27 Mayıs 2018 Pazar, 4287 kişi okudu
İSRAF SOFRALARI
Bulunduğumuz ay münasebeti ile bir iki kelam da ben etsem diyorum.
 
Bazen haddimi aşarak bazen de haddimde kalarak içimdekileri dökmek...
 
Ama sanmayın sakın Nihat Hatipoğlu’culuk oynayacağım.
 
Benim derdimin, yani şikayetlerimin muhattapları var.
 
Onlar ki; bütün bir sene “aç mısın tok musun kardeşim” diye sormayı aklının ucundan dahi  geçirmeyip, günün birkaç saati aç kalarak açın halinden anlamaya çalışan ya da anlıyormuş gibi yapanlar...
 
Hadi onu da geçtim.
 
Peki ya bütün gün aç kaldıktan sonra oturdukları o, bir kuş sütünün eksik olduğu sofralar...
 
Halinden anlamaya çalıştıkları insanlarla ile aynı mı?
 
Ya da benzeri veya çeyrek benzerlikteler mi?
 
Mide fesadı geçirmeye ramak kalana kadar yedikleri “israf sofrasında“ da akıllarından geçiyor mu halinden anladıkları. 
 
Lütfen artık bırakalım doymak nedir bilmeyen Tazmanya canavarına dönüşmüş nefislerimizi doyurmayı.
 
Hepimiz de biliyoruz .
 
Orucun vakti kapitalizmin bize dayattığı saatin vaktine benzemez!
 
Oruç mekanik bir şekilde biteviye kendi kendini kovalayarak tekrar eden saate itibar etmez!
 
Oruç kalptir, oruç vicdandır.
 
Ey kalpsizler!
 
Hiç aklımın almak istemediği ve adından dahi haya ettiğim bir olay var ki;
 
Çadır...
 
Bir de adına iftar çadırı demezler mi?..
 
Çadır da nedir ya hu?..
 
Kesin bana kızacak, belki tepki vereceksiniz.
 
Tasvip etmiyorum bu çadır meselesini işte o kadar.
 
Ayağınıza çağırmak yerine tek tek tespit edip siz ayaklarına gitseniz ya bir kere de. 
 
O evde yaşlısı bebeği hepsi götürdüğünüzden faydalansa olmaz mı?
 
“Bakın işte sizi bir çadırın altıda topladık yedirip içirip karnınızı doyuruyoruz” demekten başka nedir bu?
 
Neden ters geliyor bir iki sebep sayayım o zaman.
 
Mesela, sizin obezite olmuş bir nefsiniz var da o ihtiyaç sahibinin az da olsa nefsi yok mu?
 
O çadıra gelip de iki kaşık yemek yemeğe çekinebileceklerini hiç mi düşünemiyorsunuz?
 
Ya da gelmeye tâkadi olmayacak kadar hasta veya yaşlı olabileceği aklınızdan geçmiyor mu?
 
Evi çok uzak ama cebinde gelecek yol parasının olmadığını...
 
Bunun gibi birçok neden...
 
Bir kesimin ruhunu egonuza feda edemezsiniz. 
 
Bir kase çorbayla iki tane tulumba tatlısı ile görev ihva ettiğinizi düşünemezsiniz.
 
Bir elin verdiğini öteki el bilmesin diye emreden dinimiz varken, bir eliniz ile verdiğinizi tüm şehrin gözüne sokarak yaradanı kandıramazsınız.
 
Rakamlarla konuşmayı çok bilmem ve de sevmem ama duyduğuma göre bu yıl bir restoranın kişi başı iftar menüsü ”50 ila 275 tl” arasında arasında değişiyormuş. 
 
Bir ihtiyaç sahibi aileye götürebileceğimiz günlük kumanya fiyatı ise “40 tl” imiş.
 
Hadi lütfen!
 
Bu ramazan da bir değişiklik yapsak diyorum. 
 
Bilmediğimiz bir mahallenin daha önce hiç çalmayı aklımızdan geçirmediğimiz kapısını kucağımızda kumanyalarımız ile çalsak. 
 
Haftada bir de olsa bunu yapsak ve onlarla birlikte iftar açsak, gerçek bir iftar sofrasına konuk olsak güzel olmaz mı?
 
Haydi bakalım gerçekten oruç tutalım. 
 
Bu yıl başlayalım bu mutluluğun tadını almaya. 
 
Hiçbir mekanın israf sofrasına oturmayalım.
 
Bir ve diri oluşun keyfine varalım.
 
Hele ki kamu kuruluşlarının devlet bütçesi ile yaptığı iftar programlarında hiç bulunmayalım. 
 
Bu proğramlarda en yüksek amirinden en alt personele doğru uzanan güç gösterilerine alet olmayalım.
 
Lütfen biraz vicdan!
 
Akıl hayvanda da var.  Ama hissiyat bize yaradandan bir hediye öyle değil mi.
 
Sempatik görünmeyi bırakıp biraz da empatik olmayı denesek...
 
Ama bu empatiyi de gösterişe dökmeden içten ve samimi bir şekilde yapsak...
 
Günün adamı olmak yerine hakikat adamı olmaya çalışsak...
 
İnci bulduğumuza sevinmek yerine istiridyeyi neden kırdık diye üzülsek...
 
İki türlü kar manzarasının olduğunu unutmayıp, kış ayazında balkonda bir dakika bile kalamayıp dönüp kaçtığımız sıcağımızdan utansak...
 
Ah!
 
İdrakini yaşamadan anlaması zor da olsa yine de başkasının ne yaşadığını öznefiste tecrübeye kalkışmamız bizi alemde hoşça bir uyum içinde kılmaz mı?
 
Aslında hepimiz ölümümüzden kaçıyor, hepimiz iç yangınımızı biliyor ve kendi canımızla yanıyoruz.
 
Bu kadar çok sevinç ve bu kadar çok acı varken küçücük kalbimiz bunların üstesinden gelebilir mi?
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
İSRAF SOFRALARI