14 Eylül 2018 Cuma, 1298 kişi okudu
EPİSTEMOLOJİK SAATLER
Bir ben ile öteki ben arasındaki kalışlarım,çoğu zaman iki ben arasındaki kıyasıya ara buluşlarım,barış imzalayışlarım,hiç vakit kaybetmeden fes edişlerim. 
 
İşte taa ki iki ben arasındaki uçurum açıldıkça başladı bana da olanlar olmaya. 
Bir okyanusun kilometrelerce dibinde yapayalnız kimsenin halini sormadığı, sorsa da anlamayacağı bir su bitkisi gibi bir o yana bir bu yana savruluşum. 
 
Ah bir de dünyalar kopsa umrunda olmayan ,aklı beş karış havada olan beni bana gösteren aynadaki şu gözüm yok mu. 
Artık bu ben ile öbür ben birbirini gözetleyip durmasa,biri diğerine hükmedip durmasa,rahat bıraksa,seçimlerini eleştirip durmasa. 
Mesela biri bu çıkmazlar içinde boğulduğu dünyadan kurtulmak isterken, diğeri kalmak için diretmese.
Tamam tamam delirmedim.
Boşverin siz. 
Her insan bazen saçmalamak ister .
İşte ben de günün en epistemolojik saatlerindeyim anlaşılan. 
Belki siz de gün içerisinde çok defa epistemolojik saatler yaşıyorsunuz. 
Nereden bilebilirim ki içinizi. 
Belki de ben burada saçmarken her normal insan gibi siz de televizyondaki dizinizi izliyor,çayınızı yudumluyor,dizi sonuna doğru meyvenizi soyuyor, WhatsApp guruplarınızda komik videolar yarıştırıyor, bir yandan da gülüyorsunuz. 
Kısacası girmeyin derim epistemolojik saatlere. 
Öylece masum ,herşeyden bi haber yaşamaktır belki de mutluluk. 
Ekonomisi çökmüş devlet başkanı gibi arsızca dolaşmaktır belki en doğrusu. 
Kısacası tehlikelidir bu benim bahsettiğim saatler. 
Öyle karışıktır ki hiçbir şeyin anlamı yoktur. 
Veya o kadar çoktur ki anlamını yitirir çokluğundan ötürü anlamlar.
Aynı anda sen de anlamını yitirirsin. 
Ne istedim ,neler kaybettim dersin. 
Bazen hayallerde boğulur, yaşamak istediklerini düşlerde yaşarsın. 
Aslında onu bile beceremezsin. 
Gemilerini bilerek isteyerek kağıttan yapar,sonra hayallerinin batışını izlersin. 
Hatta bir bakarsın hayatın en acımasız sahnesindesin. 
Çok,çok,çok seviliyorum ve seviyorum derken bir kenarda unutuluvermişsin. 
Bu saatleri kolay tecrübe etmezin ama. 
Kalbin yok olur,güvenin sona erer,merhametin yerini acımasızlık alır.
Kanarsın.
Ölür ve yeniden başka bir ruhta dirilirsin. 
Sabahın ilk ışıklarıyla başlar evrimin.
Güzel şeyler olsun ümidi ile beklersin...
Gün biter...
Akşam geceye vurur ve yine bekler bekler beklersin... 
Şakakları zonklayana kadar düşünür.
Yalnız yine beklersin... 
İşte bu saatlerin ömürden sayılması yok mu. 
 
 
Uzaktan seyrediyorum. 
Nasıl başarıyorlar? 
Sanki bu dert dünyasında hiç dertleri yok gibi.
Birbirlerine saçma çocukluk anılarını anlatıp,birbirleriyle gülüşüp, içlerindeki tüm çakallıkları görmediğimizi düşünüyorlar. 
İşte tam da bunları görüp tahammül sınırlarım zorlandığında odama çekilip,kağıt kaleme sarılmanın zamanıdır diyorum.
Annemin dayanamayıp yine nereye kayboldun yine ne yazıyorsun sorusuna cevap veremeyişim de ayrı bir muamma.
Anlatsam da anlar mısın kızını anne.
Okuyucu Yorumları
EPİSTEMOLOJİK SAATLER