02 Haziran 2018 Cumartesi, 644 kişi okudu
SEDAT YASAK
MÜBAREK AY
Ramazan ayını yaşadığımız şu günlerde insanlarımızda manevi anlamda bir değişiklik olmasını beklemek, fazla iyimserlik gibi geliyor bana. Zira hala “ben” olgusunun hakimiyetinin devam ediyor olduğunu görmek, insanı üzdüğü kadar, umutsuzluğa da sürüklüyor.
 
Sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan iftar ve sahur sofralarına ait fotoğraflar insanın içini acıtıyor.
 
Bu kadar mı uzaklaştık birbirimizden? 
 
“Bak, biz bunları yiyoruz, siz yiyebiliyor musunuz?” demekten başka nedir ki bu? 
 
Ya “Buyurun siz de gelin” türünden açıklamalarla süslenen sanal davete ne demeli?  
 
Bu mübarek ayda yalan, dolan, üç kağıt, kul hakkı yeme, küfür, hakaret, iftira, gıybet… ise hiç azalmadan devam ediyor. 
 
Dünya yangın yerine dönmüş, insanlar açlık ve sefalet içinde hayat mücadelesi verirken; sakız çiğnemek, yüzmek, geğirmek, göz damlası orucu bozar mı türünden saçma sapan sorularla bir ayı meşgul etmek… 
 
Daha evvel de birkaç yazısına yer verdiğim Edebiyatçı kardeşim, arkadaşım M. Zülfü Yarcel’in bu konu hakkında yazdıklarıyla sizi baş başa bırakıyorum: 
 
“Manevi duygularımızın tavan yaptığı Ramazanda hissettiğimiz huzur, insanı derin bir muhakemeye sürükler.
 
On bir ayda yapılamayan özeleştiriyi yapabilmek her anlamda kazanç olmasına rağmen, bunu layıkıyla yapanların sayısı ne yazık ki, çok azdır. Bu gerçeği biliyor olmaksa, her anlamda üzücüdür.
 
Bu mübarek ay bereket ayı olduğu için, asıl mutluluğu ve huzuru da paylaşarak bulmamız gerekirken, gösteriş, şatafatlı sofralar ve desinler mantığıyla hareket edilmesi bu güzelliklere gölge düşürüyor.
 
Paylaşmak, empati yapmak, düşünmek, dağıtmak, hissetmek, hissettirmek gerek.
 
Bunu yapamadığımız gibi, “biz” olgusundan uzak bir anlayışla hareket etmek de bu mübarek ayın tüm güzelliğine gölge düşürür.
 
O şatafatlı sofralarımızın fotoğraflarını paylaşmak yerine onu ihtiyacı olanlarla paylaşmak daha doğru değil midir?
 
 Asıl söylemek istediğim şu küçük olayda gizli aslında: 
 
Hayır kuruluşlarının birinde çalışan ve Ramazan Ayında ihtiyaç sahiplerine yardım eden Bekir Beyin yanına sekiz, on yaşlarında bir erkek çocuğu gelir ve ona şöyle der: 
 
— Sen garibanlara yardım eli uzatan Bekir Abi değil misin? 
 
— Evet, der, babacan bir tavırla Bakir Bey. 
 
Ufaklık onun eline küçük bir kağıt parçası tutuşturduktan sonra, koşarak uzaklaşır.
 
Bekir Bey, küçük çocuğun arkasından bakakalır. Sonra toparlanıp eline tutuşturulan kağıt parçasını açar. Kağıtta ihtiyaç listesi yazılıdır: Peynir, yoğurt, reçel , zeytin, yağ, şeker, çay, yumurta, süt.... 
 
“Keşke oyuncak isteseydin be çocuk”... diye geçirir içinden, Bekir Bey üzüntüyle.... 
 
Aslında akla ilk gelen ve çocuğun istemesi gereken ilk şey oyuncak olmalıdır. İşte burada devreye paylaşmanın önemi girer.
 
Lütfen artık İslam’ı hakkıyla yaşayalım en azından bu ayda yaşayıp dertlere derman olalım. Sosyal paylaşım sitelerinde yediklerimizi paylaşmak yerine, bir lokma ekmeğimizi, bir bardak suyumuzu yeri gelir acılarımızı, en önemlisi mutluluklarımızı ve gülüşlerimizi paylaşalım.
 
Emin olun bu, birçok şeyi değiştirecektir. 
 
Paylaştıkça çoğalacağımızı ve çoğaldıkça kenetleneceğimizi unutmayalım.”
 
M. Zülfü Yarcel
Okuyucu Yorumları
Haberler