26 Eylül 2017 Salı, 3415 kişi okudu
İREMADI GİBİ YÜREĞİ GÜZEL KIZ
Genç ömrünün taze baharında olanlardan…
 
Henüz yirmibirinde, dupduru su misali İrem.
 
Adıyla müsemma cennet güzelliği kokusuyla beraber üzerinde İrem’in...
 
Hassas yüreği hassasiyetini dengeleyemediği için yenik düşmüş hissiyatına İrem.
 
Hayat kavramı genç ömrünün taze çağında anlamsızlaşmış bir anda İrem’in minik yüreğinde.
 
Kendince çaresizliği hissettiği anda karşılaştık şeker şeyle.
 
Ürkek bir ceylan gibiydi, pır pır atıyordu yüreği ilk göz teması kurduğumuzda.
 
Sıcacık bakışlar, anlam dolu gözlerinden akıyordu yüreğime.
 
“Kızım olsaydın ya” diye içimden geçirdiğim bir anda anne özlemiyle yakınlaştırmıştı Mevla.
 
Anne – kızdık artık onunla.
 
Çok kısa sürede frekanslarımız tutmuş, aynı telden çalıyorduk ikimizde.
 
O anlatıyor ben dinliyordum ,ben anlatıyorum o dinliyordu.Küçücük yüreği kocaman atıyordu, her atışta farklı rahatlıyordu İrem.
 
Oysa daha birkaç gün öncesine kadar kendisini gereksiz görüp, sevilmediğini hissediyordu.
 
Anne sevgisinden uzak, baba şefkatine muhtaç olduğunu anlatmasına gerek kalmıyordu, gözlerindeki nem hissettiriyordu zaten.
 
İşte bu hissiyat her geçen gün tüketiyordu minik yüreği.Bundan dolayı yenik düşmüştü hislerine ve uymuştu şeytana.
 
Allah’tan ki sevdiği kulunu koruyan Allah yeniden bahşetmişti hayatı kendisine.
 
Hayatın ne tür sürprizlere gebe olduğunu hiç birimiz bilemeyiz değil mi?..
 
Birbirimizin sürpriziydik artık, en tatlısından.
 
O bana olmayan kızımın varlığını hissettirmeye başlamıştı, ben ona olup da varlığını hissettirmeyen ebeveynlerinin eksikliklerini tamamlamayı başarmıştım.
 
Dertliydi İrem, minik yüreği pır pır atarken dökülüyordu dilinden bütün ızdırapları.
 
Çırpınıyordu adeta anlatırken hissetmek istediği halde hissedemediği anne sevgisini baba şefkatini.
 
Anlat diyordum, anlatıyordu, anlattıkça açılıyordu, açıldıkça farklı bir bağ oluşuyordu aramızda.Öyle bir bağ ki hem de…
 
Artık ne babasının ne de annesinin kendisini sevmediği yönündeki hissiyatını yerle bir etmiş, her insanın sevme şeklinin farklı olduğunu anlamıştı.
 
O artık biliyordu ki, annesi saçını okşamasa da o annesinin prensesiydi.
 
Artık o biliyordu ki babası duyarsız gibi görünse de o babasının biriciğiydi.
 
Elini tutmasa, başını göğsüne koymasa da babasının kızını çok sevdiğini biliyordu.
 
Varsındı sevgisini gösteremesindi, varsındı sevgisini göstermeyi akletmesin ya da ötelesinlerdi.Önemli değildi artık İrem için bütün bunlar.
 
Çünkü İrem farklıydı, okuyordu. Okumaya da devam edecekti.
 
Edebiyatçı olacaktı, en ünlülerinden.
 
Şiirler yazacaktı, Eylül’ü anlatan.
 
Okudukça içimizi açan şiirler.Otorite olacaktı İrem kendi dalında, hayatından kesitlerle örnekler verecekti kendisi gibi genç ömrünün taze çağında hissiyatına mağlubiyeti yaşamak üzere olanlara.Her şeyden önce anne olacaktı İrem anne. Yanında çocuklarının babası olacaktı en babacanından.
 
Yaşamadığı çocukluğunu yaşatacaklardı çocuklarına.
 
Hissetmediği sevginin en fazlasını hissettirecekti çocuklarına.‘Şefkat böyle gösterilir’in destanını yazacaktı İrem, en katmerlisinden.
 
O yazarken ben nemli gözlerle okuyacaktım yazdıklarını ve yine iç geçirecektim; “bu işte benim kızım İrem” diyerek.
 
Yanındakiler de onu tamamlayan yavruları diye anlatacaktım eşe, dosta, herkese.
 
HÜLYA YILDIRIM
Okuyucu Yorumları
Haberler
İREMADI GİBİ YÜREĞİ GÜZEL KIZ