13 Ocak 2020 Pazartesi, 873 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
FERHAT ABİ!!!
Bu sabah da erkenden uyanmıştı yine her zamanki gibi. İzin günüydü ama o dört duvar arasında sıkılıyordu ruhu, alışkın değildi böyle oturup beklemeye. Hemen yola koyulup köyüne gitti. Aldı sırtına tüfeni, vurdu kendini o engin yamaçlara. O temiz hava, tabiatın sesi iyi gelirdi her zaman ona. Kişiliğinin oluşmasında da etkiliydi bu sarp dağlar, ovalar... 
 
Gökyüzü masmaviydi en güzelinden, güneş tepede onun ayak izlerini takip ediyordu sanki. Kuşlar onun sevincine ortakmışçasına öter olmuştu. Yapraklarından arınmış olan dallar bile onunla beraber bir bahar havasına bürünmüştü. Ayaklarının altındaki karlar bile onu incitmemek için çabalıyordu. Göğün maviliği, güneşin insanın içini ısıtan sarılığı, karın göz alıcı beyazlığı bir cümbüş halinde onu karşılamıştı bu defa...
 
Arkadaşları ondan önde gidiyordu, o ise tabiatın onun gelişinin şerefine ortaya koyduğu bu güzellin tadını çıkarıyordu. O kadar kaptırmıştı ki kendini neredeyse buralara neden geldiğini unutacaktı. Her zaman burnuna gelen barut kokusu bu defa ilgisini çekmemiş gibiydi. Tüfeği sırtındaydı sürekli ve oradan indirmeyi de hiç düşünmemişti. Sürekli cebinde taşıdığı sigara paketini bile henüz açmamıştı ki aklına bile gelmemişti bir sigara yakıp derince bir nefes çekmek. Aklındaki tek şey doğanın onun şerefine sunduğu bu güzel ve temiz havayı ciğerlerinin en kuytu köşesine kadar çekmekti.
 
Arkadaşları ondan uzaklaşmıştı ama o bunun bile farkında değildi. Aklından “Rabbim cennetten bir parça mı burası?” diye geçiriyordu bazen. Herkesin cenneti de cehennemi de farklıdır. Onun da cenneti bu güzel doğaydı işte. 
 
Üzerinde yürüdüğü ve hiç batmadığı bu karlar birden onun ağırlığını taşıyamaz oldu. Göğsüne derin bir acı saplanıvermişti ne olduğunu anlamadan. Etrafındaki güzelliği unutup sağ elini sol tarafına götürüp sıkmaya başladı. Derin nefes alıyordu ancak bunlar havanın tadını almak için değil ona tutunmak içindi. Sonra dizlerinin üzerine çöktü ve yavaşça öne doğru eğildi. Yüreğine bir ağırlık çökmüştü ki karlar onu taşımaya çalışsa da gücü el vermiyordu. Sonra derin bir nefes daha aldı taa ciğerine işleyen. Yavaşça sol tarafına doğru düştü. O an hafif hafif esen rüzgar aniden durdu, neşeyle sallanan dallar durgunlaştı, sevinçle ötüşen kuşlar sustu; güneş, onun ayak izlerinin bittiği yerde durdu; gök, maviliğini yitirmeye başladı. 
Çok sevdiği o dağlarda alıvermişti son nefesini. Kimseler yoktu etrafında, yapayalnızdı. Sırtında tüfeği, cebinde sigarası, yüzünde tebessümü ile terk eyledi bu diyarı. O bembeyaz karlar kefeni olmuştu.
 
Ardında bıraktıkları peki...
 
Gözüyaşlı ana, evlat acısı yüreğine düşen bir baba, hüzün ve şaşkınlık içinde eş dost, dul bir eş, yetim iki çocuk, hiç unutulmayacak bir gülüş, kimseyi kırmayan güzel sözler, herkesin bildiği cömertliği ve aşık olduğu doğa...
 
Rabbim sevdiği kullarını yanını erken alırmış derler ya işte tesellimiz de budur. Kimseyi kırmayan, kimseye kırılmayan, büyüklerine sadık bir kardeş, küçüklerine sevecen bir abi oldun her zaman. 
 
İnsanın heybesinde ne varsa onu verir eşine dostuna. Senin de kalbinde iyilikten başka bir şey yoktu ve hepimize onu verdin cömertçe. 
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
FERHAT ABİ!!!