12 Temmuz 2015 Pazar, 1385 kişi okudu
EŞCİNSELLİĞE BİR BAKIŞ
Türkiye’de eş cinsellik 1980li yıllarda dikkat çekmeye başlamıştır. 1992’li yıllarda ise Taksim’de 30 eşcinselin bir araya gelmesi ile LGBTİ onur yürüyüşü gerçekleşmiştir. Bugün 23. Düzenlenen onur yürüyüşüne Türkiye’nin dört bir yanından binlerce kişinin katılım sağlamış ve diğer yürüyüşlerden farklı olarak bu yürüyüşte ailelerde çocuklarıyla katılıp çocuklarının yanında olduğu mesajını vermiştir.
 
Tüm bu olaylar ülke gündemin de büyük tartışmalara yol açmış ve bir kesim haklı bir gerekçe olarak görüp, özgürlük adına gerekliliğinden bahsederken bir kesim ise toplum normlarına uygun olmadığı, gençliğe kötü örnek olduğu ve özendiricilik sağladığı üzerine tartışmalar ile bu durumu protesto etmiştir. Tüm bu yürüyüş ve olayların sonuçları gündemdeyken birazda  gerçekleşen yürüyüşün altında yatan biyolojik, psikolojik ve davranışsal yönlerinden bahsetmek istiyorum. 
 
Bir kaç yıl önce TV de bir eş cinsel sanatçının röportajına denk gelmiştim. Çocukluğu ile ilgili bir soru soruldu. Şöyle bahsediyordu çocukluğundan biz doğuda yaşayan çekirdek bir aileydik. Babam sık sık şehir dışına çıkar uzun süre gelmezdi.
 
Ben son çocuğum ve tek erkek çocuktum. Hatta sürekli ailemin kız çocuğu olduğu için ben doğduğumda babam kurban kestirmişti ama çok zaman geçirme şansımız olmadı ben 3 yaşındayken baba vefat etti. Babam vefat ettikten sonra bütün zamanım annem ve kız kardeşlerim ile geçti onlarla birlikte ev gezmelerine, arkadaş buluşmalarına giderdim hatta kadınlar hamamına gidip hamam taşında göbek atardım herkeste beni alkışlardı...
 
Bu durumlar ve benzeri olaylar göz önünde bulundurulduğunda psikanlatik kurama göre bir çocuğun 3-6 yaş arasında cinsel kimliği oluşur.
 
Bu zaman diliminde erkek çocuğunun babayla, kız çocuğunun anneyle iyi bir özdeşim kurması gerekmektedir, kurmaması durumunda cinsel kimlik oluşumunda sıkıntı yaşanır ve ergenlik döneminde cinsel kimlik karmaşası yaşadığı dönemde kendini daha yakın hissettiği kadın yada erkek kimliğine göre davranmaya başlar. Bu durumda eğer hormonal bir durum söz konusu değil ise eşcinsellik sosyal öğrenme sonucu oluşur. 
 
En çok rastlanan öğrenme ise anne çocuğunu aşırı koruyan, onun üzerine düşen biri olabildiği gibi baba ise tam tersi soğuk, mesafeli olabilmesidir.
 
Çünkü erkek modeli olmadığı, anne de sevgi veren olduğu için cinsel kimlik anneyle özdeşleşiyor ve onu örnek alıyor. Genelde ailelere önerimizde bundan yana oluyor babanın çok zaman ayıramadığı durumlarda dayı, amca, dede vs erkek modelleri ile daha fazla zaman geçirmesi, çocuğun olumlu model alması ve cinsel kimlik geliştirmesi açısından önemli bir basamak olduğundan yönedir.
 
Diğer bir eşcinsellik sebebi ise hormonal durumdur. Her erkekte de  %10 kadınlık hormonu, her kadında da %10 erkeklik hormonu vardır.Eğer hormon araştırması sonucu % 40- 50 kadınlık yada erkeklik hormonu ortaya çıkıyorsa , ikinci aşama, hormon tedavisi ne geçilmelidir.
 
Bu durum erken fark edilip tedavi edilirse kişi kendini ait olduğu cinsel kimliğe göre yaşayıp hissedecektir fakat ihmal söz konusu olduğunda yine ergenlik dönemi ile birlikte bir kimlik karmaşası yaşanma durumu artacaktır. 
 
