189 kişi okudu
Metni Küçült Metni Büyüt Reset
Küçük Millet Meclisi Türkiye'nin Ekonomik Görünümü gündemiyle toplandı.
Küçük Millet Meclisi Türkiyenin Ekonomik Görünümü gündemiyle toplandı
1 / Hayrettin Karakaya: Son 3 ayda yaşadığımız ekonomik sıkıntılar ülkemizi bayağı zora soktu, bu durum sunumda da dile getirildi. Buna sebep olan kimlerdir az çok tahmin edebiliyoruz, tabi gönül isterdi ki iktidar partisinin ve muhalefet partisinin temsilcileri de aramızda olsaydı. Hiç değilse yerelde de insanların ne düşündüğünün bilinmesi ve partilerine iletilmesi güzel olurdu, ancak bu olumsuz durumu hemen her toplantıda yaşıyoruz. Bugün Enflasyonun yüzde 24 olarak açıklanmasıyla öyle tahmin ediyorum ki bu rakam yılsonuna kadar %35’ i bulur. Şu anda durum çok hoş değil, dolayısıyla çok da iyimser konuşamıyorum. Ben ticaretinde içinde olan biri olarak yakında bazı firmaların üzülerek de olsa kapanacağını tahmin ediyorum. Çizilen tüm pembe tablolara rağmen durum bunu göstermektedir. Son olarak Amerikalı danışmanlık şirketi hakkında konuşanları hain ilan ettiler bilmeyerek konuşanları da cahil. Ben ülkemizde bir sürü danışmanlık yapacak kapasitede insanlar olduğunu söylemek istiyorum.  Rahmetli Erbakan hocaya da zamanında sol görüşlü bir insan danışmanlık yapmaktaydı ve benim için harika bir insandı. Biz her ne kadar Amerika'yı protesto etsek de ilişkileri koparmamız mümkün değildir. Bunun için bizim güçlü olmamız lazım ama 100 yıldır güçlü olmamamız için ellerinden geleni yapıyorlar.
 
2 / Resul Şahin: Bir devletin güçlü olabilmesi için 4 tane sac ayağını ihtiyaç vardır; ekonomisi güçlü olacak, güçlü bir ordusu olacak, tarihini bilen yöneticileri olacak ve bu işi sevk ve idare edecek kadroları olacak. Biz yıllardır ekonomisi İMF ile yönetilen bir ülke idik. Bildiğiniz gibi bize emirler yağdırır ve istedikleri gibi yönetilirdi, buna rağmen sonuç ortadaydı. Bugün geldiğimiz noktada biz emeklemeden yürümeye başladık, ancak adamlar ellerindeki bu pastayı kaçırmak istemiyorlar çünkü pastayı kaçırdıklarında Türkiye hem kendisi güçlenecek hem de çevresinde söz sahibi olacaktır. Kabul edelim veya etmeyelim; Biz bugün Amerika ile örtülü bir savaş halindeyiz. Diyorlar ki siz Amerika'ya neden savaş açtınız, oysa Biz Amerika'ya Savaş açmadık Amerika bizim birliğimizi ve ülke bütünlüğümüzü hedef aldı, terör örgütlerini ülkemizin etrafına yığdı ve bizi onlarla karşı karşıya getirdi. Bizim ekonomimizin güçlü olmadığı hepimizin malumudur, adamlar bu durumu gördü ve saldırmaya başladılar. Buradaki en büyük Amaç İran'ın doğusundan ve Türkiye'nin güneyinde Akdeniz'e uzanan bir koridor oluşturarak Türkiye'nin Ortadoğu ile bağlantısını kesmek ve onu yalnızlaştırmaktır. Ben ekonomik krizlerin fırsata çevrilebileceğini düşünüyorum. Tıpkı 74 Kıbrıs Harekâtı’ nda uçaklarımıza lastik vermeyen Amerika'ya inat açılan lastik fabrikası gibi. Şunu özellikle belirtmek istiyorum dövizin yükselmesi sadece Türk Lirası karşısında olmamıştır tüm dünyada dolar değer kazanmıştır.
 
