10 Aralık 2019 Salı, 404 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
KELİMELERİN SAHİBİ
Bazı kitaplar vardı ki her satırı ayrı bir anlam yüklü ve bir şiir tadı kalır okuyanın dilinde.
 
Kitabın bitmesini istemez ve ağırdan alır onu. Bazı yerlerin altını çizer, bazı cümleleri bir köşeye not alır unutmayıp aklında kalsın diye. Okuduğu her güzel cümleyi o romanın veya hikayenin en anlamlı cümlesi olduğunu düşünür ancak okudukça her sözün ayrı bir değerinin olduğunu fark eder eserin sonuna doğru. Daha sonra her kitapta aynı tadı aramaya çalışır ve bu da büyük bir hata olur okuyucu için. Çünkü yazarın her romanı ya da hikayesi aynı tadı vermeyebilir. Her zaman aynı akıcılıkta kullanamayabilir dili. Bir şairin bütün şiirleri aynı duygu yoğunluğunu okuyucuda yaşatmayabilir.
 
O yüzden okurken beklentiden ziyade “Ben bu eserden neler alabilirim?” demeliyiz. Zaten bir yazarın ortaya koyduğu eserlerin hepsinde aynı şeyi anlatması onun gelişmeye kapalı olduğunu ve tekrarlar içinde debelenip durduğunu gösterir. 
 
Aynı şekilde bir şair de aynı konuyla ilgili sürekli şiir yazması bunun farklı bir örneğidir. Sürekli gökyüzündeki bulutlara, yıldızlara bakarak şiir yazamaz. Bazen boynunu eğmeli ve ayaklarının altında ezdiği toprağı da çiçeği de kuru bir çınar yaprağını da bir papatyayı da görmeli, bazen gözlerini kapatıp derin bir nefes alarak onun şiirini yazmalı, bazen de duyduğu bir kuş sesinden, çocukların hayat dolu sesinden ya da ufak bir çıtırtıdan ilham almalı ama kendini tekrara düşmemeli. 
Bazı eserlerin de içinde barındırdığı onca cümleye rağmen kısacık bir cümlenin taşıdığı o anlam yoğunluğuna ulaşamaz. Bazı eserler Mevlana misali anlattıkça anlatır en güzelinden cümlelerle, bazı eserler de Yunus Emre misali kısacık bir cümleye  ansiklopedi dolusu derin anlamları barındırır içinde.
 
Görme konusunda sıkıntısı olmayanlar için o anlamlar gözlerinin nurundan yol çıkıp ulaşır zihninin en kuytu köşelerine. Göz görür, zihin kurcalar, yürek ise ona anlamlar yükler her defasında. 
 
Bir âmâ ise onun için oluşturulan özel bir alfabe ile kelimelere dokunarak onu yüreğinin en aydınlık yerine ulaştırmaya çalışır parmaklarıyla ya da bir başkasının dudaklarından çıkan sözcüklerle o cümlelerin tadına varmaya çalışır. O sözcükler başkalarının dilinden çıksa da sadece onun zihninde canlanıverir. Orada sadece karanlık yoktur aslında. Onlar kalpleriyle hissederler ve orada yer alan renkler kimsenin yüreğinden bulunmaz.
 
 Peki sağır olan biri için nasıl olacak bu iş. Cümleleri görüp de dillendirememek nasıl bir duygudur ki. Başkaları için anlamı olan sözcüklerin onlar için anlamsızlaştığını yani bir ses dahi olamadığını. Onların da kendi aralarında iletişimi sağlayan bir işaret dili var elbette. Onlar başkaları gibi okuyamadıkları sözcükleri parmaklarının yardımıyla birbirlerine doğru göndermeye çalışıyorlar ve o kelimelerde her birinin parmak izi oluşmuş oluyor. 
 
Yani sözcüklere sadece görüp de okuyanlar sahip değildir. Bizler nasıl ki onları gözlerimiz aracılığıyla yüreğimizde misafir edip ağırlıyorsak, görme engelliler ve işitme engelliler de parmaklarıyla aynı misafirperverliği gösteriyorlar. Onlar da bizlerden farklı olarak, bizler sadece dokunurken onlar hissediyorlar. Bakmak ve görmek arasındaki ince farkı da onlar dokunmak ve hissetmekle gösteriyorlar.
 
Ahmet Turgut’un kitabında geçen şu sözler vesile oldu bu yazıyı yazmama;
 
“Hiçbir kelime bilmeden kelimelere sığınmak ve sesin ne olduğunu tecrübe etmemişken sesi aramak.”
 
Rabbine yalvaran sağır ve dilsiz bir kadın için kullanılan bu sözler o kadar anlamlı ki. Sözlüklerce konuşup da anlatamazsın derdi bazen ancak yeri geldiği zaman tek kelime etmeye gerek bile yoktur. Önemli olan onların yüreğin en derin ve temiz yerinden çıkmasıdır. Orayı temiz tutarsak kelimeler de dualar da kirlenmeden asıl sahibine ulaşıverir. Herkes temiz yüreklerde misafir etsin sizleri...
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
KELİMELERİN SAHİBİ