06 Ekim 2017 Cuma, 1346 kişi okudu
Günlerle Gelen CEMALETTİN EFGANİ
II. Abdülhamit, Cemalettin Efgani ile ilgili anılarında şöyle yazmaktadır: “Benim halife ünvanım İngilizler için sürekli bir endişe kaynağıydı.
 
İngiliz Dışişleri Bakanlığında Blunt isimli bir İngiliz ve Afgani adında bir şarlatanın işbirliği ile bir planın hazırlandığını keşfettim. Bu ikisi halifeliğin Türkler tarafından zor kullanılarak ele geçirildiğini ileri sürerek, Mekke Emiri Şerif Hüseyin' in halife ilan edilmesini savunuyorlardı. CemaleddinAfgani' yi çok iyi tanırdım. Çok tehlikeli bir adamdı. Mısır' da iken kendisini Mehdi ilan ederek tüm Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı önermişti”.
 
Cemalettin Efgani’nin aslında kim olduğu anlaşılabilmiş değildir. İngiliz düşmanı mıydı, yoksa İngiliz casusu muydu? Din sapkını mıydı, yoksa dini bütün bir İslam hizmetkarı mıydı? Pan-İslamizmi mi savundu, yoksa Pan-Arabizmi mi? İslam reformu istemekte amacı neydi? Neden masonlarla beraber çalıştı? 
 
Türklerin arasında ne işi vardı, İstanbul’a neden geldi?
 
Siyasetçi, aktivist ve gazeteci olarak çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren Cemalettin Efgani’nin memleketi ve ailesi üzerine bilinenler az ve çelişkilidir. Afgani lakabını kendisi seçmişti. Aslında İranlı olduğu söylenir. Avrupa’yı ziyaret ettiğinde Afganlı olduğunu, Afganistan’da iken İstanbullu olduğunu söylemişti. Şii kökenini gizlemek için Afganlı olduğunu söylediği iddia edilmiştir. Din ve felsefe eğitimi için Irak’taki Şii merkezleri olan Kerbela ve Necef kentlerine gitmiş ve aynı maksatla Hindistan’da da bulunmuştur. Hindistan’da iken Avrupa bilim ve edebiyatıyla tanışmıştır. Buradaki İngiliz sömürü rejimini görünce Batı aleyhtarı olmuştur. 
 
Efgani’ye karşı II. Abdülhamit’in olumsuz düşünceler beslemesinin nedeni Türkler tarafından yönetilen Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine Arap bir halife tarafından yönetilen, bağımsız müslüman ülkelerin oluşturduğu bir federosyon ya da konfederasyon, bir İslam commonwealth' i oluşturmak düşüncesi olabilir. İngiliz siyasetçileri Türklerin hakimiyetini kırmak ve kendi güdümlerinde küçük devletçiklerden oluşan bir İslam ortak devleti kurarak Müslüman coğrafyasını egemenlikleri altında tutmak maksadıyleEfgani’yi kullanmış olabilirler. İslam dünyasının en çok tartıştığı isimlerden biri olan bu şahsiyet 19. yüzyıl İslam modernizminin en önemli öncülerinden biri de sayılıyor. Avrupa egemenliğine karşı güçlü bir İslam uygarlığının yeniden canlandırılabileceğini savunuyor. Fakat “İslamiyet nerede yerleşmişse ilmi boğmuştur, bu uğurda istibdatla el ele vermekte tereddüt etmemiştir” diyebiliyor. Bu yönüyle de İslam dünyasının bir kısım alimleri tarafından mürşit değil de mürted olarak niteleniyor. 
 