3 /Mehmet Ertuğrul: Ülkemiz bulunduğu eşsiz konumuyla yeraltı ve yerüstü kaynakları ile kadıim geçmişiyle ve günümüzdeki güçlü duruşuyla malum çevreleri rahatsız etmektedir. Güçlü bir Türkiye ve İslam'ın hamisi pozisyonunu çekemeyenler geçmişte 28 şubat, Gezi Olayları ve 15 Temmuz’ u nasıl organize edip maddi ve manevi destek dediyse, bugün de aynı çevreler Türkiye'nin gelişmesini ve ilerlemesini istemektedirler. Hal böyle olunca ekonomimize operasyon çekip Türk parasının değerini kaybetmesini enflasyon ve devalüasyon yapıp ülkemizin gardını düşürmeyi amaçlamaktadırlar. Tabi başta Siyonizm’in kuklası olan ABD ve ortakları olmak üzere büyük İsrail devletini kurmak ve bölgede güçsüz bir Türkiye oluşturmak için siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda geçmişte olduğu gibi bugün de hesaplar yapmaktadırlar. Ekonominin bu hale gelmesinde elbette bizim de hatalarımız vardır. Devletimizin izlediği bazı yanlış ekonomik stratejiler sebebiyle ülke insanının büyük çoğunluğu ekonomik sıkıntı yaşamaktadır. Türk parası değer kaybetmiş; temel tüketim mallarına, elektrik, doğalgaz, benzin ve bağlantılı tüm kalemlere müthiş zamlar gelmiştir. Bu durumdan sanırım herkes rahatsızdır, ülke olarak zor zamanlardan geçmekteyiz. Dönen çek ve senet sayısı katlanmış batan şirket sayısı yükselmiştir. O halde neler yapmalıyız: acil olarak israf ekonomisinden insaf ekonomisine geçmeliyiz, faiz belasından hem devlet hem de millet olarak ayrılmalıyız. Ülke olarak yönümüzü Avrupa Birliği ve Amerika'dan D8 İslam ülkelerine çevirmeliyiz. Çok acil havuz sistemi kurulmalı ve ranta giden paralar milletin kendisine döndürülmelidir. Yerli ve milli ekonomik politikaları ve alanında uzman milli ekonomi politikacıları vasıtasıyla ülkemiz ferah ve güzel günlere kavuşmalıdır.
 
4 / Atik Okuyucu: Bizler sivil toplum örgütleriyiz ve bizim yaklaşımlarımız sivil olmalıdır.  Eğer bugün Türkiye ekonomisi bozuksa bu hepimizi ilgilendiren ve hepimizi etkileyen bir durumdur. Ama biz kalkıp ülkemiz çok iyidir, durum çok iyidir dersek bunun gerçekle bir alakası olmadığını hepimiz biliriz.  Bizler hepimiz ülkenin birliğinden ve bütünlüğünden yana insanlarız. Bizler var olan bir realiteyi görmezden geliyoruz, hiçbirimiz bu devletin düşmanı değiliz, olur olmadık her şeyi dış güçlere bağlamak doğru değildir.  Öncelikle bizim iç barışı sağlamanız lazım ve dünya ile entegre olmamız gerekir. Ekonomimizin bozuk olduğu doğrudur, ancak bunun sebepleri üzerinde önemle durmamız gerekir. Yöneticilerimizin istikrarlı olması gerekir, tasarrufta bulunup israf etmemeleri gerekir, bu doğrultuda bizler de onlarla beraber gerekli adımları atmalıyız.
 
 5 / Zülfü Biçerer: Esas itibariyle ekonomik problemler çok yaralı bir hastaya benzemektedir, neresinden tutsan elinde kalıyor. Biliyoruz ki dünya ekonomisi 5-6 devletin uhdesindedir. Bunlar birinci dereceden askeri yönden güçlü olanlar, ikincisi medya gücünü elinde bulunduranlar, üçüncüsü ise enerji havzalarını ellerinde bulunduranlardır. Bugün ekonomik gücü elinde bulunduranlar IMF ile ekonomisi darboğazda olanları kendilerine mahkûm ettirmektedirler. Yine bildiğiniz gibi Siyonizm ve Tapınak Şövalyeleri eliyle Osmanlı Devleti yıkıldı ve ortaya onlarca devletçilik çıktı. Bunlardan biri de Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gücü ve bölgedeki etkinliği batılı devletler tarafından hazmedilememektedir. Bundan dolayıdır ki Devletimiz üzerinde her türlü oyun oynanmakta, zayıf düşürmek için her türlü yola başvurulmaktadır. Ekonomik savaş da bunlardan biridir. Biz yerli ve milli olan değerleri bir araya getirip, bu şekilde hareket etmediğimiz sürece iki yakamız bir araya gelmez ve biz iflah olmayız.
 
