15 Haziran 2018 Cuma, 1712 kişi okudu
O MERT ADAM BENİM BABAM
Resmi ve dini bayramları severdim.
 
Çünkü her bir bayram ayrı anlamlara bürünmüştür.
 
Milli duyguları uyandıran, gelenek, görenek ve birlikteliklerimizi tekrar yaşatan, o güzel bayramlar değil miydi?
 
Özel günlerin çok abartılmadan anılması, o güne dair heyecanın yaşanılmasını yine severim.
 
Bugün cümlenin fiilini değiştirerek bugünkü hislerimle özel günleri “severim” değil, “severdim” olarak ifade edebiliyorum. 
 
Her Kurban Bayramı Elazığ dışında yaşayan kardeşlerim de Elazığ’a baba evine gelirlerdi.
 
Çoğunlukla Ramazan Bayramlarında da bir şekilde bir yerde toplanılırdı.
 
Evet, bugün de biz 6 kardeş ve eşler, torunlar, önce babamın mezarı başında toplandık ve sonra baba evinde buluştuk.
 
Ev kalabalık ama ev boş sanki!
 
Babamın gümbür gümbür sesi duyulmuyor artık.
 
Oysa babamın en çok mutlu olduğu andı, çocukları ile bir arada olmak.
 
Evlat olarak 6 çocuk, ancak o damatlarını ve gelinlerini de evlatlarından ayırmadı.
 
Gelinleri veya damatları telefonda aradığında isimleri görür, mutluktan ağlar ve telefonu açardı.
 
Kaç kayınpeder bu yoğun duyguyu yaşar ki!
 
15.Mayıs 2018 Salı günü babamı kayıp ettik.
 
Evet, bugün 30 gün oldu. 
 
Acımasız geçen günler hızla geçecek biliyorum.
 
Ama yaşanmışlıklar dün gibi kalacak hafızalarda.
 
Evladın yaşı kaç olursa olsun, babanın yaşı kaç olursa olsun, babanın varlık gölgesi bir başka. 
 
Başsağlığına gelen misafirlerimizin babama olan sevgi ve minnet duygularını anlatmaları, bizi bir nebze de olsa ferahlatıyordu. İnşallah yaptıkları ibadete sayılır.
 
Biz çocukları, İSMAİL YILDIRIM’ın çocukları olduğumuz için çok şanslıydık.
 
Babamın misyonunu taşımak da bir o kadar ağırdır. 
 
Ona yaraşır evlat olmak, bütün gayretimizdi.
 
Babam kimdi?
 
Ufku geniş, insanı seven, devlet işi için canı pahasına çalışan, misafirperver, her zaman mağdurun yanında olan, gençlik yıllarından beri ekmeğini paylaşmadan yemeyen, dost ahbap ya da sadece dışarıda herhangi bir ailenin çocuğunun başarısını yine mutluluktan buğulu gözlerle coşkulu anlatan, birilerine iyilik yapma çabasını asla aksatmayan, Devlet yanlısı ve devlete hizmet için çok iyi evlatlar yetiştiren bir babaydı. 
 
Düşünüyorum, babamın bize sesini yükselterek uyardığını kızdığını hatırlamıyorum.
 
Mutlaka hatalarımız olmuştur.
 
Ama annem arada bazen köprü olurdu.
 
Annem babama çok iyi bir eş olmakla birlikte evdeki düzen ve dengenin korunmasında çok duyarlıdır. 
 
Babam 90 yaşındaydı.
 
Ama anılarımızı toparlıyorum 90 gün dahi olmuyor.
 
Zalim yıllar ne çabuk geçmiş.
 
İlk çocuk olmanın bazı avantajlarını bana yaşatmıştı.
 
Ne mi?
 
Mesela; 
 
Benim zamanımda ilkokula başlayan öğrenciler ancak 2. Dönem okuma yazmayı çözerken ben ilkokula başladıktan 20 gün sonra okumayı çözdüm.
 
Mutluydum, çünkü 1. Sınıflar arasında farkındalığım olmuştu.
 
Bana şiiri sevdirdi.
 
Özel günlerde mutlaka törenlerde şiir okuturlardı, hatta belediye hoparlöründen dahi ses çevreye verilirdi.
 
Matematik dersinden  zaten sınıfın en iyisi olmalıydım.
 
