02 Ağustos 2018 Perşembe, 802 kişi okudu
SEDAT YASAK
DİNMEYEN GÖZYAŞI
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, PKK'lı teröristlerin yola tuzakladığı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu hayatını kaybeden Astsubay Çavuş Serkan Karakaya'nın eşi Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Bedirhan Mustafa Karakaya tüm ülkeyi yasa boğdu. 
 
PKK bu hadiseyle, kirli, kanlı ve çirkin yüzünü bir kez daha gösterdi.
 
Al bayrağa sarılı minicik bir tabut ve dinmeyen öfke…
 
İnsan ne diyeceğini bilemiyor.
 
Bazen bir tek fotoğraf karesi, sayfalar dolusu anlatımdan daha etkili olabiliyor.
 
Daha evvel de bu köşeden birkaç yazısına yer verdiğim başarılı bir Edebiyatçı olan değerli arkadaşım, kardeşim M.Zülfü Yarcel bakın bu konu hakkında neler yazmış:
 
“Bir insanın canından daha değerli ne olabilir bu hayatta?
 
Peki, ya bir çocuğun gülüşünden daha güzel bir görüntü var mıdır?
 
O gülüşün görüntüsünü, masumiyetini hangi çiçeğe değişirsiniz? Peki neden şimdi bütün bu çiçekleri daha tomurcuk haline gelmeden koparmaya kalkıyoruz? 
 
Minicik bir beden, daha 11 aylık bir yavrucak ve annesine kurulan hain bir pusu…
 
Peki bunun sorumlusu kim?
 
Sadece onları katleden kişi ya da kişilerde mi suç,  yoksa toplumun hepsine pay edilmeli mi bu durum? Hangimiz yeterince masum olduğumuzu iddia edebiliriz ki?
 
Birbirimize yeterince tahammül edemiyoruz.
 
Siz ve biz ayrımıyla, aramıza duvarlar örüyoruz.
 
Manevi değerlerimizi hiçe sayarak bazılarını ötekileştiriyoruz.
 
Severiz Yaratılanı, Yaradan’dan ötürü, sözünü hayatımıza tatbik edemediğimiz gibi, bu söylemin ehemmiyetini de görmezden geliyoruz…
 
Ektiğimiz tohumları, daha yeşertemeden kendi ellerimizle toprağın altına gömüyoruz.
 
İşin en acı yönü de şuydu ki:
 
Cenaze töreninde annenin fotoğrafı vardı ancak 11 aylık meleğin fotoğrafı yoktu.
 
Sadece adı yazılmıştı al bayrağa sarılı minicik tabutunun üstüne.
 
Bu hayatta bir yılını bile doldurmadan, “baba”, “anne” diyemeden, yürüyemeden ve hayatı bilemeden cani ellerin kurbanı oldu. 
 
Düşünsenize, daha bir birey bile olamadan, kendini birey zanneden kişi ya da kişiler tarafından toprağa gönderilen bir masumun yüreklerde açtığı kapanmayacak yarayı…
 
Peki, ya yüreğindeki bu koru, bir ömür boyu taşıyacak olan babaya ne demeli?
 
Hangi deniz, hangi okyanus onun yüreğine düşen bu ateşi söndürebilir ki…
 
Ateş düştüğü yeri yakıyor ve o baba yaşadıkça da bu ateşi yüreğinde duymaya devam edecek. Yarın bu hadise de balık hafızalarımızda unutulanlar kervanına katılacak. Peki, ya sonra…?”
 
Üstadın dediği gibi: ”Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…”
 
Mehmet Zülfü YARCEL
 
Okuyucu Yorumları
Haberler
DİNMEYEN GÖZYAŞI