6 / Abdulkerim  Avanoz: Bugüne kadar ülkeyi yöneten iktidarlar da öyle bir eksiklik var ki, yaşanan her olay karşısında emperyalistleri ve dış güçlerin suçlanmaktadırlar. Eğer siz devlet adamı iseniz, ülkeyi yönetecek kabiliyetiniz varsa işinizi yapın ve dış güçleri suçlamaktan vazgeçin. Düşüneceksiniz; Emperyalist ülkeler her zaman vardır ve bunlar doğal olarak geri kalmış ülkelerin sırtından beslenirler.  Tüm ülkeler şunu düşünmek zorundadırlar: Emperyalistler yapmaları gerekeni yapıyorlar, bizler de yapmamız gerekeni yapacağız. İktidarlar düşünmeli günün birinde bizi ekonomik olarak vuracaklar, terörle vuracaklar, ticaret savaşlarıyla vuracaklar; biz ne yapmalıyız? Bir sürü üniversitemiz var burada, akademisyenlerimiz var, bu akademisyenler gerçekten akademisyen ise hükümetlerin bu insanlardan faydalanması lazım ve her hükümetin her zaman her olay karşısında bir B ve C planı mutlaka olmalıdır.
 
7 / Gülsüm Uzun: Yaşanan bu ekonomik kriz sürecinde enflasyonumuz yüzde altılardan yüzde on birlere çıktığı zaman ekonomik tedbirler alınmış olsaydı bugünkü enflasyon oranları bu kadar yüksek olmazdı.  Konunun uzmanları yüzde on birlik enflasyon oranını normal karşılamazken, birileri çıkıp bu rakamı küçümseyip, bunu aşağı çekebileceklerini belirtti.  Ancak bugün sonuç ortadadır; krizi fırsata dönüştürmek isteyen insanlar genelde ülkeyi zor durumda bırakmak isteyen insanlardır. Mevcut durumu bireysel çıkarları doğrultusunda kullanıp, daha fazla nemalanma peşinde koştular.  Bu durum krizi daha da derinleştirdi. Türk Lirası bugün sadece dolar ve Euro karşısında değil tüm para birimleri karşısında diğer kaybetmiştir. Ben şahsen çözümü üretimde görüyorum; üretim devrimci bir faaliyettir. Bununla üretim sahası çeşitlendirerek ve genişletilerek bir takım sorunlar aşılabilir. Daha düne kadar tahıl konusunda Türkiye kendi kendine yetebilen bir ülke iken bugün birçok ürünü ithal eder duruma gelmiştir. Yaşanan bu süreçte biz tabi ki milletimizin ve devletimizin yanındayız, safımızın belli olduğundan kimsenin şüphesi olmasın.
 
8 / Mehmet Kayabaş: Ekonomimizin iyi yönde olmadığını görüyoruz. Biz, koyunun kurda teslim edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Ekonomimizin Amerikalı bir şirkete teslim edilmesi kabul edilemez. Buradan tüm siyasilere sesleniyorum: Biz bize yeteriz şayet memleket yabancı kaynaklı şirketlere teslim edilirse bunu şiddetle kınıyorum.
 
9 / Hakkı Tüver: Ülkemiz ve ticaret yaptığı diğer ülkeler, mutlaka kendi aralarında yaptıkları alışverişlerde kendi para birimlerini kullanmalıdırlar. Bunun Amerikan emperyalizmine karşı ciddi bir darbe olacağını düşünüyorum. Yine çok mecbur kalmadıkça halkımızın ve devletimizin ithal ürünlere karşı mesafeli durması gerektiğini düşünüyorum. Bu ekonomik süreçte bizlere de birçok görev düşmektedir; her şey dolara bağlamak doğru değildir mevcut durumu yerli işbirlikçiler fırsata dönüştürmektedir devletin bu konunun üzerine gitmesi gerekir.
 
