09 Temmuz 2018 Pazartesi, 709 kişi okudu
DOĞRULAR - GERÇEKLER - ZORLUKLAR

Bu yazıyı yazma nedenimin seçimle alakalı görünse de seçimle bağı olmadığını,  yazma motivasyonumu “değişim”ve “teşekkür”  kelimelerinin  ya da kavramının bendeki anlamları ve  bu kelimeleree yüklediğim beklentilerim, umutlarım, hayallerim, özlemlerimin oluşturduğunu söylemek isterim.

Alışkanlıkların, kalıplaşmış yargıların, olanla yetinmenin, ihtimalsizliğin, tek düzeliğin, çaresizliğin, ümitsizliğin ortadan kalkması, ezberlerin bozulması anlamını taşır bende bu değişim denen şey...

Teşekkür ise; yapılan bir iyiliğe bir güzel davranışa duyulan hoşnutluğu sözle ya da davranışla anlatma yoludur.  

Bir incelik, bir jesttir ve iletişimin kanallarını genişletir, güzelleştirir.

Son zamanlarda artık duyulmaz olan değerlerin içinde kalmıştır.

Ya da adet yerini bulsun diye ağızdan çıkar ama içi bomboştur, pek bir işe yaramaz.

Eksilmiş ve ekitilmiştir, Seyhan Erözçelik’in Jestlerin Ölümü adlı şiirde dediği gibi:

“Gülleri de eskittik.

Zaten artık almıyoruz. Gül zamanları

Geçti. Rüzgar esti. Sert esti. Jestler bitti.

Kendimizi kaybettik.

Gül verecek kimse de kalmdı.”

 

Günümüzde jest  yapacaklar da  azaldı,  jestleri anlayacak olanlar da ne yazık ki... 

Teşekkür de, bu jestlerden biridir, bu yüzden önemlidir hem de çok önemli...

Jest yapmak özen ve incelik ister, insan ihtiyaçlarından biridir bence ondandır,  Jestlerin Ölümü adlı şiirini “Oysa ki insanların birbirine ihtiyacı var./yoksa niye toplu halde yaşasınlar” diye bitirmiştir Seyhan Erözçelik.

Değişim,  dönüşüm,   aslında hem sözel hem yazınsal olarak çok kullanılmış ve kullanılan  bir kelime.

Ancak “Şeylerin kendisine gidelim” diyen Edmund Husserl’i anarak, bu yazıyla, değişim denen olguya gidelim istedim.

Seçim haberlerinde 41 yıl sonra Elazığ’da  CHP’nin milletvekili  adayı çıkardığını duyduk, duydum ve çok şaşırdım.

Elazığlıyım çünkü...

Neredeyse imkansız dediğim bir şeydi  Elazığ için, solda görünen bir partinin  ya da birinin kazanması benim bildiğim kadarıyla, çok zordur.  

Kentin geleneksel yapısı genellikle sol düşünceye kapalıdır. 

Üstelik  erken seçim  dönemi ve  zorlu bir sürecin  içindeyken...

Turgut Uyar’ın dediği gibi: “Kışsa/zordur bir yazı anlamak.”

26 Haziran 2018 tarihinde TV kanallarının birinde tesadüfen Elazığ’da bunu başarmış olan vekil Gürsel Erol, henüz Ankara’ya gitmediğini, Elazığ’da teşekkür ziyaretleri yaptığını söylediğinde,  “ayahuasca” çayı içmişim gibi bu yazıyı yazmaya başladım...

Beni tanıyanlar da tanımıyanlar da bu yazıya şaşırabilirler ya da abartılı bulabilir ancak “değişim” ve “teşekkür” ün kendisini görmenin ben de yarattığı coşkuyla ortaya çıkıyor bu yazı.

Hazar Sözlüğü adlı kitapta, “Bir gerçekten, ancak bu gerçeğin içine koymuş olduğunuz şeyi alabilirsiniz” diye yazdığı gibi...

İşte öyle bir şey!

Kafamdam, insan olmayı ve insanları sevmeyi öğrenerek amacına ulaşmış olan Sidarta,  Cezayirlilere beyazmışsınız gibi davranmayı bırakın diyen Frantz Fanon,  aynı kadere mahküm soydaşların aynı saflarda olması gerektiğini savunan Sultangaliyev’le ilgili bilgiler, düşünceler  geçti.

Sidarta’nın düşüncelerimdeki varlığı, kayıkçı arkadaşının ırmakla ilgili söyledikleriyle ilintili: ırmak, çoğu  insan için  yolculukları sırasında karşılaştıkları, karşı kıyıya geçmek için aşılması gereken bir durum olarak görünür. Ancak binlerce kişi arasında çok azı ırmağın sesine kulak verdi ve ırmağın sesini işitti ve ırmak benim gibi onların da gözünde önemsenen kutsallığını kazandı.”

