13 Kasım 2019 Çarşamba, 414 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
İYİ BİR ÖĞRTEMENE DENK GELMEK
Köy okullarında okuyanlar daha çok bilirler öğretmenin kıymetini. O çocuklar için okul hayatı başladıktan sonra anne babalarının yerine öğretmenleri geçmeye başlar. Hatta bazı konularda ebeveynlerinden çok öğretmenin dediği daha önemlidir. İlk kahramanları anne veya babası olanların artık yeni birer kahramanları oluveriyor:
 
“öğretmenler.” 
 
Herkes öğretmen olmak istiyor biranda nedense. Tatlı bir telaşa girip o kahramanlarının kendi dünyalarını da görmeleri için yemeğe veya çaya davet etme yarışı başlıyor kendi aralarında. Çocukların kahramanı olan öğretmenler yavaş yavaş anne ve babaların da akıl hocaları olmaya başlıyor. Sadece çocuklar değil, küçükten büyüğe herkes öğretmenleri el üstünde tutup baştacı yapmaya başlar.
 
Aynı şey öğretmenler için de geçerlidir. Çocuklarından farklı görmezler öğrencilerini. Hepsini öz evlatları gibi kabul edip, büyütüp yetiştirmeye çalışırlar. Fedakarlıkların her türlüsünü yapmaya çalışırlar ellerinden geldiğince.
 
İşte Van’ın Gürpınar ilçesine 7 yıl önce böyle umutlarla gelmişti Sibel öğretmen. O da çocukların hayatlarına dokunup onları kanatlandırarak hayallerine doğru uçmalarını sağlamak istiyordu. Özellikle kız çocuklarını okullandırmak istemişti. Genel anlamda kız çocuklarını okutmaktan yana olmayan ailelerle görüşüp onları ikna ederek bu kız çocuklarının okuyup, iyi yerlere gelmesi için mücadele vermeye çalıştı. Verdiği uzun uğraşlar sonucunda da birçoğunun hayallerine doğru önce emekleyerek sonra koşarak daha sonra da uçarak varmaları için var gücüyle çalışmaya başladı. Yıllarca bunun mücadelesini verdi.
 
Sonra Bursa’ya tayin olup gitme vakti grlmişti ansızın ancak ne çocuklarıyla ne onların aileleriyle bağını koparmadı, iletişime geçmeye devam etti. Mesafelere inat gönül birliği kurarak onlara olan desteğini hiç eksiltmeden devam etti elinden geleni yapmaya... 
 
Kendileri için mücadele verdiği öğrencilerinden biri olan Rabia Kirazcı’ydı. Bu yaz liseyi bitirip üniversite sınavına girmişti. Sonunda Yüzüncü Yıl Üniversitesinde Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik Bölümünü kazanmayı başarmıştı, imkansızlıklar dahilinde öğretmeninin yarattığı imkanlarla ve hiç eksiltmediği desteğinden güç alarak onun bu emeklerini boşa çıkarmamak için gecesini gündüzününe katarak çalışıp verilen emeklerin karşılığını sonunda öğretmenine sunabilmişti. 
 
Geçenlerde Bursa’dan Van’a elinde bir bavul kitapla geri dönmüştü Sibel öğretmen. Önce eski okulunu ve köylüleri ziyaret etti. Sonra üniversiteye gidip kışı çetin geçen bu memleketten çıkardığı “kardelen”ini görmek için ona sürpriz yaptı. Amfide öğretmenini karşısında gören Rabia, kendisi için anne motifine karşılık gelen Sibel öğretmeniyle uzun süre sarılıp ağladı. O duygusal ana tanıklık eden diğer öğrenciler de gözyaşlarına hakim olamadı ve dakikalarca alkışladı bu anne-kızı ....
 
“Buralarla gönül bağımı hiç koparmadım. Bu sene güzel bir şey oldu Rabia üniversiteyi kazandı. Büyük zorluklarla bugünlere gelen kızımı hem tebrik etmek hem de kucaklamak gerekiyordu. Ailesine de bir teşekkür borcum var.” diye mutluluğunu ifade etmeye çalıştı Sibel öğretmen. Ancak devamında söyleyecekleri Rabia ve onun gibilerin aslında nasıl zorluklar mücadele ettiğini gösteriyor.
 
“Rabia benim için çok özel bir öğrenci çünkü onlar kaloriferli ve sıcak evlerde ders çalışamıyor. Bazen ışıkları bile olmuyor. Kimi zaman mum ışığında çalıştı. O yüzden kardelendir, o yüzden değerlidir. Onunla gurur duyduğumu söylemem lazımdı ve buraya geldim bunun için.” 
Elindeki imkanların kıymetini bilmeyip de her şeyde bunalıma giren, bırak geleceğe dair günü kurtarmaya yönelik bile hayalleri olmayan gençlere de belki bir şeyler aktarabilir bu sözler.
 
Sonra şöyle devam ediyor;
 
“İlk kez soba yaptığım evdeyim şimdi. Göreve ilk geldiğimde ‘Belki birine dokunurum, birine sebep olurum’ demiştim ve Rabia bu fırsatı bana verdi. O benim hayalimdi şimdi bundan sonrası artık onun hayali. Umarım o da başkalarının hayallerini gerçekleştirmede yardımcı olur. Kedi ayaklarının üzerinde durmayı başarır çünkü buna yürekten inanıyorum.” Öğrencise ve kızına olan güvenini o kadar güzel ifade ediyor ki... 
 
“7 yıl önce gönlüme atılan bir tohum vardı. Şimdi o tohum yeşerdi. Çocuk yaşlarda bir öğretmenle tanışmak küçük mucizeleri yaşatabilir. Hem onun hayallerini hem de kendi hayallerimi gerçekleştirdim. İyi ki böyle bir öğretmenle karşılaşmışım. Onun bizim gönüllerimize dokunduğu gibi ben de başkalarının gönlüne dokunacağım. Artık insanlar biriktireceğim hayatımda. Köyden üniversiteyi kazanan ilk kızım ve inanıyorum ki son olmayacağım.” söyledikleri aslında bir öğretmenin neler yapabileceğinin göstergesiydi. 
 
Öğretmenlik öyle bir meslektir ki mum misali etrafını aydınlatırken kendisi de yavaş yavaş erimeye başlar ancak onun insanlığa bıraktığı gençlik her daim onun adını ve ortaya koyduğu mücadeleyi yaşatacaktır. 
 
Yaşanılan bu güzel ve duygusal olaydan şimdiki gençlerin çıkarması gerekn o kadar çok ders var ki ancak sadece öğrencilerin değil öğretmenlerin de bu yazıyı dikkatli okuması gerekli. Yapılan küçük bir dokunuş çol güzel sonuçlar ortaya koyabilirken, bunu tam tersi bir davranış da toplumda derşn yaralar açmaya neden olabilir. O yüzden öğretmenlik bir vicdan meselesidir. Ya Rabia’lar yetiştirip yüreğimizi fidanlarla doldurup koca bir ormana döndereceğiz ya da onları görmezden gelip kalplarimizi çorak çöllerin beklediği gibi yağmura hasret yaşayıp gideceğiz... 
 
Her çocuğun iyi bir öğretmene denk gelmesi dileğiyle...
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
İYİ BİR ÖĞRTEMENE DENK GELMEK