Doğumundan ölümüne kadar şaibeli bir yaşam süren Efgani etki alanı büyük biriydi. Birçok ülkeye davet üzerine gitmiş ancak fikirlerini açıklamaya başladığında da çoğunlukla sınır dışı edilmişti. 1839 yılında doğan şahsiyet 1857 yılında Hac maksadıyla geziye çıktığında Hicaz, Mısır, Yemen, Rusya, Türkiye, İngiltere ve Fransa’ya gider. Afganistan’a bir yıl sonra geri döndüğünde yönetim değişikliği olur ve başvezir koltuğuna oturur. Afganistan’da bulunduğu sürede “İstanbuli” olarak bilinir. Ancak İngilizler tarafından yönetim tekrar değiştirilince 1868 yılında sınır dışı edilir ve  Hindistan’a geçer. Burada İngilizler aleyhine faaliyetleri yüzünden tekrar sınır dışı edilir. Bu kez Mısır’a gider (1869).  Mısır’da 40 gün kaldıktan sonra İstanbul’a geçer. İstanbul’da “Afgani” ismini kullanır. İstanbul’da halka açık olarak “peygamberlik sanattır” isminde bir konferans verir. Ancak peygamberliğin insani yetenek ve becerilere dayandığını ileri sürünce dinden saptığı suçlamasıyla karşılaşır. Önde gelen din adamlarının da tepkisi yüzünden İstanbul’dan ayrılarak tekrar Mısır’a (Kahire) gitmek zorunda kalır. Sekiz yıl boyunca birçok genç yazar ve din adamını çevresinde toplar ve adı inançsıza çıkar. Mısırdayken Mason locasına kabul için başvurduğu ispatlanmıştır. Bir görüşe göre de Masonları tanıdıktan sonra vazgeçmiştir. Mısır hıdivi olan İsmail Paşa’ya muhalefet eder. İsmail Paşa görevinden alındıktan sonra yerine gelen Tevfik Paşa ile de arası bozulur. Cumhuriyet düşüncesi yaymaya çalıştığı düşüncesiyle sınır dışı edilir ve Hindistan’a sürgüne gönderilir. Haydarabad’da 3 yıllık zorunlu ikameti sırasında “Tabiatçılığa Reddiye” isimli bir kitap yazar. Bu kitapta pozitivizm, ateizm ve laikliğe karşı şiddetli eleştiriler yapar. İngilizler tarafından Mısır’da çıkan isyan hareketini desteklediği ve Hindistan halkını isyan hareketini desteklemeye çağırdığı için gözetim altına alınır. Beş yıl bir İslam ülkesine ayak basmaması kaydıyla ülkeden çıkmasına izin verilir. Bunun üzerine İngiltere’ye, ardından da Fransa’ya gider. 
 
Efgani’yi casus olarak gören ve İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamada bir araç gibi kullandığını ileri sürenler, onun milliyetçilik fikirlerini kışkırttığını iddia ederler. İddiaya göre İslam coğrafyasındaki milletlere, önce milliyetçilik şuurunu aşılayarak ayrılmalarını sağlamaya çalışmış bunu yaparken de “önce millet olarak gelişin, sonra tekrar birleşirsiniz” demiştir. Zaten bütün halindeyseler neden ayrılmayı teşvik etmiştir? İslam birliğini ayrılarak sağlamak mümkün olabilir mi? Aynı iddia sahipleri Efgani’nin ayrılırken unuttuğu bir bavul içinde yaptığı yazışmalarla ilgili bir kısım müsveddelerin bulunduğunu, bunlarda “İslamı kendi kılıcıyla yok edeceğiz” tarzında ifadelere rastlandığından söz ederler. Buna göre eğer Efgani Şiiliğini gizlemeyip de doğrudan İslam karşıtlığı içinde olsaydı dikkate alınamazdı. Oysa din adamı, İslamcı kisvesi altında ve dinde reform yapma kılıfı içinde faaliyette bulunduğunda dikkate alınacaktı. O da öyle yaptı. Suret-i haktan görünerek gizli ve zararlı faaliyetlerini yürüttü. Ahali onu Müslüman bildiği için şüphelenmedi. Efgani karşıtları, istiklal marşı şairi Mehmet Akif’ten bile Efgani’yi övmesi vesilesiyle kuşku duyarlar. Türk Aydınlarından Mehmet Emin Yurdakul’u milliyetçilik noktasında etkilemiş ve Milli kavramları ön plana çıkaran şiirler yazması için teşvik etmiştir.Bazı kaynaklarda Genç Osmanlılar hareketinin kurucusu Ali Suavi’nin fikirlerinin daha sonra Efgani tarafından geliştirildiği yazmaktadır. Ancak Efgani’nin daha global bir şahsiyet olması vesilesiyle Ali Suavi’nin ondan etkilenmesi daha olası görünmektedir. Mehmet Akif Ersoy Efgani’yi "şarkın yetiştirdiği fıtratların en yükseklerinden biri” olarak değerlendirirken, M. Şemsettin Günaltay onu "peygamber kadar şayan-ı hürmet, ona itiraz edenler Ebu Cehil kadar lanete müstahak” diyerek anlatır. Efgani’yi gerçek bir filozof, yazar ve gazeteci olarak görenler onun iki gayesi olduğundan bahsederler: 1- Müslümanları uyandırmak, islahat yapmak, medeniyet yolunu göstermek, 2- Müslüman ülkelerini Avrupalıların siyasi ve iktisadi nüfuzundan kurtarmak. 
 
