05 Ekim 2018 Cuma, 789 kişi okudu
SEDAT YASAK
ELAZIĞ ESNAFI
Elazığ’da yaşamanın kendine göre zorlukları olduğu muhakkak.
 
Özellikle esnaf kesimin insan psikolojisinden, anlayıştan ve hoşgörüden yoksun oluşu insanı çıldırtmaya yetiyor.
 
Sözümüz işini layıkıyla yapanlara değil elbette. Ama genel itibariyle bir tuhaflık olduğu gözlerden kaçmıyor.
 
Tok yiyici sözünü akıllara getirse de, gerçekte çoğunun çarkını döndürmekte zorlandığını biliyoruz. Buna rağmen sinir, tahammülsüzlük, adam sendecilik ve serde erkeklik bir dizi hataları da beraberinde getiriyor.
 
Hiçbir esnaftan insanüstü bir çaba beklemiyoruz. Hani bir sağanak yağmur olmasa da birkaç damla rahmet de beklemek fazla iyimser bir çaba olmasa gerek.
 
Pazarcısından market çalışanına, sanayi esnafından büfecisine kadar herkes de sebebini anlayamadığınız bir sinir ve gerginlik var. Bu, kurulan cümlelere de yansıyor. Basit bir ürünün olup olmadığını sormak bile, bazen kaygılı bir gerginliğe neden oluyor. 
 
Bir elektrikçiden lamba almaya gittim. Lambanın özelliklerini sormama sinirlenen adam, onu elimle incelememe de izin vermedi. Her geçen dakika sinirleri gerilen bu zavallı, sonunda içindeki canavarı ortaya çıkararak beni dükkandan kovdu. Yaşına hürmeten bir şey demedim ama gırtlağına sarılmamak için kendimi zor tuttum.
 
Bir ayakkabıcıda üç ayakkabı denedim. Ayakkabılar istediğim gibi olmayınca, almadım. Adamı yorduğum için de vicdanen rahatsız oldum. İçimdeki iyi niyet ve mahcubiyetle, kusura bakmayın, sizi de yordum, dedim. Sinirlenen adam, üzerime yürüdü. Yetmezmiş gibi bir de hakaret etti. Öylece durup 50 yaşlarında, kendini insan olarak tanımlayan bu zavallıya baktım sadece… 
 
Pazardan sebze, meyve seçmenize izin verilmemesine alışmıştık ama bazı durumlara alışmak çok da kolay olmuyor.
Bir kilo salatalık istedim bir pazarcıdan. Adam poşeti doldurmaya kendince devam etti. Amca benimki bir kilo olacaktı, diye hatırlatınca, amcanın yüzü bir anda değişti. Poşeti ters çevirip salatalıkları tezgaha boşalttıktan sonra git, ben bir kilo satmıyorum, dedi elinin tersiyle beni kovarak…
 
Başka birinden domates istedim. Aldığım cevap hayret vericiydi. Biber de alacak mısın? Hayır, bibere ihtiyacım yok, dedim. Biber almazsan domates de alamazsın…
 
İki kilo patlıcan istedim bir pazarcıdan. Adam patlıcanları doldurup tartıya attı. Pazarcı, tartıyla arama girdiği için tartıyı göremedim. Zaten poşeti tartıya atmasıyla çekmesi bir oldu. Buyur iki kilo dedi. İki kilo mu bu, emin misin, dedim. Israrla evet, dedi. Parasını ödedim ama o poşetin iki kilo gelmeyeceğini çok iyi biliyordum. İçimdeki şüpheye yenilerek bir başka pazarcıdan poşeti tartmasını istedim. Tartı 1.400 gramı gösteriyordu. Sözün bittiği yer…
 
Halk da pazarcıların bu tarz yaklaşımlarını kanıksamış artık. Adamlar müşterilere her türlü çıkışı, hileyi çok rahatlıkla ve en ufak bir tereddüt duymadan yapabiliyor. Acı olanı ise, bunun kabul görmüş olması…
 
Bir markette alışveriş yaparken, üzerinde etiketi olmayan domatesin fiyatını sordum market çalışanına. Bana fiyatını söyledikten sonra, iki kilo kadar domates aldım. Kasaya geldiğimde fiyatının bana söylenenden yüksek olduğunu öğrendim. Market çalışanının bana verdiği fiyatın farklı olduğunu kasiyere söyledim. Bunun üzerine kasiyer, çalışana bunun doğru olup olmadığını sordu. Adam, benden özür dileyeceğine, Ne var yani yanılmış olamaz mı insan, diye çıkıştı. Daha fazla uzatmak istemediğim için domatesi almaktan vazgeçtim. Tam döndüm gidiyordum ki, market çalışanının arkamdan söylenmeye devam ettiğini duydum. Dayanamayıp geri döndüm:
 
“Hem suçlu hem güçlüsün. Özür dileyeceğine bir de üste çıkmaya çalışıyorsun. Yetmezmiş gibi, bir de arkamdan söyleniyorsun, ayıp…” dedim ve gittim. Adamsa, arkamdan söylenmeye devam ediyordu.
 
Sanayi esnafı ise, çarkını döndürme uğraşıyla haramla iç içe yaşamaya kendini alıştırmış sanki. Seviyesiz ve çoğu üç kağıtçı…
 
Arabama stepne için lastik almaya gittim. Adam lastiğini öve öve bitiremedi. Parasını ödeyip aldım. Lastiği denemek için arabama takmasını istedim. Uğraşmak istemediği için takmadı. Ne zaman ihtiyaç olursa getir takarım, dedi. Pek tatmin olmasam da, kabul ettim. Birkaç ay sonra lastiğim patladı. Stepneyi kullanmak istedim. Bu lastik bu araca uygun değil dedi bir başka usta. Götür kafasına at dediler ama götürmedim. Allah’a havale ettim onu.
 
Geçenlerde aracıma kaplama yapmak için bir oto aksesuarcıya gittim. Adam sorunlu bölgeyi temizletmem için beni bir oto yıkamacıya gönderdi. Bu durumu hiç anlamadım. Yine de gittim. Yıkamacıdaki adam, tam bir mağara adamıydı.
 
Ben ömrümde bu kadar sinirli, çirkef bir adam görmedim. Sorunlu bölgeyi yıkadı, sildi. Benden bunun için 20 lira da para istedi. Başka bir yerde 50 liraya fiyat aldığım basit bir kaplama işi, bana burada 70 liraya mal oldu. Üstelik eve gelince kaplamanın ne denli berbat yapıldığını görüp kahroldum. Geri götürmek istedim. Eşim izin vermedi. O gece hiç uyuyamadım. Onları da Allah’a havale ettim.
 
Sanayi esnafının büyük çoğunlu ukala, hadsiz ve boşboğaz oldukları kadar, çokbilmiş halleriyle de sizi çıldırtırlar.
Bu dönemlerde tanıdım Avrupa Oto’nun sahibi Eyüp Ustayı. Şimdi ondan başkasına gitmiyorum. Hakikaten de harika bir insan, iyi bir usta. Beni de çok sever, bilirim.
 
Hazar Oto Lastik deki arkadaşlar da harika insanlar. Özellikle Cebrail Usta… Keşke daha evvel tanısaydım, diyebileceğim ender ustalardan biri. Beni kapılarda karşılaması, güler yüzü ve bana olan saygısı her seferinde utandırıyor beni.
 
Bazı arkadaşlar Elazığ esnafına haksızlık yaptığımı düşünüyor olabilirler. Ama bu örnekler, bizzat yaşadıklarım ve aklıma ilk gelenler…
 
Harika biri olduğumu iddia etmiyorum ama bu tarz insanları gördükten sonra tevazuya da gerek olmadığını düşünüyorum…
Hayırlakalın…
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
ELAZIĞ ESNAFI