10 /: Filiz Özel: Ülkemizde şu anda bir kriz olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız, ancak herkes birbirini suçlayacağına bu konuda elini taşın altına koyup, üzerine düşen fedakârlığı yapmalıdır. Bu ülke hepimizin ve gerekirse hepimiz tasarruf konusunda gerekli duyarlılığı göstermeliyiz. Eğer bugün Türkiye Amerika'dan buğday ithal ediyorsa bu çok vahim bir durumdur. Bir numaralı geliri tarım olan bir ülkede yetkililer bu konuda yetersiz kalmaktadır, umarım bir gün tahıl ithal eden ülke olmaktan çıkar ihraç eden bir ülkeye döneriz. 
 
11 / Yavuz Ormanoğlu: Bugün dünya ve Türkiye hızlı değişip gelişmektedir. Bu konuda gençlere çok iş düşmektedir, gençlerin süreci iyi takip etmesi ve çok ama çok çalışması gerekmektedir.  Gerçekten de üretim konusu, üzerinde ayrıntılı olarak durmamız gereken bir konudur. Toplum olarak bu konuda çok pasif kalmaktayız. Toplum olarak günden güne üretimden uzaklaşıp tüketim toplumu olma yönünde emin adımlarla yürüyoruz. Ayrıca lüks yaşantıya meraklı olduğumuz ve aşırı israfçı bir toplum olduğumuz da bir gerçektir, bu konuda daha duyarlı olmalıyız diye düşnüyorum.
 
12 / Kerem Seçer: Biz toplum olarak Özal'dan sonra öldük.  Biz; yeri gelir namaz kılan bir cumhurbaşkanımız diye Özal' ı yüceltiriz. Fakat Özal; Bu memleketin ekonomik olarak ırzına geçen bir insandır. Biz bunu ölünün arkasından kötü konuşmak için değil,  mevcut krizin kökenine inmek için söylüyoruz. Çünkü IMF'ye kapıları açıp Türkiye'yi özelleştirmenin kucağına atan Özal’ dır. Özal öncesi Türkiye'ye baktığımız zaman; Türkiye bir tarım ülkesi, hayvancılık ülkesi ve tekstil ülkesidir ama sonrasında sadece tüketen bir toplum olduk. 36 yıldır Türkiye Avrupa'nın kapısında bir köle gibi bekletilmektedir. Bu sadece milli ve manevi değerlerimiz yok edilerek Siyonizm’in karnını doyurmak içindir.
 
Özal gitti, ardından gelen Kemal Derviş ise hepinizin bildiği gibi 22 tane bankanın içini boşalttı ve memleketi memurun ve işçinin parası verilemez bir hale getirdi ve bu süreç 7 yıl devam etti.
 
Günümüze gelecek olursak; 16 yıllık mevcut hükümet üretimi bırakıp sadece tüketime yönelik bir çalışma içerisine girdi. Çünkü betona yapılan yatırım ölü yatırımdır. Geçen gün Cumhurbaşkanımız Avrupa Birliği'ne aynen şöyle seslendi: bizi Avrupa Birliği'ne almazsanız bizde bu konuda referanduma gideriz, biz 36 yıldır Avrupa Birliği'ne uşak olmak için mi bekledik. Oysa biz ne Amerika'ya muhtacız ne de Avrupa Birliği’ ne, biz bize yeteriz. Biliyoruz ki bugün ülke ekonomimizi elinde bulunduranlar Amerika'nın ve Siyonizm’in adamlarıdır. Benim birinci çözüm önerim: Tanzimat Fermanı ile kaldırılan zımni hukukunu geri getirmek ve hayata geçirmek. Çünkü bu hukuka göre bir gayrimüslim yaşadığı ülkede 3 çeşit vergi vermek zorundadır, böylelikle Amerika'nın ve İsrail'in hortumunu bu kısa vadeli çözüm yoluyla kapatacağız, 2. Olarak da devlet; yerli üretimi değil yerli malını teşvik etmelidir diye düşünüyorum.
 