Aslında 1973 yılına kadar psikiyatri tanı sınıflamalarına göre eş cinsellik bir hastalıktı fakat şuanda bu tanımlama hastalık olmaktan çıkıp tercih yerine geçmiştir. Bugün Danimarka’da, Hollanda’da, ABD de toplamda 14 ülkede artık eş cinsel evliliklerine resmi olarak izin verilmektedir. 
 
Türkiye'de bu durum henüz konusu değildir. Türkiye'de ki eş cinsellerde yapılan anketlerde kişilerin dışlanma oranın çok yüksek olduğu kişilerin genelde daha kabul dilebilir şehirlerde ve caddelerde kimliklerini açıklayıp daha rahat davrandıklarını fakat doğuya doğru geldikçe bu durumun imkansızlaştığından ve doğu şehirlerinde gizli eşcinselliğin yoğun olarak yaşandığından bahsetmişlerdir.
 
Yine en fazla dışlanma sebebinin dini boyuttan dolayı olduğunu İslam’ın eşcinselliği yasaklayıp sapkınlık olarak değerlendirdiğini gerekçe olarak göstermişlerdir.
 
İslam’da eşcinsellik Lut kavminin helakine sebep olan büyük günahlardandır. Eşcinselliğe meyilli olan insanlar, yanlış fiilde bulunmadıkları müddetçe, bu hissi taşımaları kendilerine bir mesuliyet getirmez. İslam dini, imkana değil, vukuat ile hüküm verir. Yani, bir insanın kendi içinde bir his taşıması onu mesul etmez.
 
Bir din alimlerine bu konuyu danıştığımda şöyle bir yaklaşımda bulundu: bir insan nasıl yemesine içmesine hakim olabiliyorsa bu duyguya da hakim olabilir, eşcinsellik hastalık ve sapkınlıktır. İslamiyet’te kesinlikle yasaktır.
 
Lut kavmi hiç bir örneği olmayan bir günaha girmiştir ve devamında gelen eş cinsellerde Lut kavminin ahrette çekeceği ızdırabın aynısından mesuldur. Bu durum sapkınlık olduğu durumda söz konusudur hormonal durum söz konusu olduğunda tedavi olması gerekmektedir. Nüfusun artması ve İslamiyet’in yeni nesillere aktarılması açısında çok önemli bir konudur ve İslamiyet çok keskin sınırlar ile eşcinsellik konusunu yasaklamıştır. 
 
Bir davranışın psikolojide anormal olması için %10 ve üstünde toplumda görülme durumunun olması gerekmektedir. Bugün Hollanda ve Danimarka’da eşcinsellik, bisesksüellik( hem kadından hem erkekten hoşlanma) bu oranı geçmiştir ve tamamen normal bir davranış olarak görülmektedir. Bununla birlikte uyuşturucu kullanımının cezai uygulaması bulunmamaktadır.
 
Bu sebepler göz önünde bulunduğunda nüfusun artması ve sağlıklı neslin gelmesi ihtimali daha da azalmaktadır. Bugün Danimarka reklam kampanyaları yapıyor ‘resmi yada gayri resmi olmasının hiçbir önemi yok yeter ki çocuk yapın devlet hep yanınızda, bebek maması, bezi, tatili, okul masrafı her türlü masrafı devlet karışıyor. Anneye çocuk ücreti veni çocuk teşvik maaşları ödeyerek tükenmekte olan nesillerini bu gibi kampanyalar ile devam ettirmek çabasındalar.
 
Çünkü yaşlı nüfus çok fazla ve eşcinsellik oranı çok yüksek yapılan evliliklerde tek çocuk seçimi çok yüksek bununla birlikte giderek azalan bir oran söz konusu hatta kim bilir yakın zamanda bu ülkelerde Türk istihtamı fazla olduğundan ve Türklerin fazla sayıda çocuk yapmaları devlerin çocuk ücreti ödemesi sebepleri ile Türk nüfus sayısı kendi milletlerinin sayısını geçebilir. Ve ülkeyi yönetiminin başına Türkler bile geçebilir. Belki yıllar alacak bu süreci görmek ama ülkenin gidişatı bu zemini hazırlıyor. 
 
 Aynı duruma düşmemek için Aile sosyal politikalar bakanlığına büyük iş düşüyor. Aile bilinçlendirmesi çalışmalarının daha geniş kapsamda yapılması gerekmektedir. Çocuk yetiştirme, çocuk davranışlarında olumlu örnek olma gelecek nesil için en büyük yatırımdır. 
 
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
EŞCİNSELLİĞE BİR BAKIŞ