve uygulayacaklardır.
 
O nedenle örnek olduğunuzu unutmayın. 
 
Bir öğretmenin kendi özel sorununu okuluna, sınıfına taşıması çok büyük hatadır.
 
Negatif ruh hallerinin enerjisi çok çabuk yayılır. Küçük taze bellekler öğretmenlerini olumsuzluklar ile anımsamasınlar.
 
Önsezi olduğu için öğrencilerin başarıları kısmen ders hocasına duyulan sevgi ve güvene de bağlıdır. 
 
Tekrar dünyaya gelsem yine eğitimci olurum diyorum.
 
Neden derseniz?
 
Sıkıntılı zamanlar elbette olmuştur.
 
Ancak bakıyorsunuz yıllar önce mezun bir öğrenciniz size bir şekilde ulaşıyor, mezun bir öğrencinizin çok çok iyi konumda olduğunu görüyorsunuz, mezun öğrenciniz ummadığınız yer ve zamanda karşınıza çıkıyor, mezun öğrenciniz çeşitli platformlarda sizi onura ediyor…
 
Birçok güzelliği var.
 
Bir öğretmen için bana göre hazineye sahibim.
 
Birçok öğrencimden geri dönütler alışım, adıma yazılan şiirler kâğıtlar sararsa yazılar solsa da yüreğimde tazeliklerini koruyorlar.
 
İşte o güzel anılardan iz bırakan bir kesit ;
 
Yıllar önce ders esnasında ortaokul öğrencimin yüzüme bakarak  kağıda bir şeyler yazdığını ve matematik kitabı arasına bırakıp aralıklı çıkararak tekrarladığının farkındaydım. Ders sonuna doğru öğrencimin kitabını aldığımda A4 kağıda kırmızı kalem ile yazılmış “Nurhayat Öğretmen” Başlıklı ve 9 kıtadan oluşan şiirini okuduğumda öğrencimin kaçak bakışlarını unutamam. 
 
Nasıl unuturum Leyla seni.
 
İşte o Leyla Yıldırım Bakkal Teyzeler Proje sahibi ve Belediye Meclis Üyesi Aday Adayı.
 
Şiiriyle iz bırakan kızım şimdi de girişimciliğiyle iz bırakıyor. öğrencimin adıma yazdığı şiirden  sadece kısa bir bölüm:
 
Her sabah pencerenin önünden 
ilk sen geçerdin Nurhayat Öğretmen
Neşeli, sevinçli, coşkulu
Yine heyecanlı Nurhayat Öğretmen
Yüce bilirdim mesleğini
Alçaltmazdın gölgeni
Eksik olmazdı gülücüklerin
Ne iyiydin Nurhayat Öğretmen
Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve eğitim adına hizmet veren bütün çalışanlara yeni yarıyıl eğitim döneminin hayırlı, başarılı olmasını dilerim.
 
Okuyucu Yorumları