Efgani’yi bir İslam savaşçısı ve reformcusu olarak gösteren efsane onun Paris’teki yaşamına dayanmaktadır. Gazete ve dergilerde düşüncelerini yayınlar. Fransız tarihçi ve filozof Ernest Renan ile ünlü polemiğine girer. Arapları savunan yazılar yazar. Paris’te çıkardığı dergide Doğu ülkelerinin sömürge olmaktan kurtulmasını, hilafetin canlanmasını savunur. Ancak 18 sayı çıktıktan sonra İngilizler dergiyi çıkarlarına aykırı bulduklarından kapattırırlar. 1886 yılında İran şahı Cemalettin Efgani’yi İran’a çağırır. Ancak Şah’tan ülkesinde reform yapmasını isteyince onunla ters düşer ve bu ülkeden de ayrılarak Rusya’ya gider. Üç yıl boyunca, 1889’a kadar Rusya’da bulunur. Rusya ile İngiltere’yi karşı karşıya getirmeye çalışan girişimlerde bulunur. Rusya’daki Müslümanların Kuran-ı Kerim basma izni almasını sağlar. Çar tarafından tehlikeli bulunduğundan 1889 yılında Rusya’dan da çıkartılır ve Almanya’ya Münih’e gider. Münih’te onu İran’dan kovan Şah Nasıreddin ile karşılaşır. Şah onu tekrar İran’a davet eder. İran’da Şah’ın danışmanı olarak bir süre çalışır. İslahat düşüncelerinde israr edince Şah’la tekrar anlaşmazlık yaşar ve sapkınlıkla suçlanır. Şah’a doğrudan muhalefet etmeye başlayınca da 1890 yılında kuvvet zoruyla tekrar sınır dışı edilir. İran’da onun görüşlerini benimseyen gruplar sınır dışı edildikten sonra İttihad-ı İslam adında gizli bir örgüt kurarak varlıklarını devam ettirdiler ve zaman zaman da terör eylemlerine baş vurdular.
 
Efgani İran dışındayken ulemaya yazdığı mektuplarla Tütün ayaklanmasının da hazırlayıcısı olmuştur. Bu ayaklanma İran’daki ilk etkili sivil muhalefet olarak kabul edilmektedir. İran ekonomisinde tütün önemli bir yer tutuyordu. Tütün tekelinin İngilizlere verilmesi üzerine ulemadan büyük Ayetullah Mirza Şirazitütün kullanımına karşı bir fetva verdi. Efgani’nin mektuplarının bu konuda hazırlayıcı olduğu söylenir. Mirza’nın fetvası üzerine ülke çapında dükkan ve Pazar yerlerin kapanmış, protestolar yayılmıştır. Din adamları, tüccarlar ve entellektüeller arasındaki büyük fikir ayrılıklarına bu dönemde sünger çekilmiş ve aralarında birlik sağlanmıştır. 
 
