04 Nisan 2018 Çarşamba, 655 kişi okudu
SEDAT YASAK
KİŞİLİĞİN İNTİHARI
İnsanoğlu her yönüyle farklı bir canlı türüdür.
 
Duyguları, aklı, söylemleri, davranışları onu diğer canlılardan farklı kılar.
 
 Descartes’in, “Düşünüyorum, o halde varım” söylemi, insanoğlunun en belirgin özelliği olarak öne çıkar.
 
Bununla birlikte doğuştan getirdiği ve çevresel faktörlerle, sonradan edindiği huy ve davranışlar da bu farklılığı belirlemede etken olur.
 
Kimi konuşkandır, kimi içine kapanık...
 
Kimi sosyaldir, kimi yalnızlığı tercih eder…
 
Kimi cimridir, kimi bonkör…
 
Kimi güler yüzlüdür, kimi suratsız…
 
Kimi bilgilidir, kimi cahil…
 
Kimi gösterişe meraklıdır, kimi daha mütevazi bir hayatı tercih eder…
 
İnsanoğlu bu hayatta var olma mücadelesi verirken, etrafına bazen ciddi anlamda da zarar verir.
 
Bu zararın boyutu bazen tahmininizden çok daha fazla olur ki, esas üzerinde durulması ve konuşulması gereken de budur. 
 
 Bazılarının gerçek yüzünü sonradan görmek, kelimelerle tarif edilmesi zor anların yaşanmasına neden olur.
 
“Kişilik intiharı” denen bu olay, aslında bilinçaltındaki hareketliliğin ve kendini beğenmenin dışa vurumu olarak da adlandırılır. 
 
Günün birinde, varlığına methiyeler dizdiğiniz birini, aslında hiç tanıyamadığınızı fark edersiniz.
 
Bu gerçeği anlamanın derin hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalmaksa, oldukça acıdır. 
 
 Ego, bencillik ve ben merkeziyetçi bir oluşum, kişiyi teslim almakla kalmaz, onu kapağı kapanmış bir kavanozun içine hapseder.
 
Kurulan cümleler, sarf edilen sözler bu egonun yönlendirmesiyle gerçekleşir.
 
Bir süre sonra iş tamamen çığırından çıkar.
 
 Bir arkadaşım:”İnsanın bu hayatta üç kez şımarma hakkı vardır:
 
Yeni evlendiğinde, askerden geldiğinde ve cebi para gördüğünde” derdi.
 
Peki, bu tipleri nereye oturtmak gerek acaba?
 
Üstadın dediği gibi midir yoksa:”İnsanda bozuksa maya, ne ar kalır ne haya”
 
Bazı arkadaşlıklar, yıllardır süren evlilikler, içli dışlı olunmuş dostluklar bir anda yerle yeksan olur.
 
Hiçbir yere oturtamazsınız yaşananları. 
 
Ne geçmişin hatırı vardır böylelerinde, ne de bir özeleştiri yapma ihtiyacı…
 
Hep “ben” söylemi dillere pelesenk olur. Dünyanın sadece kendinin etrafında döndüğüne inanmak, bu tiplerin olmazsa olmazıdır.
 
Hatta o kadar ileri giderler ki, hayatta karşılaştığı tüm olumsuzlukları size fatura ederler.
 
Bunu yaparken de ne bir utanma ne de bir vicdani sızı hissederler.
 
Durumu düzeltmeye çalışıp kendinizi temize çıkarmak anlamsızdır artık.
 
O, kendi inandığı doğrulardan başkasına doğru demediği gibi, manevi duygulara da sadece kendi penceresinden bakma gereği duyar.
 
 Bu tür maneviyatların sadece kendinde olduğuna inanır ve bunu büyük bir iştahla, kibir ve gurur kokan cümlelerle anlatmaktan da çekinmez.
 
Yok edilen değerleri kurtarmak için her şeyi yaptığına kendini inandırdığı gibi, etrafı da buna inandırmaya çalışan açıklamalara soyunur. 
 
 Çeşitli suçlamalarla kendi vicdanını susturup, egosunu tatmin etme uğraşına girer ki, esas komik olanı da budur.
 
 Sonrasında Pandora’nın Kutusu açılır; iftira, hakaret ve aşağılayıcı söylemler birbiri ardınca sıralanarak, etrafa saçılır. 
 
 Yüzünüzdeki acı tebessümle, olan biteni büyük bir hayal kırıklığıyla izlemekten başkası gelmez elinizden.
 
Çaresiz, şaşkın bir ifadeyle öylece kalakalırsınız... 
 
 
Bir süre sonra, bindiği dalı kesmek ya da ayağına sıkmak diye tabir edilen deyimleri bu tipler için sıkça kullanmaya başladığınızı fark edersiniz ama bu gerçeği ona asla kabul ettiremezsiniz. 
 
Böylece geçmişin acı tatlı anılarıyla birlikte tüm manevi değerler de, sağlı sollu sert darbeler ve nefret kokan söylemlerle yerle bir edilir.
 
Ortada ne bir değer kalır ne de bir sevgi kırıntısı…
 
Egosu tavan yapmış, gururundan asla ödün vermeyen ve bunu her şeyin üstünde tutan bir oluşumun esir aldığı bu tipler, size yarardan çok, zarar verir.
 
Sağlığınız ve hayattaki varlığınızın devamı için böylelerinden uzak durun.  
 
Benden söylemesi…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
KİŞİLİĞİN İNTİHARI