28 Eylül 2018 Cuma, 681 kişi okudu
Kent ve KÜLTÜR…
Sokakları sakin, insanları yardımsever, mevsim sonbahar takvimler 1989 Eylül’üydü.
 
Sokaklarında bir şehrin bütün izlerine rastlamak mümkündü. Kara çarşaf içinde konuşurken dudaklarına perde çeker gibi edepliydi kadınlarımız. Her biri kültürel mirasın gönüllü taşıyıcısı gibi olan heybetli, Harputlu yiğitleri vardı sokaklarımızın.
 
Bir arabaya beş ev sığardı çoğu zaman her şeyin paylaşıldığı hiçbir şeyin dert olmadığı her apartman altında odun- kömür deposu vardı. Ve insanların apartman önlerinde sıcak tebessümleri. Üç mevsimdi memleket havası zemherinin soğukluğunu hissetmeyecek kadar içten ve sıcak komşularımız vardı. 
 
Birde delileri ya da bizim deli divane ettiklerimiz Gülleci Recep gibi.  Köyden kente bir göçün çocukça seyrinde aklımda kalanlar. Kara önlük, kara tahta, kardeşçe adımlar içinde bir yürek taşıyorduk henüz düşlerimiz bembeyaz iken. Kendimizce ve çocukçaydı çoğu şey… Çocukluğumun kentle tanışmasının adıydı Kültür…
 
Belki şehre bir film gelir -ki çok beklememize rağmen gelmemişti. Alfabeyi öğrenir öğrenmez yan yana getirdik dostlukları. Belki kurduğumuz hayaller ile yaşadığımız coğrafya bir uyumsuzluk ritmindeydi. Adımlarımız çocuk olmaktan çıkmıştı, bizde mahallemizden. İlkokul bitmişti. İlk umutlarımız henüz kırılmamışken ilk dargınlıklar yaşanmamışken.
 
Okul çıkışlarının tek bir adresi vardı ve koşa koşa gidiyorduk kitaplara 3-5 kafadar ile birlikte İstasyon Caddesi üzerindeki
İl Halk Kütüphanesi’ne…
 
Kültür Batı’daydı. Ben beyaz bir Toros’un –ilk arabamız- arka camında yüzümü yaslamıştım acı bir hoşçakala. Önümüz sıra giden bir kamyonet bizi şehrin Doğu’suna taşımaktaydı. Evler üç katlı apartman ve bahçeli villalardan kurulmuştu.
Kültür geride kalmıştı, Köyler kentin Doğusunda- Doğukent’e taşınmıştı.
 
Zaman; huzurun ardından kargaşaya, yaşam mutluluktan acıya doğru sürükleyerek büyütmüştü bizi.
Yirmi dokuz yılın ardından yine bir Eylül akşamı Kültür ve kitapseverlerinin buluşma noktası
ELAZIĞ KÜLTÜRHANE KİTAP CAFE’deydik.  
 
Biraz gecikmiş biraz sabırsız ve sessiz bir anda kapıya yanaşmıştım.Yarına, düşünceye, sözcüklere,samimiyete, zihinsel yolculuklara inanmış insanlarla aynı havaya solumaya başlamıştık. 
Baş Köşede Arjantinli bir dost ağırlanmıştı Elazığ’ın kalbinde Kültür Mahallesi’nde Carlos Maria Dominguez…
 Avuçlarda KÂĞIT EV, dudaklarda“Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar.”
 
Kadınlar, gençler, ak saçlı delikanlılar beyin beyine vermiş dinliyorlardı, bu şehrin zincirlerini kıran Özgür bir insanı; ÖZKAN ÖZGÜR’ü…Zihnimizde tadı kalan düşüncelerden bir ırmak akıyordu; Muharrem ayının sonlarıydı vakit.
AŞURE’ler ikram ediliyordu Şehit Hz. Hüseyin’in anısına. Şehrin gösterişli havasını terk edip samimiyet ve sohbet vardı birde AŞURE’nin harmanlanmış tadı soframızda…
 
Sözcüklerine kaldığımız yerden devam etmekteydi haykırarak, Arjantinli DOMİNGUEZ;
“Bir kitap sizin kaderinizi değiştirebilir, bir
 insan da bir kitabın kaderini değiştirebilir.” Diyerek…
 
Uykuya dalmış bir kenti uyandırmak, karanlıktaki bir nesli aydınlatmak adına okuma Kültürü oluşturmak ve bu geleneği yaşatıp yaygınlaştırmak adına başta bu şehrin ileri gelenlerini -Sayın Valimiz, Belediye Başkanımız, Milletvekillerimiz ve şehrin müdavimi olan hemşerilerimizi- davet ediyoruz ilk ayetin –ikra’nın- yüzü suyu hürmetine…
 
60 kitap 60 hafta boyunca okundu. Geriye dönüş belki yok ancak yarına 41 kitap var daha. İnsanları kültürel faaliyetlerde bir araya getirmek belki çok zor bu kentte. Fakat anlamsız nedenler yüzünden savaşan, birbirini yok eden insanlara karşı hayvanların bir araya gelip çocukları nasıl korumaya çalıştıklarını anlatacak Erich Kaestner- gelecek Perşembe’de
“HAYVANLAR TOPLANTISI”nda… KÜLTÜRHANE Kitap Cafe de…
 
Teşrifiniz cesaretlendirir, ilginiz güçlendirir… Teşekkürler GÜNGÖR BAHÇACI…
Okuyucu Yorumları
Haberler
Kent ve KÜLTÜR…