07 Ekim 2019 Pazartesi, 265 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
İYİLİK GÜVEN SADAKAT VE HUZUR
İnsan, kendine bile doğruları söyleyemekten bu kadar acizken bir başkasının hatalarını ya da yanlışlarını onun yüzüne karşı nasıl  söyleyebiliyor ki? Başkasının yaptıklarını yüzüne karşı söyleyebilmek için öncelik kişinin kendine karşı dürüst olması gerekir. Kendine yalanlar söyleyip ve bunlara inanan biri, bir başkasına doğruları nasıl söyleyebilir ki? 
 
Yani kendimize karşı takınacağımız realist veya hayalperest yaklaşım aslında çevremize olan yaklaşımımızı da şekillendiriyor bizler farkına varmadan. 
 
Düşünsenize hep hayallerle yaşayan ve bunu da yaşamın gerçeklerinden biri olarak kabul eden kişi, gerçeğin o sert yüzüyle karşılaşınca hayata olan inancını yitirmez mi? 
 
Belki de bizler karşımızdakinin böyle hayalperest bir şekilde yaşamasına ve buna inanmasına neden olmuşuzdur. 
İnsanların hayalleri, umutları, inançları olmadığında içinde bulunduğumuz bu dünyada yaşamaya değer hiçbir şey kalmaz. Bunlar bizleri hayata bağlayan nedenlerden birkaç tanesidir ancak bunlar gerçeklerin önüne geçtiği vakit sıkıntılar baş göstermeye başlar. Muhayyelemizdekilerin ile yaşamın soğukluğunda karşılaştığımız dünyanın eşdeğer olmaması birçoğumuzu farklı düşüncelere saplar. Yaşanılan bu çelişkiler zaten güçsüz olan insanoğlunu intihara kadar sürükleyebilir...
 
Başka bir deyişle de özeleştiri yapmadan yani iğneyi kullanmadan karşıdakine çuvaldızla saldırıyoruz. Doğruyu veya yanlışı kendimize kabul ettirmeden bir başkasına kabul ettiremeyiz. 
 
Yeri geldiği zaman elbette pembe yalanlar söyleyip insanın umudunu ve yaşama sevincini yeşertip diri tutabiliriz. Ancak bu da gerekli olduğu anlarda yapılabilen bir eylemdir. Sürekliliği olduğu vakit işler farklı yönlere doğru kayıp gidebilir. 
Yalanın göstermelik ve tatlı olan sıcaklığında yolculuk yapmaktansa, gerçeğin soğuk ve sert ikliminde yolculuk etmek yeğdir çünkü  insanı daima olgunlaştırır.
 
Başkasına söylenilen yalanlar belki bir şekilde biri tarafından düzeltilebilir ancak kişinin kendisine söylediği yalanları düzeltmesi veya bunları sorgulayıp gerçeklerle yüzleşmesi çok da kolay olmayabilir. Zamanla söylediklerimizin gerçek olduğuna inanmaya başlarız ve düştüğümüz bu durumdan bizi sadece yine biz kurtarabiliriz. 
 
Yalanın bu hayatta dört şeyi yok ettiğini söylerler; iyilik, güven, sadakat ve huzur. Hayatın bu önemli olan dört elementini yitirdiğimiz zaman yaşanılası bir dünyanın varlığından da şüphe edilir. Yapılan iyilikler sonucunda insanlar arasında bir “güven” oluşur. Oluşan bu güven duygusuyla da çok sağlam bir “sadakat” oluşeverir toplumdaki bireyler arasında ve hepsinin toplamı da “huzuru” sağlar. Huzur oluştuktan sonra zaten yalan, kişilerin arasında kendine yer bulamaz ve her şey bir düzen içerisinde ilerleyip devam eder. 
 
İşte bunlardan birini dahi kaybettiğimiz an, geri kalanların da fazla direnemeyeceğini göreceksiniz. 
 
Nasıl ve neden böyle olunduğunu göstermek için yapılan araştırmalar bizlere farklı sonuçlar sunacaktır elbette ancak işin farklı bir yönünü de şu cümle o kadar güzel anlatıyor ki: 
 
Yalan öyle nüfuz etmiş ki insanların diline, “Doğruyu söylemek gerekirse!” diye bir cümle kalıbı var.
 
Yalanlar pembe olsa da ardı karanlık çukurlardır, ancak gerçekler koyu renkte ve acı olsa da o kara bulutların ardı da günlük güneşliktir....
 
 Rabbim kimseyi doğrudan ve doğru yoldan ayırmasın....
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
İYİLİK GÜVEN SADAKAT VE HUZUR