25 Nisan 2016 Pazartesi, 5149 kişi okudu
ELAZIĞ’IN ORTASINDA BİR ÇAY OCAĞI ÇAYDA ÇIRA’DAN ESKİ BİR DOSTA MEKTUP
Değerli dostum,
 
Şehirler ancak geçmişlerini, deneyimlerini, geleneklerini, anılarını ve kaynaklarını geleceğe taşıyabilirlerse şehir  olarak kalırlar. Aksi takdirde alelade bir yerleşim yeri olmaktan öteye gidemezler. Bir şehrin geçmişini, deneyimini, geleneklerini, anılarını, yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarını, geçmişine sahne olmuş mekanlarını ve tüm bunların oluşumunu sağlayan insanlarını kaybetmesi başına gelebilecek en kötü şeylerdendir. Günümüzde üzerinde çokça konuşulan ve tartışılan değer yitimi ve sosyo-kültürel erozyonu konuşmadan az önce bunları konuşmamız gerektiğini düşünmekteyim.
 
O Aziz Şehir cumbalı evlerini, tarihi binalarını, eski sokaklarını, yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarını, sanayi tesislerini, büyük bir ümitle yetiştirdiği ve eğittiği evlatlarının büyük bir çoğunluğun bir bir kaybetti. Bu öyle bir kaybedişdi ki alıştıra alıştıra sanki bir zaruretmiş gibi oldu herşey ve hiç kimse ne oluyor diye ses çıkarmayı aklına bile getiremedi.
 
Sanırım biz anılarımızı, anılarımızın geçtiği binaları ve mekanları, sokaklarımızı, caddelerimiz, kaynaklarımızı pervasız bir şekilde tükettik veya tüketilmesine müsade ettik ses çıkarmadık. Hala var olan, hala ayakta kalabilen maddi ve manevi değerlerimizi, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı o Aziz Şehrin anısına korumamız ve onlara gereken ilgiyi göstermemiz gerekmiyor mu?
 
Şimdiler de nedendir bilmiyorum geriye dönüp baktığımda hala faal olduğunu bildiğim o buluşma mekanımız aklıma geliyor sık sık. Gazi caddesinde üzerinde Stüdyo Kemaliye’nin yakınında küçük bir pasajın (Onurlar Pasajı)   içindeki o çay ocağını hatırladın mı? 1980 yılların sonu ve 1990’lı yılların hemen başında liseyi bitirip ikimizde Elazığ’dan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra, Elazığ’a her gelişimizde seninle buluşma mekanımız orası olurdu. O küçük pasajdan içeri girdikten sonra sağlı sollu dizilmiş büyük camekanlı dükkanlar geçilir sonra da arka tarafta binaların içine sıkışmış bir bahçeye çıkılırdı. Bahçenin tabanı beyaz çakıl taşları döşeli tavanında ise yanlış hatırlamıyorsam yeşil bir çardak bulunurdu. 
 
O pasajdan içeri girdiğimde sanki saatin akrep ve yelkovanı anlaşarak durur ve zaman akmazdı benim için. Pasajın ışıkları yanmıyorsa bir dehlizden sonraki küçük bir vaha gibi görünürdü çay ocağının bahçesi bana. Bahçede oturuyorsanız pasajdan geçip çay ocağının bahçesine gelenlerin yüzlerini ancak girişe yaklaştıklarında görebilirdiniz. O küçük pasaj beni Gazi caddesinin kalabalığından çıkaran gizli bir geçit gibiydi benim için. Çay ocağı ve bahçenin atmosferi beni pasaja girdiğim anda içine alırdı. O günkü sıkıntımı o küçük bahçede sen veya orada karşılaştığım çocukluk ve gençlik arkadaşlarım, değişik dönem ve kademelerde aynı sokağı, caddeyi, sınıfı, okulu, dershaneyi, şehri, İstanbul’da üniversite ve yurdu paylaştığım arkadaşlarımla sohbet ederken unuturdum.
 
O bahçede daha bir önceki gün buluşmuş iki arkadaşın veya dostun yeniden buluşması sanki uzun yıllardır görüşmemiş insanların buluşması gibi özlem dolu ve içten olurdu. Sonra kümeler halinde dizilmiş o küçük sehpalardan birinin etrafında şark usülü iskembelere oturulur çay kahve içilir, gazeteler okunur, derin derin sohbetler edilirdi. Sehpalar, iskembeler, çay bardakları, kahve fincanları gün boyu dolup dolup boşalırdı. O eski günlerde bu mekana gelen kesim daha ziyade Elaziz’in mürekkep yalamış ve itiraf etmeselerde o kadim Harput havzası kültüründen kopamayan ve kopmakta istemeyen kesimi olurdu çoğunlukla. Evet o çay ocağı, Çayda Çıra Çay Ocağı, hala ayakta ve hala faal. Bunu bilmek bile umut veriyor bana. 
Gönül isterki hatırlananlarda hatırlasınlar kendilerini hatırlayanları bayram, seyran, hastalık, ölüm olmadan. Sen bu mektuba ister günah çıkarma de, ister geçmişe dizilen bir methiye de, istersen de timsah gözyaşları de. Ama bu mektubu sana, O Aziz Kentin ayakta kalabilen küçük mekanı Çayda Çıra çay ocağının anısına ve  seninle bir zamanlar o çay ocağında oturduğumuzu belgelemek için yazdım. Başka bir şey değil Değerli Dostum Fatih Karahüseyinoğlu(*).
 
O Aziz Kente;
 
Kaf Dağı’nın ardısın,
Hasretim yüzyıl eder,
Sevdam Harput’la kardeş,
Yalnızlığım on İstanbul.
En içten muhabbetlerimle.
 
eyup_ozbay@yahoo.com
 
(*) M.Fatih Karahüseyinoğlu, Doç.Dr., Fırat Üniversitesi, Spor Bilimleri Fakültesi
 
 
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
ELAZIĞ’IN ORTASINDA BİR ÇAY OCAĞI ÇAYDA ÇIRA’DAN ESKİ BİR DOSTA MEKTUP