Babam matematikten 10 üzerinden alınan 8 i beğenmezdi. Nasıl çalışmayayım ki?
 
Böylece matematik sevgisini başlattı bende.
 
Kendisi de konularda yardımcı oluyordu.
 
Zaman ilerliyor lise öğrenimim başlıyor.
 
Matematik temelini iyi verdi, ama doymadı bu defa da matematik ile birlikte  Divan Edebiyatı ile uğraşıyor, ödevlerimde yardımcı oluyordu.
 
Sonradan değerlendirebildim ki babamda sayısal zekâ, sözel zekâ, sosyal zekâ, görsel zekâ, içsel zekâ, müziksel zekâ, mantıksal zekâ birbirleriyle yarışıyordu.
 
İlkokulda 23 Nisan Çocuk Bayramı o zamanlar çocuklar için çok daha anlamlıydı.
 
Mutlaka farklı kıyafet olur, saçlarımız yaptırılacak diye heyecandan uyumazdık.
 
Babam işte o heyecanı benimle yaşıyordu ve yaşatıyordu.
 
Tören süresince hırkam elinde, fotoğraf makinası elinde töreni izler ve beklerdi. Çocuk psikolojisi işte, bu durum beni o kadar mutlu ederdi ki…
 
Diyarbakır’da öğrenciyken eğitim yaz aylarına sarkardı.
 
Beni ziyarete geldiğinde Diyarbakır’ın sıcağını yaşayınca “sen bu sıcakta otobüs ile nasıl gidiyorsun diye sitem etmişti.” o devirde dahi bir taksi ile anlaştı.
 
Taksi her gün öğrenci yurdundan alıp okula bırakıyordu.
 
Kızının konforu onu mutlu edecekti.
 
Bütün anılar birer kareden ibaret kaldı.
 
Düşünüyorum, ben ne yapabildim ki babamın fedakârlıkları karşısında.
 
Hiçbir şey diyorum.
 
Tek tesellim üzmemiş olmamızdır inşallah.
 
Diyarbakır yoluna gidiyorum babamın eserlerini görüyorum.
 
Malatya yoluna gidiyorum babamın eserlerini görüyorum, Karayollarının bulunduğu kaldırımdan yürüyorum şu an gölgesinde yürüdüğümüz çınarları  dikdirtip bakımını nasıl yaptırdığını görüyorum.
 
Bir çok alanda eserlerini görüyorum. En önemlisi de babamın her birisi bir başka yönünü taşıyan 6 (kardeşlerimi) eserini görüyorum.
 
İşte bir gün ömür bitiyor.
 
70 gün hastane havasını soludu.
 
Bir şey yapamadık.
 
Hastaneye yattığı ilk günler durumu ağır olmadığı halde kendisi ömrünün bittiğini biliyordu.
 
Her zamanki gibi kitabi bir ifadeyle aslında bize haber vermişti. Şöyle ki;
 
“Yolun sonuna geldim, yolculuk başladı, ölüm…
 
” İfadesini iki defa kullanmıştı.
 
Ama insan yakını için negatif düşünmek istemiyor.
 
Fakat ölüm acımasız.
 
Üzerine toz konduramadığımız babamız toprağa verilirken üzerine hızla atılan toprak bir anda beni olduğum yerden kopardı.
 
Artık toprağa aitti.
 
Can babam bugün bayram ne bayramı derlerse yas bayramı mı diyelim. 
 
Evet, ağır bir ifade ama gerçek olan bu.
 
Evin her zamanki gibi misafirlerini ağırlayacak, çocukların her bayramda olduğu gibi evinde olacak. 
 
Nur içerisinde yat babam. Allah Rahmet Eylesin. 
 
Dünyasını değiştiren bütün  anne-babalara Allah’tan Rahmet diliyorum.
 
Okurlarımızın Ramazan Bayramlarını kutlar; hayırlara vesile olmasını dilerim.
 
NOT: Babamın rahatsızlığı süresince tedavisini ve bakımını üstlenen, bıraktığımızda gözümüzün arkasında kalmamasını sağlayan Anadolu Hastanesi Anestezi Uzmanı ve Yoğun Bakım doktoru DR. ERTUĞRUL ÖNDER ÖZÇELİK’e, ekibine ben ve ailem adına çok teşekkür ederiz.
 
Okuyucu Yorumları
O MERT ADAM BENİM BABAM