08 Temmuz 2017 Cumartesi, 1089 kişi okudu
Mülteci Olmak 2
İnsanın yaşadığı evinden, toprağından gurbette olması…
 
Bilmediği yabancısı olduğu diyarlara doğru yol almak zorunda oluşu…
 
Sevdiklerini geride bırakarak, alışkanlıklarından vazgeçerek…
 
Yeniden başlamak her şeye yeniden, kolay mı?
 
Bilmediğin bir kültürün ve tanımadığın insanların arasında…
 
Ötelenmemek, garipsenmemek mümkün mü?
 
Var mı, acaba, böyle bir dünya…
 
Herkesin öteki üzerinden kendini tanımladığı bir dünyada…
 
Bazen mendil satan çocuklara rastlarız, sokaklarda, parklarda, trafikte…
 
Türkçe konuşamayan, körpecik, masum çocuklar…
 
Bazılarımızı üzer, bazılarımızda kızgınlık yaratır, neden sahip çıkılmıyor, diye.
 
Bu çocukların ve gençlerin kötü niyetli grupların eline düşme ihtimali aklımıza gelir. Sosyal bir sorundur aslında yaşananlar.
 
Çünkü 2011 yılından beri yaklaşık 3 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de yaşıyor. Onlar için, yaşam koşulları hiç de kolay değil. Mülteci olarak, geride bıraktıkları ve kaybettiklerinin acısıyla yeniden hayata tutunmak ya da tutunamamak… 
 
Çünkü bütün mülteciler gibi, Suriyeliler de, memleketini geride bırakmak zorunda kaldı.
 
Birileri onu yerinden yurdundan ederken, statüsünü de çoktan belirlemişti. Çıktığı yolculukta geçeceği sınırları ulaşacağı ya da ulaşamayacağı sınırları da belirlemişti, yasalarla.
 
Önce ülkesini kana, gözyaşına boğmuş, adına demokrasi ve insan hakları diyerek, daha sonra aldığı kararlarla kendi ülkelerini, insanlarını korumak için dikenli tellerden duvarlar, sınırlar örmüştü, İnsan hakları adına!
 
Garip kalmıştı, gurbetteydi, mülteciydi, birileri böyle karar almıştı. 
 
Mülteciydi, yaşamak zorundaydı, ekmeğe ihtiyacı vardı.
 
Ucuz iş gücü olarak çalışmak artık umurunda değildi.
 
Birileri bunu fırsata çevirmiş, artık önemli miydi?
 
Gözünün önünde tarihiyle, geçmişiyle ülkesi yerle bir olmuş iken…
 
Yaşadıkları, gördükleri ve hayal kırıklıkları…
 
Bir daha düzelir miydi?
 
İnsanlık adına umudunu kaybetmek istemezken, bu kadar yıkımın arkasında bunu yapabilecek miydi?
 
 O artık bir mülteciydi.
 
Savaşın yerle bir ettiği memleketine dönebilir miydi?
 
Savaş son bulsa ülkesinin eski haline gelmesi mümkün müydü?
 
Herkesin pastadan pay almayı umduğu memleketinde pasta sahipleri kimler olacaktı?
 
Nasıl bir toplum düzeni ve yapılanma isteniyordu.  
 
Şüphesiz, bir değişim yaşanıyordu ve Suriye’nin taşını, toprağını, insanını yok etme pahasına. 
 
Savaşın, çatışmaların yıktığı binalar ve yapılar bir şekilde yerine gelirdi, belki.
 
Ama yitip giden insanlar, bir milletin masum geleceği bir daha geri gelir miydi?
 
Öte yandan Akdeniz,  bir bir masum bedenleri yutarken alıp götürdüklerini geri verir miydi?
 
Akıtılan kanlar, dökülen gözyaşları unutulur muydu?
 
İnsanlık ne yapıyordu?
 
Artık bilenen şu ki, Ortadoğu’da ve dünyada yaşanan bir değişim var.
 
Hayat ve ölüm arasında ince bir çizgi üzerinde yaşamak zorunda bırakılanlar için hayat hiç te kolay değil ve kolay olmayacak!
 
 Farklı kültürler ve farklı insanlar ile kurulması zorunlu olan diyaloglar.
 
Elbette bunun yaratacağı sorunlar…
 
Bunun yanında yoksulluk ve yoksunluk gibi olguların karşılanma gereksinimi de ayrı bir sorun… 
 
Dünyayı kendi çıkar ve ideolojisi uğruna dizayn edenler için, hayat kolay mı olacak, dersiniz?
 
Yaşanan bu toplumsal dönüşümler, yaşandığı toplumu da öyle veya böyle kendi içinde dönüştürecektir.
 
Duvarlar neden dikenli tellerle örülüyor acaba?  
 
Mülteci konumuna düşürülen insanların hareketliliği birilerini tedirgin ederken; bu durumu yaratanlar için sonuç pek iç açıcı gözükmüyor.
 
Örülen dikenlerin acısı öyle veya böyle herkesi rahatsız edecek gibi.
 
Yaşamak, yaşatmakla mümkünse eğer, insanları hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgide yaşamak zorunda bırakmamak gerek. Elzem olan insanların barış ve güven içinde yaşayacağı bir dünya.
 
Savaşların gölgesinde bir dünya mümkün müdür?
 
Bu ancak belli çıkar gruplarının işine yarar.
 
Bunlarında insanlık adına söyleyecek pek bir sözü olmasa gerek.
 
 
Hülya Kavak
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Mülteci Olmak 2