14 Mayıs 2019 Salı, 1220 kişi okudu
Yücel Can
GÜNIŞIĞINDAN YENİ UFUKLARA
Ömür, hayat… Muayyen bir zaman, göz açıp kapamak, nefes alıp vermek ya da vermemek…
 
Ömür, hayat… Bazen bir dakikası bile yıllar gibi ağır ve zor geçen zaman, çile, keder…
 
Ömür, hayat… Yaşamasını bilene anlamlı, naif, güzellikler birlikteliğinin hoş rayihasıyla süslü saray…
 
Ömür, hayat… Kimileri için ölümle kurtuluş, kimileri için keşkeler, kimileri için de hep yaşamak…
 
Peki ölümsüzlük diye bir şey var mıdır ki?
 
Öyle olsaydı erken gider miydi Kainatın Efendisi Hz. Muhammed sav?
 
Dünya hırsıyla yanan Firavunlar, Nemrutlar, tarihi çirkinleştirenler ölmek isterler miydi acaba?
 
O zaman fiilen, fiziksel olarak ölmemek mümkün değil. Peki, ölmemenin bir başka yolu var mı?
 
Elbette var. İnsan bedenen ölse de geride bıraktıkları ile, geride bırakılan eserlerle ölmemek var.
 
Geride bırakılan hoş bir sada, ölümsüz eser, sadaka-i cariye, gönüllerde-kalplerde yaşamak, yıllara-hatta asırlara inat yaşamak…
 
Öldürülmeyen tek şey belki de ölüm…
 
Öyle hayatlar var ki ölse de kurtulsak, ölmesi hayırdır niteliğindedir. Yani ölüm bazen kurtuluştur. Hatta biten bazı hayatlar arkasında kırık dökük, hatta telafisi mümkün olmayan izler bırakır.
 
Bazen de hayat yapılanlar ve sözlerle tarihin canlı hafızasında tazeliğini korur, yıllara, asırlara inat insanoğlu gönül ikliminde yaşar ve belki de örnek kişilikleri ile bir bir tohum gibi ekilir, insanlara örnek olan hayat, söz ve davranış olurlar.
 
Peygamberler kıssaları ile örnek ve ölümsüzdürler. Hz. Adem (as) ve Havva’nın (as) cennet ve dünya hayatını, dökülen ilk kan ile Habil ve Kabil’i, Hz. Yusuf’un (as) güzelliklerini, Hz. İbrahim’in (as) ateşe atılmasını ve Allah’a teslimiyetini, Hz. Eyyüb (as) sabrını ve örnek hayatını bilmeyen yok. Kim bu yaşananların ölümsüz olmadığını ifade edebilir ki?
 
Adeta dünyanın tanıdığı Hz. Mevlana’ya- Mesnevi’ye, halkın gönül dilinin tercümanı Yunus’a, kahramanlık abidesi Merhum Akif’e- Safahat’a; Resulullah’ın (sav) Hadisi Şerifine mazhar olan Fatih Sultan  Mehmet Han’a, Sultan Abdülhamit Han’a ve eserlerine kim ölü diyebilir ki?
 
Alanlara, mesleklere, hadiselere göre binlerce, milyonlarca ölümsüzlük, geride bırakılan eser ve hoş sada var geride!
Karınca bile kararlılığı, belirlediği safı ile hala yaşamıyor mu?
 
“Güzel bir sözün ve (ferahlatan) bir yüzün sadaka” olması ile kötülüklerin önü, söz ve bakışla kesilerek hangi güzellikler hala yaşamıyor ki?
 
Kan bağı ya da manevi olarak yetiştirilen salih-hayırlı evlatlar ve fiilleri, insana zarar veren hususların bertaraf edilmesi, insanın emrine sunulan hayatın bir diğer ismi olan su-çeşme, ilim-irfan-ibadet yerlerinin hamileri… ölümsüz değil mi? 
Bir, on, yüz, bin… say bitmez…
 
…Ve Kalem de bir sadaka-i cariyedir, ilimdir, irfandır, duruştur, cehalete savaş açmaktır, kötüye hayır demektir, iyiye-doğruya davettir, duruştur, hizmetkarlıktır, geride bırakılan hoş bir sada ve ölümsü bir eserdir.
 
Kalemin aklı, kalbi, dili, duyguları, hassasiyetleri, hasletleri var elbette. O halde kim Kaleme ölü diyebilir ki?
 
Şu garip, aciz, fani, hizmetkar hayatı Günışığı ile Kalemle bir duruş sergilemiş, sözü ve duruşu ile geride bırakacak bir eser ile her iki cihanı murat etmiştir. 
 
Ve Kalem elif gibi duruş ile rengine göre duruş sergileyerek Günışığı ile ara renk olmamış, ölümsüzlüğü, geride eser bırakmayı adeta bir ibadet telakki etmiştir.
 
Hayatın Günışığı ile Yeni Ufuklarla hayat her zamanki gibi duruş ve kararlılıkla, daha ileriye, ufuklar ötesine ve gönül penceresine yeni kapılar açmak için halis niyetle haydi Kalem yola devam diyecek.
 
Niyet hayrola akıbet hayrola. Gelişimiz gidişimiz, her işimiz güle güle ola!
 
Haydi kararlı, hizmetkar, geride bırakılacak ölümsüz eserlerle Günışığından Yeni Ufuklara haydi Bimillah…  
 
 
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
GÜNIŞIĞINDAN YENİ UFUKLARA