06 Eylül 2019 Cuma, 299 kişi okudu
Mehmet Zülfü Yarcel
DİRENİŞ!!
Günler önce Diyarbakır’da bir annenin feryadına tanıklık ettik ki bu feryattan çok bir haykırıştı ve sesini sonuna kadar duyuran sağır edercesine. Sessizce oturmuştu belediye binasının önünde, sessizliğin en şiddetli sesiyle ve tüm müdahalelere rağmen o direndi, canının parçası olan oğlunu istemeye devam etti. Gözleri yaşlı bir şekilde ama gururla ve inatla günlerce bekledi, bekledi, bekledi...
 
Sonunda kaçırıldı dediği oğlu için onca zaman ortaya koyduğu sükut-u isyanı sonuç verdi ve yavrusuna kavuştu. Çığlığı ulaşmıştı ulaşabileceği yere kadar... 
 
Alıp da asıl olması gereken yere getirmişti oğlunu; anaocağına!
 
Oğlu daha küçücükken başında sabahlayan bir anne, o hastalandığında onun acısını kalbinde hisseden bir anne, geceleri uyanıp yavrusunun üstünü örten bir anne, onca yorucu ve uykusuz günler geçiren bir anne yine uykusuz ve yorgun günler geçirmişti evladı uğruna gözünü bile kırpmadan!
 
Onun bu cesareti ve inatçılığı diğer ailelere de güç vermişti adeta. 
 
Evlatları koynundan alınıp götürülen anneler, hep içlerinde sakladıkları ve gecenin kuytu karanlıklarında kimse göstermeden gözyaşlarını döken anneler, koca kalabalıklarda haykırışını duyurmaya korkan anneler ve aileler, artık kaybedecek bir şeylerinin kalmadığını fark eden anneler, tükenmekte olan ümitlerini yeniden yeşerttiler. 
 
Günler geçtikçe aynı acıları paylaşan aileler gelip aynı şekilde belediye binasının önünde direnmeye başladılar. Seslerini birbirlerinin sesine katıp daha yüksek bir şekilde haykırmaya başladırlar. Kaçırılan, kandırılan, zorla götürülen evlatlarını geri istediler. 
 
Bu sessiz direnişleri yavaş yavaş çığ gibi büyüdü annelerin. Kimin bu çığın altında kaldığı da artık umurlarında değildi. Yıllardır yüreklerinde taşıdıkları bu evlat hasretinin yükü altında artık yorulmuşlardı. Bu hasreti giderecek olan bir kıvılcımın ardı sıra gitmek istediler, küçük bir umut olsa dahi...
 
İşte bu umudu haber yapmak için gelen muhabirler de o annelerden bir tanesine mikrofon uzattı, yüreği çoktan dağlanan ve yarası hiç kapanmayan ama bunu da hep kendi içinde yaşayan bir anneye. 
 
“Haberlerde gördüm ve ben de buraya geldim. Belki bir haber alırım diye. Bugüne kadar hiç haber alamadım. Uzun zamandır görmedim onu. Belki o  beni görür.
Ne bileyim belki siz vesile olursunuz. Baba da yok zaten. Benim de okumam yazmam yok, o yüzden bir yere de gidemiyorum.” Bu sözler aslında çaresizliğin kısa bir özeti...!
 
Bu sözcükler bir araya gelip cümle halini alıp acılı annenin yüreğinden dili vasıtasıyla dökülürken ona eşlik eden tek şey gözyaşlarıydı. Anaların dillerinden dökülen ağıtların dili kürtçe veya türkçe olsa da gözyaşlarının tadı ve acısı aynıydı.
 Hiçbir güç annelik kadar kuvvetli değildir bu yeryüzünde. Boşuna mı serildi cennet onların ayaklarının altlarına. Hiçbir ideoloji bir annenin evladı için döktüğü gözyaşlarından daha değerli değildir. Çocukların öldürüldüğü, anaların feryatlarının yükseldiği bir coğrafyada her türlü ideoliji de yerin dibine batsın...
 
Bu hayatta, insanın başına gelebilen ve acısı derinlerde saklanan kayıplardan birini ben de yaşadım yaşadım. Babamı, atamı kaybettim. Ben onun üzerine avuç avuç toprak atarken bana çoktan “yetim” denilmeye başlanmıştı bile. Annem ise kendi annesini kaybettiğinde mezarı başında gözyaşlarıyla ağıt yakarken o da “öksüz” sıfatını üzerinde taşımaya başlamıştı habersizce. Ancak evladını kaybeden birine herhangi bir sözcükle hitap edemedi hiçkimse çünkü o öyle bir acıdır ki tarif etmeye kelam yetmez. Peygamber efendimiz(sav) de bu acıyı defalarca yaşayanlardan biri, sadece bir evladı ondan sonra vefat etmiştir hatta. Ölçebilirseniz ölçün bu acının büyüklüğünü?
 
Özellikle Hz. Yakup’un öldü diye bildiği ve en sevdiği evladı olan   Hz. Yusuf için döktü gözyaşlarını yıllarca. Bu acı o kadar ağırmış ki peygarmberler bile gözlerinin feri sönesiye kadar ağlamış olmalarına rağmen döktükleri  o gözyaşları yüreklerine düşen ateşi söndürmeye yetmemiş.
 
Evlat acısının hiçbir dilde karşılığı yoktur. Kimi bir kazadan dolayı, kimi hastalıktan dolayı kaybetmiştir ciğerinin parçasını... işte bu anneler de ciğerparelerini başkalarının elinden almak için mücadele veriyorlar herkesin gözleri önünde. Önce çok alçak çıkan sesleri artık daha gür ve inançla çıkmaya başladı. Tiz bir çığlık olan sesleri artık daha anlaşılır halde çıkmaya başladı. İnancın olduğu bir yerde her şeyle baş edilebilir! 
 
Anneler direniyor!! Bu direnişin karşısında ne dağ ne da başka bir şey durabilir!!! 
 
“Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsünüz.”
Okuyucu Yorumları
Karakese.com | Çukurova Bölgesinin En Güncel Bilgi Sitesi