03 Ekim 2019 Perşembe, 452 kişi okudu
SEDAT YASAK
MAZLUM’U GETİRİN BANA!
Bu yıl da birbirinden değerli Yeşilçam’ın önemli isimleri hayatlarını birer birer kaybettiler. Ümit Yesin, Yalçın Gülhan, Aytaç Arman, Ayşen Gruda, Yalçın Menteş, Eşref Kolçak, Enis Fosforoğlu, Süleyman Turan, Abdi Algül ve son olarak da dün hayatını kaybeden Tarık Ünlüoğlu…
 
Bu değerlerin içerisinde belki de en trajik hayat hikayesine sahip olanı Yadigar Ejder’di. Yeşilçam’ın unutulmaz yardımcı karakter oyuncularından biriydi. 
 
Gelin, şimdi bu emektar oyuncunun ilginç, ilginç olduğu kadar da dramatik olan hayat hikayesine kısaca bir göz atalım:
Asıl Adı Adnan Ayberk’tir. Sivas’da doğdu. İlkokul 3. Sınıftayken okuldan kaçtı ve eğitim hayatına bir daha geri dönmedi. Belki de onun herkes tarafından bu denli kullanılmasına neden olan da bu cehaleti oldu. 200’ü aşkın filmde rol almasına karşın hiç başrol oynayamadı. Hatta bazı filmlerde ismi bile afişlere yazılmayacak kadar görmezden gelindi. Buna rağmen kimseye sitem etmedi.
 
1967’de İstanbul’a çalışmaya gelip sinemayla tanışır. O günden sonra da sinemadan kopamaz. Setlerin hem kamera arkasındaki çalışanı hem de kamera önünde rol alanı olur...
 
Hafızalarda Kemal Sunal’la rol aldıkları “Şark Bülbülü” filmindeki “Mazlum” karakteriyle yer etse de, gerçek hayatı Mazlum karakterinden hiç de farklı değildir aslında. Dinçer Çekmez’in “Mazlum’u getirin bana” repliği, onun hayatının da kısa bir özeti olur…
 
Setlerde ne dense onu yapar, söylenen hiçbir şeye itiraz etmezdi. Hatta setlerin en ağır işleri bile ona yaptırılırdı. Karın tokluğuna çalışırdı. Çoğu zaman ucuz otellerde kalır, esnaf lokantalarında karnını doyururdu. 
Kendine ait hiçbir zaman bir evi, bir eşi, çocukları, bir aile hayatı olmadı. Çoğu zaman aç yattığını dost sohbetlerinde arkadaşlarına birçok kez anlatmıştı.
 
Bir filmde Cüney Arkın’dan rol gereği yemesi gereken tekme, diz kapağına denk gelir ve o günden sonra diz kapağında geçmeyen kronik bir ağrı oluşur.
 
Yeşilçam’ın Rambo’su Sönmez Yıkılmaz’ın anlattıkları ise, dehşet vericidir. Yeşilçam’ın bilinmeyen dünyasına ışık tuttuğu gibi, başrol ile yardımcı roller arasındaki değer profillerini anlamamız açısından da tüyler ürperticidir:
 
“Doktor Civanım Filminin güreş sahnesi çekilecekti. Mevsim kış ve güreş çıplak yapılacaktı. Film arasında Kemal Sunal sıcak karavanda viskisini yudumlarken, üşüdüğü için Yadigar da karavana girip ısınmak ister. Ama karavan kirlenir diye onu içeri almazlar. Yadigar da sinirlenip bu duruma isyan eder…”
 
Yine Tarzan Rıfkı Filminde Ejder’in, rol gereği Kemal Sunal’ın kafasına sertçe vurduğu gerekçesiyle Sunal’ın kendisine çok sinirlendiği, Ejder’in de bu sebeple Yeşilçam’ın babaları tarafından rol verilmeyerek cezalandırıldığı söylentisi yayılır. Bu sebeple Sunal ile Ejder’in aralarının bozuk olduğu kulaktan kulağa yayılsa da, bu kırgınlık taraflarca doğrulanmaz.
Bir set çalışanı arkadaşı ise:
 
"Bir gün set bitmiş, gece 1–2 gibi eve dönüyordum, sokakta karşılaştım Yadigâr’la. 'Otelden çıkardılar' dedi. Borcunu ödeyemediği için atmışlardı garibimi... Bir film deposu vardı. Işıkları, ekipmanları oradan alır, oraya bırakırdık her gün. Oraya götürdüm, yatacak bir yer ayarladım kendisine. Sonra 1 aya yakın ışık deposunda yattı. Birçok kimse onun durumuna düşmedi, çünkü kimse sinemayı onun kadar sevmedi…” diyordu.
 
"Bir Yadigar Ejder” Kitabı’nın yazarı Erhan Tuncer de kitabında Ejder’in hayatıyla ilgili birçok ayrıntıya yer veriyor, Ejder’in vefatıyla ilgili araştırmaları sonucunda edindiği bilgileri de şöyle aktarıyordu: 
 
"Yadigâr Ejder'in Taksim Parkı'nda donarak öldüğü haberi gerçeği yansıtmıyor. Yadigâr aslında 4 Mart 1991'de yemek yemek için girdiği bir lokantanın tuvaletinde beyin kanaması geçiriyor ve orada vefat ediyor. Cenazesini lokantanın önüne çıkarıyorlar. Onu orada gören insanlar da sokakta öldüğünü sanıyor. Bu kulaktan kulağa 'Parkta donarak öldü' oluyor. Çünkü işsiz kaldığı dönemlerde gününü o parkta geçiriyordu. Aslında öldüğü dönem ambargoyu kırıp iş bulmaya başladığı bir dönemdi… Öldüğünde 40 yaşındaydı. İleri düzeyde şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu vardı." diyordu.
 
Yoklukla geçmiş kısa bir ömür ve daha kırklı yaşlarının henüz başındayken 1991 Martında yitip giden bir hayat…
 
Onlar beyaz camdan hayatımıza giren, bizden biri olan değerlerimizdi. Biz onları karşılıksız sevdik. Aileden biri gibi evimizin değişmezleri oldular, olacaklar da… Onlar gönüllerde yaşayarak gelecek nesillerin de kahramanları olmaya devam edecekler.
 
Rabbim hepsine rahmet etsin…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
MAZLUM’U GETİRİN BANA!