13 /İbrahim Öcal: Bugün burada ekonomimizin genel görünümünü tartışıyorsak, demek ki ortada bir problem var demektir. Bu problemin sanal olmadığını yaşanan bir durum olduğunu hepimiz görüyoruz. Biz bu problemin kendiliğinden ortaya çıkmadığını bunun bir geçmişi olduğunu söylüyoruz. Ülkemizin üretim gücü süreç içerisinde elinden alındı, yani bu ülke tüketime alıştırıldı. Çünkü ülkelerdeki tüketim alışkanlıkları o ülkeleri sömürmenin bir yoludur. Hepimiz biliyoruz ki 1950'li yıllara kadar çeşitli sanayi kuruluşları faaliyete geçirildi ve üretime yönelik çok ciddi adımlar atıldı. Bu tarihten sonra ise ülkenin bu gücü çeşitli yöntemlerle elinden alınmaya çalışıldı. Tabi ki bu emperyalizmin planlarını sonucudur. Biliyorsunuz Marshall yardımlarıyla siz üretmeyin biz size veririz mantığını bize empoze ettiler, zamanla da özelleştirmelerin yaşandığı ve Türk toplumunun üretim gücünün elinden alındığı bir sürece girdik. Ama şundan da bahsetmeden geçemeyeceğim; 1974 yılında Erbakan hocamızın Milli selamet Partisi'nin Ecevit'le birlikte yaptığı 2 yıllık bir koalisyon hükümeti döneminde 200 tane fabrikanın temelinin atıldığı ve 80 tane fabrikanın da hayata geçirildiğini belirtmeliyim. Biz hep şuna vurgu yaparız: ekonominin olmazsa olmazı üretimdir ve bu böyle bilinsin diye hep gündemde tutuyoruz. Bugün gelinen noktada 16 yıllık koalisyonunsuz bir iktidar söz konusudur. Örnek olarak işsizliği ele alacak olursak T ÜİK verilerine göre yüzde 12 gibi bir durum söz konusudur. Emperyalistler bu rakamı yükseltmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Oysa bizim ne bir karşı hamlemiz, ne de bir b planımız söz konusudur. Ne yazık ki bu konuda iktidar sınıfta kalmıştır ve suçluyu dışarıda aramanın bir anlamı yoktur. Yine ekonominin değerlendirilmesi noktasında enflasyonda bir parametredir. Açıklanan son rakamlara göre enflasyon oranımız yüzde yirmi dörttür ve bunun yüzde otuz beşlere kadar çıkabileceği belirtiliyor. Bu durum yetkililer tarafından stokçuluğa bağlanmaktadır, bir iktidarın böyle bir konuda suçu stokçulara atması kabul edilemez.
 
14 / Halil Saraç: Deminden beri birçok arkadaşımız üretim yapamıyoruz tüketim toplumu olduk konusunu dile getirmektedir. Benim bundan anladığım AK Parti hükümeti ile insanlar rahata alıştı, bir bolluk içerisindedir. Bundan dolayı da üretime mesafeli durup tüketim toplumu oldular. Hepimiz biliyoruz ki AK Parti hükümeti ile emekliye, engelliye, bakıcıya, mağdura ve yetime ödenekler ayrıldı ve hayatlarını rahat bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli her türlü imkân sağlandı. Ben bugün bahsedildiği gibi bir kriz olduğunu düşünmüyorum. Elbette ki ufak tefek sıkıntılar vardır, ancak baktığımızda kimse aç değil açıkta değil bir Suriye'yi, Filistin’ i veya Afganistan'ı düşündüğümüzde Türkiye'nin refah seviyesinin ne durumda olduğunu çok daha iyi görebiliriz. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ın ümmetin ve mazlumların lideri olduğunu düşünüyorum. Kim ne derse desin İslam âlemi bugün Türkiye'yi lider ve önder ülke olarak görmektedir. Bu bir anlamda halifeliğin tekrar ilan edilebileceği anlamına gelir. Nasıl ki bugün okul önlerinde Mustafa Kemal'in büstünü görüyorsak bundan 30 yıl sonra da Recep Tayyip Erdoğan'ın büstünü dikileceğini inanıyorum. Ne kadar eleştiri alırsa alsın bu insan Abdülhamid Han dan sonra bu milletin başına gelmiş en büyük liderdir.
Ercan Sözüer / Elazığ kMM Girişimcisi  
 
31 Ekim 2018 Çarşamba, 14:42
189 kişi okudu
Okuyucu Yorumları
Küçük Millet Meclisi Türkiyenin Ekonomik Görünümü gündemiyle toplandı