09 Şubat 2017 Perşembe, 2934 kişi okudu
EVİNİZ PASTADAN DEĞİLDİ
Dün akşam ki telefon konuşmamız beni eskilere götürdü. Üniversiteyi yeni bitirmiş bir yandan yüksek lisansa devam ediyor, bir yanda da çalışıyorduk. O günlerde sen ve üniversiteden sınıf arkadaşım olan kardeşin İsmail, Kadıköy Hasanpaşa’da, Müverrih Ata sokakta ki dört katlı bir apartmanın ikinci katında oturuyordunuz.
 
Arnavut taşlı kaldırım, çoğu iki üç katlı binalardan oluşan geçen yüzyılın çarpık kentleşmesinin örneği binalar, eski zaman İstanbul’undan kalma ve üzerinde ki döküntü ahşap adeta geçen zamanın yıpranmış hırkası gibi duran harabeye dönmüş bir ev, sokak kedileri, yokuş olmasına rağmen top peşinde koşan çocuklar, pencerelerde sohbet eden ve bir yandan da sokaktaki çocuklarına seslenen ev hanımları... O dönem de oldukça sıradan olan o sokak, ne kadar uzak ve ne kadar da güzel görünüyor şimdiki zaman diliminden bakınca.
 
Sabah kalktığımda, o konuşmamızın etkisi ile şimdilerde arada oğlum Cem ile beraber Kadıköy’e yaptığımız gezilerden birinde gidip bir baksak mı o sokağa? diye geçirdim içimden. Daha çok para kazanma hırsı, kentsel dönüşüm ve depreme dayanıklı yapılar yapma zırhına bürünerek, son on yılda İstanbul’da uzak geçmişi bir yana bırak yakın geçmişe ait binaları ve sokakları büyük bir iştihla yutuyor gün be gün. Hergün başka bir arkadaşımın ülkeden ayrıldığını –senin de yıllar önce yaptığın gibi- ya da ayrılma kararı aldığını öğrendiğim bu günlerde, Kadıköy’e dair aklımda kalan o sokağı, gidipte  eskisi gibi bulamam ve iyice boşluğa düşerim diye korktum. Bunu göze alamadım ve hemen vazgeçtim bu ziyaretten.
 
Hiç unutmuyorum. Uzunçayır caddesinden Acıbadem istikametine doğru giderken sol kolda ki bir yokuşta olan sokağınıza girince köşede sarı tekir bir kedi karşılardı beni her defasında. Yaz kış oradaydı. Sokaktaki evlerin pencerelerinde, her mevsim, renga renk çiçeklerle dolu saksılar olurdu. Çiçekleri seven insanlar kedileri de severler diye düşünmek hoşuma giderdi. O yüzden üzülmezdim sarı tekir kedi için. O, sahipsiz bir sokak kedisi miydi? Hayır! Benim için o sokak kedisi değildi. O, Müverrih Ata sokağının kedisiydi. O sokak, en çok da ona aitti sanki. Bir kediden daha ziyade sahiplerini ve bölgesini koruma güdüsü ile hareket eden ama gereksiz gürültü yaparak, kimseyi korkutmaya gerek bile duymayan, mağrur bir köpek gibiydi.
 
O yıllarda dini bayramlardan birinde uzunca bir tatil olmuştu. Tatil öncesinde ki buluşmalarımızdan birinde bayramda Çanakkale’ye ailenizi ziyaret edeceğinizi ve ‘’Başka bir programın yoksa hadi beraber gidelim bizim memlekete, senin içinde bir değişiklik olur.’’ demiştiniz. Ben bir önceki bayramda olduğu gibi yine İstanbul’da kalacağımı, sizleri de rahatsız etmek istemediğimi belirterek teşekkür etmiştim. Sen ‘‘Evimiz pasta değil ki yiyesin, ne rahatsızlığı. Hatta annem ve babam mutlu olur. ’’ demiştin. Ben cevap vermeyince, daha da ısrar etmemiştin ama ailemden kaynaklanan sıkıntılardan dolayı ziyaretlerine gitmediğimi ve sırf bu yüzden kendimi yalnızlığa mahkum ettiğimi seziyor ve hatta biliyordun sanırım. Sanırım bu daveti kabul etmeyi yedirememiştim kendime. Belki teklifinizi kabul etmek zayıflık gibi gelmişti. İsmail de biraz ısrar etseydi gelir miydim? diye düşünüyorum şimdi. Belki de o zaman, kendi anne ve babama karşı duyduğum öfkeyi biraz da tüm anne ve babalara da yönlendirmiş olabilirim. İçimde ki öfke de, o teklifinizi kabul etmemi engellemişti sanırım.
 
Şimdi dışarda yağmur çiseliyor. Saat gece yarısına çeyrek var. Cem, balkona dün akşam koyduğu mısır tanelerini, sokağımız da ki karga ailesinin bugün yemediğini söylüyor annesine. Kargaların aç kalacağı endişesi sinmiş sesine. Keyifsiz.
 
İstanbul’da değişen çok şey var. Bir şehrin mimarisinde ki değişimin, şehrin öznesi olan insanları da değiştirdiğine şahitlik ediyoruz son zamanlarda. Değişmeyen şeylerde yok değil. Martılar, İstanbul’un sokak kedileri ve Boğazın rüzgarı gibi. Bugüne taşıyabildiğimiz şeyler ne kadar da az!
 
Kadıköy’de bir eski zaman kahvesinde oturmak, gelen geçen dostlara el etmek, onlarla sohbet etmek geliyor içimden şimdi. Eski bir İstanbul şarkısı mırıldanıyorum bir yandan da. ‘’Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime’’.
 
 
Eyüp ÖZBAY
Twitter: @ozbay_eyup
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
EVİNİZ PASTADAN DEĞİLDİ