Efgani taraftarlarından oluşan İttihad-ı İslam örgütü İran ve İslam dünyasındaki bütün diğer örgütlenmeler üzerinde etki yarattı. ‘Batı beşeri bilimlerine evet, manevi ve siyasi baskılarına hayır’ sloganıyla hareket eden grup ilk ciddi eylemini Kaçar şahı Nasireddin’e karşı 1 Mayıs 1896 yılında düzenlediği suikastla gerçekleştirdi. 
 
Afgani, 1892’de II. Abdülhamid'in yakın adamı Ebu'l-Huda'nın çağrısı üzerine İstanbul'a gitti. Kendisine bir ev, maaş tahsis edildi. II. Abdülhamid'in Afgani'yi Panislamizm propagandası için kullanmayı umduğu sanılır. Bir diğer görüşe de sapkın fikirlerinin yayılmasını önlemek için II. Abdülhamit onu bir eve kapatmış, dünya ile ilgisini kesmiştir.
 
1896'da İran şahı Nasıreddin Şah' ın Mirza Rıza Kirmani adlı kişi tarafından öldürülmesinden sonra cinayeti tertiple itham edilen Afgani kuşkulu görülmeye başladı ve Nişantaşı’nda bir konakta göz hapsinde tutuldu. Cemalettin Afgani, çenesinde başlayan boğaz kanseri sonucu 9 Mart 1897’de İstanbul’da vefat etti. Nişantaşı’ndaki Şeyhler Mezarlığı'na defnedildi. 1944'te Afganistan hükümetinin talebi üzerine cenazesi bu ülkeye gönderildi. Kabil'de üniversite içinde Afgani için bir anıtmezar yapıldı.
Efgani üzerindeki tartışmaların biribirine tamamen zıt şekilde hala devam etmesinin nedenlerinden biri onun farklı yerlerdeki farklı beyanları olabilir. Mısır’da Mısır milliyetçiliğini, Türkiye’de Türk milliyetçiliğini savunması Efgani karşıtları için önemli bir delildir. Ernest Renan’ın da öğrencisi olan Ahmet Ağaoğlu “1355 numara ile Şarkın Yıldızı Locası’na kayıtlı bir mason olan, İslâm’a duyduğu güvensizliği açığa vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince ulema tarafından İstanbul’dan kovulmuş, Mısır’a kaçmıştır” diyerek başka bir delil sunuyor. Dolayısıyla Efgani’ninİslamı içten yıkmaya çalışan biri olduğu imajı güçleniyor. FakatEfgani’yi kurtarıcı olarak algılayan âlimlerimizin de varlığını burada hatırlatmakta fayda vardır. Mehmet Akif, Mehmet Emin Yurdakul, M. Şemsettin Günaltay gibi ünlü simaların isimlerini burada sayabiliriz. Said Nursi ise Risalelerinde Efgani’den bahsederek kendisinden çok şeyler öğrendiğini belirtmektedir.
 
“İslamiyet nerede yerleşmişse ilmi boğmuştur, bu uğurda istibdatla el ele vermekte tereddüt etmemiştir” diyen Cemalettin Efgani, “İslam kendisine inananlardan iman esasları için açık delil aramalarını emreder. Bu nedenle İslam daima akla hitap eden ve hükümlerini de devamlı aklın üzerine bina eden bir dindir” de diyerek biri biriyle çelişen fikirleri ifade edebilmektedir. Batı dünyasının üstünlüğünü peşin olarak kabul eden Efgani, Doğu toplumunun da en az Batı kadar belli noktalarda yetenekli ve zeki olduğunu savunmuş fakat batılıların hâkimiyet ve terakki sırlarını keşfederek daha iyi kullandıklarını ifade etmiştir.
 
Cemil Meriç’in onun hakkındaki düşüncesini aktararak yazımızı bitirelim: Cemalettinyeriniveçağınıbulamamış birhareketadamı, birmakyavelist. İmanınıkaybetmişbirmümin.”
 
Akın Eraslan BALCI
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Günlerle Gelen CEMALETTİN EFGANİ