26 Temmuz 2018 Perşembe, 2932 kişi okudu
NE ÇOK ŞEY
Hırpalandım 
 
Kalbim sevilmek isterken, aşağı mahallede yok yere tekmelenen ve sonra yukarı mahallede onu sevmek isteyenlerden kaçan bir yavru köpeğin kalbi gibi hırpalandı.
 
Mecburum.
 
Nefes almaya mecbur olmaktan başka bir sorunum yok sanırım.
Onu da “ kim ne der “ düşüncesiyle zar zor alıyorum ya.
Anlayın işte iyi değilim. 
Aslında çok daha kötü olduğum zamanlarım da olmadı değil.
İnsanın kendi kendisini acıları ile teselli etmesi.
Ne tuhaf ne ağrılı bir şey bu. 
 
Şöyle bir bakıyorum şu kaldırım taşlarında yürüyen yığınla insana.
Mutsuzluklarının farkında bile değiller. Bu farkındasızlıklarından doğan garip mutlulukları  beni ürpertiyor.
Hiç mi anlamıyorlar.
Hiç mi geçmişlerine dönmüyorlar ya da gelecek endişesi duymuyorlar. 
İçinde oldukları bitkisel hayatları yüzünden yaşayacakları her şey ruhlarına değmeden uçup gidiyor. 
 
Sustum.
 
Etrafıma saçtığım kelimeler oranında öldüğümü anladım. 
Konuşanların sırrı yoktu. 
Döktüğüm kelimeler kadar kendime ihanet ettiğimi, her derdimi çeken kalbimi konuşarak teşhir ettiğimi fark ettim. 
Dile gelmezliğimin celladı olmayacaktım. 
 
En çok da “ çok yoruldum... “
 
Olması gerekenler ve aslında olanlar arasında sıkışmaktan. 
Yapmak istediklerimin ve yapabildiklerimin birbirini tutmamasından. 
Bu saçma hayatın saçma sorularına cevabı tam da bulmuşken sürenin dolmasından ve yeni sorularla karşılaşmaktan yoruldum. 
 
“ Her şey bir günde değişmeyecek ama bir gün her şey değişecek“ safsatasını ümit etmekten yoruldum. 
 
Hurda haline gelmiş örflerinizi hiç tenkit etmeden, mantığınızın süzgecinden geçirmeden, ahlak diye benimsemenizden; 
üstelik o hurda çantasından tedarik ettiğiniz örflerinizin  kırıntılarını birbirinize çarpmanızdan yoruldum. 
 
Hayata dair hiçbir şeyin hiçbir zaman dilediğim gibi olmayacağını biliyor olmaktan ve artık bundan acı duymamaktan yoruldum. 
 
En sevdiğim şarkının en sevdiğim yerinde onlarca kez ölmekten yoruldum. 
 
Bir şeyleri sessiz sedasız yaşamaktan, anlatmayi dahi deneyemeyecek olmaktan, derdimin küçümsenecek korkusundan yoruldum. 
 
Kendime söz vermekten,
Hakedene  hakettiğini söylemeyeceğim, yapmayacağım , içimden geçen o ağır sözleri sadece kalbimin bir köşesine kazıyacağım diye kendimi törpülemekten yoruldum. 
 
Siyah beyaz çerçevesi kırık bir resmin en karanlık noktası olmaktan , veya resmin köşesinde sıkışmış kalmış kör bir tarih olmaktan , resimde duyulamayan eski bir melodi gibi hissetmekten, ya da arkasında nice hislerle yazılmış ve artık unutulmuş okunmayan bir şiir olmaktan yoruldum. 
 
İçimdeki sorulardan yoruldum. 
Mesela ; Gideceğim yerin kaldığım yerden farkı var mıydı? 
Gözaltı morluklarıma hangi maske daha iyi gelirdi? 
Hislerim benimle mutlu muydu?
Halen daha “ ah ulan Nalan “ diyen bir maşuk var mıydı? 
Diye düşünmekten yoruldum.
 
Uzun mu kısa mı bir türlü karar veremediğim şu hayatımı totemlere bağlı yaşamaktan yoruldum. 
 
Eğer on saniye içinde yağmur yağarsa çok güzel şeyler olacaktı,
Eğer on saniye içinde o merdivenleri çıkarsam mesaj atacaktı, 
Eğer on saniye içinde kırmızı araba görseydim...
Eğer on saniye içinde... 
Ve hiçbir şeyin on saniye içinde değişmediğini anlamam on saniyeden çok daha uzun oldu. 
Ve sıfıra geldiğimde dinmeyecek bir yorgunluk...
 
O mu?
Gelmesi için can attığımı sanıyordu.
Hâl bu ki o kadar bencildi ki görmüyordu. 
Gitmezse can verecektim. 
Bilmiyordu...
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi