08 Nisan 2017 Cumartesi, 4745 kişi okudu
İŞTE BU YÜZDEN ALDANIYORUZ
Bütün bu olanlar ve acılar birer kara bulut edasında dağılıp giderler mi?
 
Bilirim nafile bir umuttur bendeki. 
 
Daha yeni filizlenmiş ömürler, yüreklerdeki çığlıklarla beraber göklerde kaybolup gidiyor.
 
Yine zalimler galip geliyor mazluma, yine acılar galebe çalıyor mutluluklara.
 
Korkuyorum artık... 
 
Büyüdükçe daha iyi anlıyorum ki çocukken nasıl da cesur oluyormuş insan. 
 
Gerçek korkuları tadıyorum her geçen gün...
 
Ölümün, savaşın, düşmanın, geleceğin, kaderin gerçekliğini yaşayarak kavrıyor ve amansız korkularımla yüzleşiyorum. 
 
Karanlıktan mı korkuyorum yoksa tek kalmaktan mı?
 
Klostrofobim olduğundan değil bütün bunlar... 
 
Bütün mesele kendimle yüzleşme korkumdan. 
 
İç dünyam ile yalnız kalmaktan, alabildiğine korkunç olan insanlığın bir parçası olmaktan, bebek katilleri ile aynı atmosferde nefes alıyor olmaktan…
 
Aynı anatomiye sahip olduğumu biliyor olmaktan veya onlarla aynı kavramı taşımaktan yani; beşer olmaktan (beşer diyorum çünkü insan olmak ayrı beşer olmak apayrı bir şey) tüm bu korkularım...
 
Ama Sonra  "Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Hatta çok sağlam kalelerde olsanız bile" (Nisa suresi 78.) ayeti kerimesi geliyor aklıma...
 
Ve Uyanış filmindeki "hangi güzel yüzdür ki toprak olmadı" beyti zerrelerime kadar yayılıyor, ardından ruhumdaki hafifliği hissediyorum.
 
Karanlık ve sessiz ortamda sadece kendimiz oluruz. 
 
Birkaç saniye veya dakika da olsa kendi yüzümüz ve ruhumuz ile yüzleşiriz.
 
Gözlerimizin altındaki halkalardan, dudaklarımızın kenarlarındaki kıvrıma kadar sayısız sebepler silsilesi alır yürür zihnimizde.
 
Yorgun bakışlar, düşük omuzlar, amacı olmayan ellerimiz...
 
İşte o zaman düşünürüz. 
 
Ne acıları geceler örttü, ne umutlara kapılar kapandı, ne mutlulukları çok görmedi ki zalim hayat... 
 
Dünya dedikleri mesken ne yüzleri unutturmadı ki...
 
Belki de her bir Peygamberin yüzündeki masumiyet bir çocuğun yüzüne nakşedilmişti.
 
Belki Halep'teki bebekler bir Yusuf Peygamber misali taşlara çarparak kuyulara atılmıştı.
 
Gazze'deki çocuklar, Hz.İsmail gibi Hakk’a teslimiyetlerini taştan yastıklara başlarını koyarak gösterdi.
 
Her ölen bebeğin suretindeki masumiyet, belki de sandığında yüzen Musa Peygamberin masumiyetiydi kim bilir.
 
Ve her yetimin başı kıyamete kadar, yetimlerin en güzeli, en mahzunu olan Peygamberimiz (SAV) gibi merhamet eli bekleyecek...
 
Hâlihazırda bir Melek suretindeyken şehit edilen çocuklar bizi birer birer terk ediyorlar. 
 
Her çocuk bir "Hanzala" misali sırtını dönüyor, yaşadığımızı sandığımız bu hayata.
 
Biz onların Fotoğrafları ile meşgulken onlar bizi peygamber masumiyeti ile uyarıp kayboluyorlar, farkında değiliz.
 
Evet, biz ahir zaman ümmetiyiz.
 
Vicdansız değiliz ama vicdanımız ile aramızda aşılamaz bir dağ var gibi. 
 
Bu yüzden vicdanımızın sesini duyamıyoruz. Bu yüzden kendimiz ile yalnız kalmaktan korkuyoruz.
 
Belki de bu yüzden aldanıyoruz...
 
 
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
İŞTE BU YÜZDEN ALDANIYORUZ