Demek ki  Elazığ önemsenip, özen ve samimiyetle dinlenmiş, anlamlı mesajlar verilmiş olmalı ki, kayığa bindirilip karşıya geçirilmiş. 

Bu vekil, büyük hoşnutlukla borçlandırmış olmalı ki yüreğini,  dönüp teşekkür ziyaretlerini gerçekleştirmeyi keyifle yapıyor.  

Oruç Aruoba’nın Uzak adlı kitabındaki Özlem Çekene Kılavuz adlı bölümde “Özlem, özleneni, özleyene getirir.” diyor ya 41 yıllık hasret dinmiş görünüyor.

Demek ki, “Özlem, özleneni,  özlenmesi gerekmezken de özlemektir.”

Demek ki, ”Özlemek,  özlenmek istemektir.” Demek ki böyle bir vekil de Elazığ’da özlenmiş olmalı ki, bu kavuşma isteği gerçekleşmiş oluyor.

Frantz Fanon Cezayirli hastalarla ilgilenmese onların kültürünü, geleneklerini, mitlerini, ritüellerini öğrenmeye kalkmasa  ve halkın travmalarını görmeseydi ve onlara bunu anlatmaya çalışmasaydı Cezayirliler,  sömürgecilere karşı kimliklerinin farkına varıp, varoluşsal mücadeleyi canla başla verirler miydi?

Buradaki benzerliği de Vekil’in “Elazığ  kültürünü ve geleneklerini bilen biriyim” dediği için kurmuş olmalıyım.

Muhtemelen örf adetlerin biçimlendirdiği davranış kültürüyle hareket ederek çalışmalarını yürütmüş olmalı ki Elazığ halkı da onu kucaklamış.

Ne diyordu Oruç Aruoba Uzak adlı Kitabın Tavşan Besleyene Kılavuz adlı bölümde: “Tavşan besleyen, evinde attığı her adımda da dikkat etmelidir.”  ve “Tavşan besleyen havuç da yetiştirmelidir.”  der ve ardından: “Tavşan besleyen, evinin içindeki bütün geliş gidişlerini gerçi hiçbir yargıda bulunmadan, izleyen; ama sürekli üzerinde tuttuğu gözüyle çok temel bir talepte bulunan, bir canlı ile birlikte yaşamayı, onun varlık talebini hesaba katmayı da, öğrenmelidir.”

Umarım iyi ve güzel olan şeyler büyür ve çoğalır. Umarım kentin taleplerini karşılama konuusunda başarılı olunur.

Sultangaliyev’in düşüncelerinin temelini birlik çağrısı oluşturuyordu.  

Bu birlik çağrısı aynı kültüre sahip insanlara olan çağrıdır.

Sol düşünceye karşı hep mesafeli olmuş bu kentin, oy vermesini sağlayan şeyin de bu olduğunu sanıyorum.

Elazığ için kollarını sıvamış olan Gürsel Erol; kutuplaşacak bir durumun olmadığına,  “birleştiren şeylerin ayrıştıran şeylerden çok daha fazla olduğuna” ikna edip,  biz biriz,  aynı kültürden gelmekteyiz, birbirimizin geleneklerine yabancı değilizi, göstermiş olmalı ki bu gün meclisdeki yerini almıştır.  

Dilerim sürdürülebilirlikle ilgili olumsuzluklar yaşanmaz.

Malüm her alandaki sürdürülebilirlik pek de başarılı olamıyor nedense!

Bir de tabi Albert Camus’nun Doğrular adlı kitabındaki sorgulamayı buraya alarak biz de benzer soru sorabiliriz:  “Devrim sonrasında toplum, hangi insancıl değerler üzerinden yükselecektir?”

Sahi hangi insani değerler çiğnendiği yerden kaldırılıp iyileştirilerek baş köşeye kanulacak?

Bir kırlangıç gördük diye yaz geldi demiyorum, ancak Elazığ için anlamlı ve yepyeni bir deneyim olacağını düşünüyorum.

Değişimin hoş kokulu esintisi için de  bir kılavuzun ortaya çıkışını beklesek mi diyorum?

Gürsel Erol’un başarısının sırrını, siyasi ve sosyolojik çözümlemesini, işin uzmanlarına bırakalım.

Ayahuasca çayının etkileri bana bu değişimin zorluğu, zorluklarını da hatırlaratak, Melih Cevdet Anday’ın  Kolları Bağlı Odysseus adlı şiirinden dizelerle fısıldıyor:

“Çünkü eski bahçelerde değiliz

Eskidendi elmanın ağaçtan düştüğü

Şimdi yalnız ½ gt2

Kapsar yıldız kaymalarını

Ayıklamalı evren  görütünü

Usa uygun bir düzene koymalı.”

Okuyucu Yorumları
DOĞRULAR - GERÇEKLER - ZORLUKLAR