20 Mart 2019 Çarşamba, 475 kişi okudu
SEDAT YASAK
DÜNYADA MÜSLÜMAN OLMAK
İslam’a ve Müslümanlara saldırı, onları karalama politikası her zaman var olmuştur. Bu nedenle dünyada Müslüman olmak oldukça zordur.
 
Hiçbir dinde başka bir dinin kutsalına saldırı anlayışı yoktur. Ancak insanlar, dini kendi siyasi anlayışlarına uygun hale getirerek, bunu yaptıkları eylemlerle de meşru kılmaya çalışıyorlar. Bu da kendi toplumlarının genel bir kısmı tarafından desteklense de, azınlık sayılabilecek ve sesi her çıktığında kısılan bir kesim tarafından da kabul edilmemektedir.
 
İşin enteresan tarafı ise, halkının çoğunun ve hatta yöneticilerinin tamamının Müslüman olduğu devletlerin, bu eylemlere sessiz kalmasıdır. Bu konuda Türkiye her eylemde sesini yükselten öncü devlet olsa da, maalesef Arap yarım adası ve onlar gibi Müslüman olan diğer devletler, sessizliğini koruyup daha da ileri giderek üç maymunu oynamaya devam etmektedirler. 
Onlar Filistin’de, Afganistan’da, Çin’de, Myanmar’da, Bosna’da ve daha birçok yerde yaşanan zulme seyirci kalmaya devam ettiler. Yetim kalan çocukların çığlıklarını, evlat acısı içindeki anne ve babaların feryatlarını, her türlü hakarete ve tecavüze uğrayan insanların arşı titreten haykırışlarını hep duymazdan geldiler ve gelmeye de devam edecekler…
 
Son olarak Yeni Zelanda’da meydana gelen terör saldırısında (ki, çoğu batılı medya buna terör saldırısı bile diyemedi) ibadet için gittikleri camide 50 Müslüman kardeşimiz şehit edildi. 
 
İslam ülkelerinden son derece cılız, duyulamayacak bir ses çıktı sadece. Bu da bir etki bırakmaktan ziyade, maksat hasıl olsun anlayışıyla kerhen çıkarılmış bir sesten öteye geçemedi.
 
Oysa Charlie Hebdo baskınından dolayı, batı dünyası, Paris’te bir araya gelmiş, liderlerle kol kola Paris sokaklarında gövde gösterisi yapmışlardı. Bu yürüyüşle tüm dünyaya verilen gözdağına, biz de iştirak etmiş, yanlarında yer almıştık, hem de başbakanlık nezdinde…
 
Artık timsah gözyaşları dökmenin kimseye bir faydası yok. Bunu anlamamız ve bu gerçeğe göre hareket etmemiz gerekir.
Yeni Zelanda senato üyesinin: “ Bu olay Müslümanları masum göstermez.” çıkışı, batı dünyasının Müslümanlara olan bakış açısını da çok net bir şekilde ortaya koyuyordu. 
 
17 yaşındaki bir gencin senato üyesinin kafasında yumurta kırması, bir bireysel eylem olmasına rağmen, çoğu İslam ülkelerindeki yöneticilerin gösteremedikleri cesareti tek başına göstermesi anlamında son derece etkileyici bir girişimdi.
Buna benzer bir açıklama ise, ne yazık ki, bizim politikacılarımızın birinden geldi: “ Terörün kaynağı İslam’dır.” Bu, bir toplumun inancına yapılmış en büyük hakaretti... 
 
Bu tür söylemleri, batı medyasından ve politikacılarından duymaya alışkın olsak da, kendi içimizde yer alan gazeteci(!) ve politikacılardan(!) duymak çok daha yaralayıcı oluyor. 
Eskiden savaş meydanlarında düşman bile namertlik etmezdi. Şimdi ise dostun namertliğini görmek insanı kahrediyor…
Gerçeği haykıran ve bir özeleştiri yapan cesur yürekler de yok değil. Bir Alman televizyonunda katıldığı programda bir gazetecinin söylediklerine kulak verelim:
 
“Sanırım biz kendimizi bir yalanın içine yerleştirmişiz. Biz batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin, dinimizin mükemmelliğiyle fethetmedik. Yabancılara karşı hep zor kullandık. Harçlı seferlerinde 4 milyon insanı Müslümanlar öldürmedi. Dünya sömürgeleşirken, 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar da Müslümanlar değildi.  Dünya Savaşlarında 70 milyon insanın, 6 milyon Yahudi’nin ölümüne sebep olanlar da Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunların sebebi batı dünyasının zorbalıklarıydı. Bunu bu şekilde idrak etmemiz gerekir...”  
 
Maalesef bunu hala göremeyen veya görmek istemeyenler var. 
 
İnsanın aklına o vakit Bilge Kral’ın şu sözü geliyor: “ Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın söyledikleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” 
 
Mehmet Zülfü YARCEL
 
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi
DÜNYADA MÜSLÜMAN OLMAK