07 Kasım 2019 Perşembe, 263 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
FEDAKÂRLIK
 
 
İnsanlar; daha küçük birer çocukken paylaşma, fedakarlık gibi duyguları kimseden öğrenmeden, taklit etmeden içlerinde barındırırlar. Herkeste var olan özelliklerdir fakat zaman geçtikçe, yaş ilerledikçe bunlar gibi bazı duygular yavaş yavaş körelmeye başlar. Ya hayatta yaşanılanlardan ya da içinde yetişilen ortamdan veya insanlardan kaynaklı olarak körelmeye ve yerini başka duygulara bırakmaya başlıyor. Ancak hayat daima böyle olumsuz bir şekilde değişim göstermez. Bunların yanında güzellikler de vardır elbette. Farkına varmadan bizler o tür duyguları içimizde barındırırız; annelik ve babalık gibi taklidi mümkün olmayan duygular mesela!
 
 Genel anlamda annelerin fedakarlığı çok bilinir ve daha ön plandadır. Şiirlerde, hikayelerde ve toplumsal olaylarda hep başrolde anneler vardır. Ancak şimdi bir babanın aynı zamanda eşin fedakarlığını anlatmaya çalışacağım.
 
Süleyman Abay, 25 yıl önce ALS hastalığına yakalanan 1.5 yaşındaki kızı Narin’i kaybettikten sonra yedi çocuğuyla be eşiyle birlikte Mardin’den İzmir’e göç etmeye karar veriyor. 1996 yılında oğlu Mahsun’a da aynı teşhiş konunca dünyası başına yıkılır adeta. 2007 senedinde oğlunu da kaybeden Süleyman Abay ikincikez aynı acıyı yaşar. Dünyada her kaybı, acıyı ifade eden bir söz vardır ancak evladını kaybedenlerin acısını ifade edecek bir sözcük bulunamamıştır. Verdiği acı tarif edilmez bir duygudur. 
 
Yaşanılan bu acı olaydan tam 5 yıl sonra bu defa kızı Sakine’ye aynı teşhis konmuştur. Bu kadar acıyı eşiyle beraber göğüslemeye çalışan Süleyman Abay, başka bir sınava tabi tutulur ama farkında değildir. Kızını ve oğlunu kaybettikten sonra diğer kızının da aynı hastalığa yakalanması artık eşi Latife Hanım’ın yüreğinin kaldıramayacağı bir yüke dönüşmüştü. Bu üzüntüden dolayı beyninde tümör çıkan Latife Hanım, geçirmiş olduğu beyin ameliyatından sonra felçli kalıyor. Daha bunları atlatamazken küçük kızı Nuray’ın da aynı hastalığa yakalanması onu tamamen tükenme noktasına getiriyor. Sınavların en büyüğünden geçtiğinin farkında olan Süleyman Abay, işinden ayrılıp eşine ve çocuklarına bakmaya karar verir. 15 yıldan beri eşine ve çocuklarının her türlü bakımını tek başına üstlenen bu imtihanı zor ama inancı büyük olan abimizin rabbim yardımcısı olur inşallah. Kendisinin kelimelerinden de aktarmaya çalışayım üstlendiği sorumluluğu;
 
“ Onların hiçbir şeye hasret kalmamasını istiyorum. Eşim ve çocuklarımın iyi yaşaması için köydeki tarlayı da sattım. Eşime ve çocuklarıma bakarken kendimi huzurlu ve mutlu hissediyorum. Yapacak başka bir şey yok. Allah’ın verdiği şeye razı oluyorum. Kızım Sakine şuan konuşamıyor ama gözüyle bana bakıyor ve öyle anlaşıyoruz. Ona hikayeler anlatıyorum. Neyim varsa onlarındır. Hep birlikte mücadelemizi  vereceğiz.” 
 
“Başkaları için kendinizi unutun, o zaman sizi de hatırlayacaklardır.” der Dostoyevski. 
 
Süleyman abimiz için söylenmiş gibi bu söz. O, kendinden vazgeçip kendini ailesine adamış bir baba ve bu yüzden zaman geçse de yapmış olduğu fedakarlık hep taktir edilecek ve hiç unutulmayacaktır.
 
Her hafta ev sağlık ekiplerinin de çocuklarını ve eşini kontrole geldiklerini de dile getiren Süleyman Abay, en büyük yardımcıları olarak da onları gösteriyor.
 
Günümüzde devlet tarafından sosyal yardımlaşma adı altında verilen bakıcı parası olmazsa çoğu kişinin annesine, babasına veya bakıma muhtaç yakınlarına sırt çevirecek olan insanlar bu sayede onlara bakmaya başladı. Ancak Süleyman abimiz tüm bunlara rağmen hiçbir maddi karşılık beklemeden bu ağır sorumluluğu yüklenerek; böyle bir dönemde içimizde kırıntıları dahi kalmayan vicdanımızı, insanlığımızı sessizce haykırarak hepimizin sağır kulaklarına söyleyip, yüzüne vuruyor. 
 
Televizyonda gördüğümüz o süper kahramanları değil Süleyman abimizi anlatmalıyız çocuklarımıza, gençlerimize. Yaptığı işin sadece dile kolay geldiği, bu dünyada verdiği mücadele takdire şayandır. Bir babanın yapıp yapabileceği en büyük fedakarlığı sergiliyor. 
 
Her zaman bulunduğumuz duruma ve en önemlisi de sağlıklı oluşumuza şükretmeliyiz. Etrafımıza bakıp bazen kendimizi sorgulayıp neler için üzüldüğümüze bakmalıyız. Hayatta bu kadar büyük sıkıntılar varken küçücük olayları büyütüp kendimizi üzmenin ne kadar anlamsız olduğunu görmeye çalışalım. 
 
Cevaplarının sadece içimizde olduğu o basit, kısa ama önemli soruları sormanın zamanı geçip gidiyor. 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi