05 Ekim 2017 Perşembe, 1095 kişi okudu
DUVARLAR
Her sonbahar sarı, kahverengi, turuncu, bakırçalığı yapraklarla beraber kelimeler düşer, şehrin yağmadan arta kalan parklarına, arnavut kaldırımlı sokaklarına sessizce. Bir araya getiremediğim her bir  benimin, kendi mezhebince anlamlandırmaya çalıştığı çeşit çeşit koku, renk ve lisanda. Çok zaman önce yitirdiğim bir sevinci, yüreğime dolup taşan çocuksu bir aydınlığı hatırlatır bana.
Kelime yağmuru altındayken, taşrada, sisler arasında bir çocuk görürüm. Okul yolundadır,  ütülü önlüğü, kolalı beyaz yakalığı, siyah rugan ayakkabısı, koca kafası ve aydınlık yüzüyle. Çok şeyi hisseden, derinleri gören, yalnızlıktan ve azarlanmaktan korkan. İçi acıdıkça konuşan, konuştukça dinlenmeyen ve önemsenmeyen. Yok sayılınca da, ruhundan taşan acıyla, içinde duvarlar yeşerten, umudun ve yaşamın yerine. 
Gözle görülmeyen, sesle ulaşılamayan, dışarısını tekinsiz, puslu, karanlık gösteren ama içerisini göstermeyen, gösteremeyen duvarlar.
Derin yaralar, çaresizlikler, büyük fırtınalar, güç bela varılan limanlar sonrasında yaşama tutunup, nefes alabilmek  için kendi kendisini gizlemek, saklamak ve belkide anne rahmindeki güvene duyulan özlemin sonucu duvarlar. 
Duvarlar; savaşlardan kaçmak için, yaşamak için, unutmak için,  uzaklaşmak ve kendinden uzaklaştırmak için, önemsenmediğin için, affedemediğin için, saklamak için, saklanmak için, kendisinden eksiltileni göstermemek için, görünmemek için, kendi kendinle barışamadığın için, yaralandığın için, hissedemediğin için, göremediğin için, bir daha dokunmamak ve dokunulmamak için. 
 
Hangisi... Hangileri...
 
Duvarların arkasında sakladığın otuz yaşın. Onun etrafında koşturup duran, kucaklanmak isteyen ama kimseye dokunamayan bir çocuk. Çeperin dışında, mecburi bir yolculuğa çıkarılıp, başka başka şehirler, sınırlar ve insanlar tanımış olsa da, yola koyulduğu ilk büyük istasyona döndüğünde dahi, baktığı her yerde puslu Hamburg sabahlarının fırın kafelerindeki buhran ve yalnızlığı gören beyaz saçlı şimdiki yaşın.
 
Duvarlarının dibindeyim nicedir. İnsanları duvarlara mahkum eden de çoğaltıp yeşerten de insandır diye sayıklıyor dalgalarım. Duyuyor musun? 
Şayet istemezsen yapamayacağım, belki de varamayacağım yanına, getiremeyeceğim yolun sonunu.’’Bir yanım mavi yosun, dalgalanır sularda’’ ama fırtınalarımda  bile çarpamayabilirim duvarlarına. Yosun kokusu ile uyanma hevesi ile yanıp tutuşan o çocuğun  içindeki tutsağın, çatlak duvarlarına, yosun kokusu bırakmayı bile unutabilirim.   
 
Eyüp ÖZBAY
E-mail: eyup_ozbay@yahoo.com
Twitter: @ozbay_eyup
 
 

 

Okuyucu Yorumları
Haberler