10 Ekim 2017 Salı, 654 kişi okudu
NE OLDU BİZE BÖYLE
Ülke olarak zor günler geçiriyoruz. Bir tarafta İdlib’e giren ordumuz, diğer tarafta referandum süreciyle bağımsızlık için gün sayan Kuzey Irak…
 
Tam bir bilinmezliğin neden olduğu siyasi bir karışıklık söz konusu. Bir tarafta Rusya, ABD, İsrail ve İngiltere kontrolündeki bölgede güvenlik kaygısı duyan Türkiye, diğer tarafta dış güçlerden aldığı her türlü destek ve yardımla cesaretlenen Barzani… 
 
Doğu ve güney doğuda ise, PKK saldırılarıyla gelen şehit haberleri, yüreklerimizi yaktığı kadar, morallerimizi de bozdu. Muğla’da eylem hazırlığındaki PKK’lıların yakalanarak yollarda yüzüstü çırılçıplak kelepçelenen görüntülerin basında yer alması, muhalefeti, STK ları ve bazı Kürt vatandaşlarını ayağa kaldırdı. Sanki birileri, ülkede bir şeylerin yeniden alevlenmesini isteyen birtakım gelişmelere imza atıyordu. Bu da içimize yerleşmiş FETÖ yapılanmasının temizlenemediği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyordu.
 
Döviz ve altındaki ani artışların ekonomiye etkilerini daha sindiremeden, yeni zamların yapılması, halk da derin bir endişe ve kaygıyı da beraberinde getiriyordu. Kuru yemiş, bakliyat türleri, yağ, çay gibi ürünlere sinsice yapılan yeni fiyat ayarlamaları umutların da yavaş yavaş tükenmesine neden oluyordu. 
 
Gündem bu kadar yoğun ve tehlikeli gelişmelere gebeyken, medya ise, bir afyon etkisiyle kitleleri uyutmaya devam ediyor. Halkın hala İrem Derici’nin kilosunu, Alişan’ın sevgilisinden ayrılmasını ve Arda Turan’ın milli maçta oyundan çıkarken ekranlara yakalanan gülüşünü konuşuyor olması, utanç verici.
 
O Ses Türkiye’nin yeniden başlamasıyla ekranlardaki Acun fırtınası ise, beyinleri yıkamaya, halkı düşünme ve sorgulama yetisinden mahrum etmeye, kaldığı yerden devam ediyor. Bir süre sonra bu yarışmayı, artık kabak tadı veren Yetenek Sizsiniz ve Survivor gibi yarışmalar izleyecek. Nefret, adam satma, bencillik, dedikodu, arkadaşının omuzlarına basarak yükselme hırsı gibi duyguların ekran başındakilere aşılanmasına tüm çıplaklığıyla yeniden tanık olacağız ne yazık ki… 
 
Yapılan sokak röportajlarına bir bakın derim. Koca koca adamlara, gençlerimize, öğrencilerimize, çalışanlarımıza sorulan sorulara verilen cevaplara kulak verin, dayanabilecek misiniz, bilmiyorum. 
İlk Cumhurbaşkanımız kim sorusuna, Tayyip Erdoğan diyeninden tutun da, 12 Eylül ne zaman gerçekleşti, sorusuna, temmuz ayında, diyenlere kadar neler yok ki o röportajlarda… 
 
Müslüman bir ülke olmamıza rağmen dinsel bilgilerimizin ne kadar kıt olduğunu da ancak bu röportajlar sayesinde öğreniyoruz... Dört halifeyi sayamayanlar, ekran karşısında Kelime i şahadet de getiremediler. Anlamını ise bilemediler ve bunu bilmiyorum, diye açıkça söylemekten de çekinmediler.
 
Biz ne ara bu hale geldik böyle? Aziz Nesin’in yıllar önce bu halk için sarf ettiği söyleme ne kadar kızmıştık oysa… Bilmemek bir eksiklik, kabul; ama bunu gidermek için gayret sarf edememek, nedir peki?
 
Okumayan, sorgulamayan, araştırmayan bir toplum olduğumuzu biliyordum ama doğrusunu isterseniz, bu kadarını tahmin etmiyordum. İnsan hiç mi haber izlemez, gazete okumaz, gündemi biraz olsun takip etmez. Başındaki türbana, dinin gereği olarak uzattığı sakala rağmen, dinsel bilgileri sıfırın altında can çekişen sözde Müslüman görünümlü vatandaşların bu cehaletine tanık olmaksa, apayrı bir acı.
 
Geçen hafta ilimizde yapılan kitap fuarına şöyle bir baktım da, görsel anlamda bir kalabalık vardı ama o kalabalığın; Pelin Çift, Mehmet Çelik, Mete Yarar gibi medyatik ünlüleri görmeye, onlarla fotoğraf çektirmeye geldiklerini anlamak, insanı derin bir ümitsizliğe sevk ediyor.
Kimsenin kitapları incelediği falan yoktu. En azından ben çok az sayıda gerçek okur gördüm orada. Stantlarda ünlü avına çıkan halkın geldiği bu noktaya çok da şaşırmamak lazım. 
 
Ömrünü yazmaya adamış, sayısız eserlere imza atmış İsmet Acı, İslami çalışmalar konusunda çok önemli bir değer olan yazar İsmail Mutlu, tarihsel çalışmalarla adından söz ettiren Mustafa Armağan, genç yazar Kahraman Tazeoğlu gibi değerler fuarda bekledikleri ilgiyi buldular mı bilinmez ama bazı yazarların stantları dakikalarca bomboş kaldı. Kendilerini ziyaret edecek bir okur aradılar o yoğun kalabalığın içinde umutsuzca…
 
Durum bu kadar vahimken, iyi niyet cümleleri sarf edip kendimizi kandırmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı ortada. Tez elden kendimizi gözden geçirip sağlıklı ve hakkaniyetli bir özeleştiri yapmalıyız. Hayattaki gayemizi bilmeli, bunun gereğini yerine getirmek için çaba sarf etmeliyiz. 
 
Sayılı sözcüklerle konuşan, yeniliğe kapalı, körü körüne bir bağlılık profili çizmek yerine, daha esnek, yeniliğe, değişime ve bilgiye açık, sorgulayabilen bireyler olmak için çaba sarf etmeliyiz.
 
Hayattaki gayesi iyi giyinmek, bol para kazanıp bunu gönlünce harcamak, kızlara lüks araçlarda hava atmak olan, kavgacı, libidosu tavan yapmış insanlar olmaktan kendimizi kurtarmalıyız.
 
 
SEDAT YASAK 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
NE OLDU BİZE BÖYLE